Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 55 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ece Dorsay
 
 
Yayımlanan Sayı : 863

Cohen büyüsü ve Ekofeminizm sayıklaması... - 12.10.2009





Alışveriş merkezlerinden geçilmeyen şehrimde, eve bir  şeyler almak için mecburen Migros’a gittim… Ama eve dönerken bitkindim. Yaya olduğum halde üzerime üzerime gelen jeep’lerden, sıra sıra dizilmiş ürünlerin parlak paketlerinden, borsacı tipli adamların bitmek bilmeyen öfkesinden, burası niye açılmış dedirten fitness salonlarının işkence aletlerine benzer iş makinelerinde terleyenlerden, hepsinden genel olarak boğulduğumu hissettim ve evden niye az çıktığımı tekrar anladım… Eve gelir gelmez Antony Hegarty’den ‘Soft Black Stars’ı açtım ve derin bir nefes aldım… Tek kişilik dünyamdaki hüzün bile çok daha asil ve güzeldi…

Kendimi bildim bileli doğayı  sevdiğim için, üniversitemin manzaralı kampüsü bile şehirden biraz olsun uzaklaşmama sebep oluyor. Beri yandan yaz konserleri bu sene ilaç gibi geldi. Özellikle Leonard Cohen’in beni adeta uçan halılarla, içimdeki engin diyarlara götüren melankolisi, şahit olduğum inanılmaz hisler listeme yazıldı bile… Hatta kalbime kazındı.

‘In my secret life’ adlı parçasını dinlemek için sabırsızlıkla nefesimi tutmuş beklerken birden parçaya yumuşak bir üslupla başlaması bu yazın unutulmaz anısıydı benim için. Bize masallar anlattı Cohen, hüzün bulvarının zarif kapılarını açtı, kırık kalplerde tamirat yaptı ve usulca selam vererek gitti. Aldığı bol alkış ve gördüğü büyük ilgi, seyirciye verdiklerinin yanında bir detaydı sadece… “Minik orkestram” derken ne kadar da mütevazıydi… Ama müzisyenlerini tek tek yücelterek sundu her birini… Şiirsel sözlerle de kısaca tanıttı hepsini… Harikaydı. Dizlerinin üstüne çöküp sanat eseri gibi duran Fas halılarının üstünde Hallelujah diyerek yarı küskün ve buruk seslenişi kalbimin en derin yerinde iz bıraktı. Jeff Buckley’i anma gecesinde Peyote sahnesinde gözlerimi kapatarak çalıp söylediğim ve hep bir ağızdan bana eşlik edilen Hallelujah performansımı tekrar yaşamış gibi hissettim. Bir masaldı Cohen konseri… 

Üç saate yakın sürmesine rağmen tadı damağımızda kaldı. Müzik yolculuğumda, beni yarı yolda bırakan bazı ‘müzisyen’lerde bile asla göremediğim tevazuyu, bu kadar büyük sanatçılarda görünce neden ‘büyük’ olduklarını daha iyi anlıyorum. Feyz alınası… “There is a crack in everything that’s how the light gets in” derken tok sesiyle, derdimi özetledi asaletle…

Elime geçen kitaplara bakıyorum. Ekofeminizmle ilgili bir kitap bugünlerde elimden düşmüyor. Kadının doğa ile ilişkilendirilmesi ve bunun yüceltici olacağı yerde aslında kadının ‘evcil’ ve ‘anaç olduğunun vurgulanması amacıyla bu ilişkilendirmenin yapıldığı görüşleri yer alıyor. Bilimin, erkekle doğanın ise kadınla özdeşleştirildiğine vurgu yapılıyor. Aklın erkeğe, sezgilerin kadınlara layık görülmesinden vazgeçmek gerekiyor. Daha doğrusu kitabın yazarı, bu yanlış yargılardan sıyrılmak için ‘ekolojik bir feminizmin’ kurulması gerektiğinden dem vuruyor. Doğanın, aklın karşıtı olmadığı bir dünya görüşünü benimsemek gerektiğini söylüyor. Daha insancıl ve daha eşit bir düzende yaşamak için doğayı ve onun uzantısı olarak görülen kadını kontrol eden erkek egemenliğinin son bulması ve yeni bir perspektif geliştirilmesi gerektiğini iddia ediyor ki ben de burada yazara katılıyorum. ‘Kadın doğanın parçasıdır’, ‘Erkek kültürün parçasıdır’ gibi klişeleşmiş söylemleri yıkmanın gerekliliğini gösteriyor. 

İnsan kimliğini ve varoluşunu, doğanın egemeni olarak değil bir parçası olarak algılayıp deneyimlediğimizde çok daha adil bir dünyada yaşayabileceğimiz gerçeği beni de heyecanlandırıyor. Dünyayı, ikilik hiyerarşiler üzerinden görmeyi bırakabildiğimizde (kadın/erkek, siyah/beyaz, akıl/doğa gibi ikilikler) çok daha fazla yol kat edebileceğimize inanıyorum. Farklılıkları kabul etmeyi de kapsayan çocuksu, naif ama zengin ve bilinçli bir ruh hali gerekiyor bizlere.

ecedorsay@yahoo.com

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019