Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 27 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Meriç
 
 
Yayımlanan Sayı : 856

Geldiğin vapurla hasretin döner! - 01.10.2009





Orhan Veli’nin Karşı adlı kitabının ilk dizeleri, hepimizin bildiği bir şarkının da girişidir aynı zamanda: “Gün olur, alır başımı giderim / Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda / Şu ada senin, bu ada benim / Yelkovan kuşlarının peşi sıra...” Zülfü Livaneli’nin Ada albümünden aşinadır bu dizeler bize. Orhan Veli’nin o zaman nereye ve hangi vasıtayla gittiği bir muamma. Hürriyete Doğru’daki gibi “deniz daha bembeyazken” ve sandalla yola çıkmış olabilir. En kalabalık zamanında “yandan çarklı” ada vapuruna binmiş olma ihtimali de yüksek. Sandaldaysa, belki “kız sandalı kalbim gibi oynatma dümenden” sözlerini haiz şarkıyı mırıldanıyordur; “ada vapuru”ndaysa muhakkak Sait Faik’le iki çift laf ediyordur.

Orhan Veli’nin seçeneği en az iki tane ama yakın zamanda bizim çok seçeneğimiz kalmayacak: Alıp başımızı Adalar’a gitmek istediğimizde, konserve kutusu misali bir “hızlı” deniz taşıtının içine tıkılacak ve dalgalara karşı yol alacağız; dalgaları ve tatlı tatlı esen meltemi hissedemeyeceğiz ama… Bizim dilimizde eskiyi hatırlatan şarkılar olacak o zaman ve daha bir şarkıyı bitiremeden Adalar’a gelmiş olacağız! İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Boğaz vapurlarını yenileme projesinin sonucu ihtimal bu olacak. Vapurlarınsa Van Gölü’ne sürgüne gönderileceği söyleniyor.

Uzaktan ada vapuru geçiyor

Melih Cevdet Anday’ın şiirinden Onno Tunç’un bestelediği Şinanay, Sezen Aksu tarafından seslendirilir ve İstanbul dışındakileri bile vapur aşığı yapabilecek güçtedir: “Ada vapuru yandan çarklı / Bayraklar donanmış cafcaflı” diye başlayan şarkıya “simitçi, kahveci, gazozcu”nun yanısıra “Müslümanı, Yahudisi, Urumu”yla Ada halkı sızmayı başarmıştır.

Vapurlar, Istanbul Boğazı’nın süsü. Nazlı bir gelin gibi salına salına dolaşırlar iki yaka arasında. Otobüs ve tren saatleri onlara göre ayarlanır. Kalkma saati yaklaşığında vapura doğru telaşlı adımlarla yürüyen, düdüğü duyduktan sonra koşan insanlar yadırganmaz. Son anda vapuru yakalamanın keyfi, üst güvertede içilen çayla desteklenir. Martılara simit atılır, dalgalara bakılarak hayal kurulur, tenha köşelerde öpüşülür. “Bir bahar akşamında, bir vapurda” verilen Masum Küçücük Bir Öpücük, Kayahan’ın ilk kez katıldığı Altın Güvercin’de Ayşegül Aldinç’le birlikte seslendirdiği şarkıda karşımıza çıkar.

Vapurlarda fotoğraf makineleri hep çalışır. Kimi arka plana Topkapı Sarayı’nı alarak sevgilisinin fotoğrafını çeker, kimi de vapurun arkasında bıraktığı köpük izinin fotoğrafını çekerek sanat yapar. İstanbul’a ilk kez gelinmişse arkaya alınan Haydarpaşa Garı’dır: Bu kare, eşe dosta gösterilecek yegane İstanbul gezisi kanıtıdır. Geçmiş zamanda herkesin elinde görülen mini fotoğraf makinelerinin yerini şimdi cep telefonları almıştır ve bilhassa Haydarpaşa’nın önünden geçerken nice elin uzattığı cep telefonlarını görmek artık yadırgatıcı değildir.

Vapurlar bir yaşam alanıdır. Onlarsız olmaz. Bülent Ortaçgil, Eylül Akşamı’nda şunları söyler: “Sabah 7:30 vapuruna / Sen koşa koşa yetişirken / Ben yürüdüğümden kaçırmışımdır...” Ortaçgil, Mavi Kuş’a da şu öğüdü verir: “Bütün vapurları kaçıranlar gibi / Gel hiç üzülme...” Bulutsuzluk Özlemi’nin ilk albümündeki sıkı şarkılardan birisinde Nejat Yavaşoğulları, “Evinde gitarın var mı / Gidelim öyleyse” dediği insanla, vapur beklerken iskelede karşılaşmıştır.

Kimi zaman ayrılıklar ve kavuşmalar yaşanır vapurda. Yine Orhan Veli’nin “Bakakalırım giden geminin ardından” dizeleriyle başlayan şiiri, Ezginin Günlüğü tarafından müziklendirilmiştir. Küçük Hanımın Şarkısı, “Uyudu ada vapuru bu gece” sözleriyle başlar ve şöyle devam eder: “Uzaktan ada vapuru geçiyor / Savuruyor bak dumanını / Yüreğime dokunuyor bu sızı...” Ayna’nın iki şarkısında vapur motifi önemlidir: Gittiğin Yağmurla Gel, "Geldiğin vapurla hasretim döner” sözleriyle başlar; Keyifli Hatun ise “Dün seni gördüm ya vapurda yüreğim oynadı yerinden / Elinde çay, sigara, gözlerinde Istanbul / Keyifli hatunsun bi’tanem...” diyerek.

Vapurlar hayatın vazgeçilmezlerindendir. Kimi zaman bir şarkıya adlarını verirler. Yonca Evcimik’in seslendirdiği 8.15 Vapuru’nun sözlerini Ercan Saatçi yazmıştır: “Bu sabah 8 15 vapurunda, onu gördüm karşımda / Dizlerimi titretti, aşık oldum galiba...” 1994 tarihli bu şarkı Türkiye’de yayınlanmış ilk single kasettir ve Jessica Jay’in seslendirdiği Broken Hearted Woman’dan uyarlaan bu “aranjman” büyük ilgi görmüştür. Altıkırkbeş Yayınları da adını bir vapurdan alır.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın dizeleri, bir Timur Selçuk şarkısına iç yakıcı bir biçimde girmiştir: “Ansızın bir vapur düdüğü parçalar geceyi / Götürür o sesler seni uzaklara...” Başka bir Timur Selçuk bestesi olan Rıhtımda, yine Ümit Yaşar şiirinden bestelenmiştir. Şarkı, sevgiliyi alıp giden bir gemiyi ve “kalan” kederli adamı anlatır: “Derken bir düdük öttü ansızın / Bembeyaz gemi gitgide ufaldı / Korkunç yalnızlığıyla başbaşa / Rıhtımda bir adam kaldı...” Cem Karaca’nın Mehmet Soyrslan bestesi Ayrılık Günümüz’de dile getirdiği de benzer bir hikâyedir: “Limanda bir gemi bekliyor seni / Yelkenler açılmış hem demir almış / Uçuşan martılar uzakta kıyı / Rüzgarlar söylüyor hep o şarkıyı...” Attila İlhan şiirinden Müjdat Akgün’ün bestelediği Üçüncü Şahsın Şiiri’nde de gemiler vardır. Alpay’a kulak veriyoruz: “Ne vakit Maçka’dan geçsem / Limanda hep gemiler olurdu /.../ Akşamlar bir roman gibi biterdi / Jezabel kan içinde yatardı / Limandan bir gemi giderdi / Sen kalkıp ona giderdin / Benzin mum gibi giderdin / Sabaha kadar kalırdın...” Attila İlhan’ın Aysel Git Başımdan adlı şiirinde yer alan şu dizeleri unutmayalım: “içinden bir gemi kalkıp gitmemiş / uzak yalnızlık limanlarına…”

Yeni Türkü’nün yenilediği Telgrafın Telleri’nde ise uzaktan bir çağrı vardır: “Bin vapura gel İzmir’e yanı yanı başıma / Şu gençlikte neler geldi cahil başıma...” İzmir’den “gemileri yakarak” İstanbul’a gelen cevval delikanlı cevap verir: “Galata’nın Beyoğlu’nun çapkın kızları / Yoksa canım nasıl geçer ayaz kışları / Olan oldu bunca aydır çoktan unuttum seni / Ne binerim vapura ben ne de dönerim geri...”

Varna’dan hasret taşıyan vapur, Caz Vapuru, Aşk Gemisi

“Gemi”li şarkı çok. “Vapur”lu şarkıysa sanılanın aksine az. Ancak vapurlar, her zaman başarıyla sızmışlardır şarkıların içine. Sezen Aksu’nun 1983’te Ali Kocatepe’yle seslendirdiği şarkı İstanbul Boğazı’nı anlatır ve elbette şarkıda karşımıza ilk çıkan vapurlardır: “Süzülür akar gider vapurlar sıra sıra / Ne güzel bir mavi yoldur şu İstanbul Boğazı...” O vapurlar, Vedat Türkali’nin dizelerinde “mavi patiskaları yırtan gemiler”e dönüşür ve Onur Akın’ın müziklediği bu şiir (İstanbul) hem Grup Baran’ın hem de Edip Akbayram’ın sesinden bize ulaşır.

Boğaz vapurları, uzaktayken insanın aklına gelir ve onları hasretini çektikleri o güzel şehre bağlar. Nâzım Hikmet, sürgündeyken İstanbul’a selamını bir vapurla gönderir: “Bir vapur geçer Varna önünden / Oy Karadeniz’in gümüş telleri / Bir vapur geçer Boğaz’a doğru / Nazım usulcacık okşar vapuru / Yanar elleri...” Boğaz vapurlarından biri değildir bu ama onlardan birisiyle mutlaka karşılaşacaktır! Şanar Yurdatapan’ın yazdığı İstanbul’da Olmak’ta geçen şu dize kim bilir kaç uzak yüreği dağlamıştır: “Şimdi Istanbul’da olmak vardı anasını satayım / Püfür püfür bir vapurun yan tarafında...” Cem Karaca, aynı dönemde İstanbul hasretini anlattığı Hep Kahır’da kaderine şu dizelerle isyan eder: “İnsanlar gülüyordu de / Trende, vapurda, otobüste / Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle...”

Bunca şarkının adını anmışken, bir dönem öğrenci evlerinde ders çalışılırken dinlenen yegane albümü unutmayalım: Mehmet Güreli’nin Ayşe Tütüncü, İlkin Deniz ve Şuayip Yeltan’la yaptığı o muhteşem Vapurlar, aynı adlı kısa filmin müziklerini bünyesinde toplayan bir çalışmadır. Hazır caz sularında yüzmeye başlamışken, her yıl İstanbul Caz Festivali zamanı kalkan ve Boğaz sularında notaları savura savura yol alan Caz Vapuru’nu unutmayalım.

Boğazdan ve vapurlardan uzaklaşmadan şarkılarda geçen gemilerden de biraz söz edelim. Gemilerde Talim Var ya da Gemiciler bilinen türkülerdir ama Osman Pehlivan’dan alınan ve Muzaffer Sarısözen’in katkısıyla TRT repertuarına 0266 numarayla kaydedilen 4/4’lük Rumeli Türküsü fazla bilinmez: “Gemi kalkar sulara akar / Giymiş mor fesini de Süleyman / Bakışı canlar yakar...” Barış Manço’nun da seslendirdiği Ham Meyvayı Kopardılar Dalından’da “Uzun olur gemilerin direği / Yanık olur aşıkların yüreği” sözleri karşımıza çıkar. Türkünün kimi versiyonlarında, yüreği yanık olan efelerdir. Yine efelerden söz eden ve Muammer Ketencoğlu’nun Karanfilin Moruna albümünde dinlediğimiz Bir Gemim Var Adalara Yaslanır ise garip bir şekilde Ankara türküsüdür!

Türkülerde boğulmadan başka bir mevzuya atlayalım ve ilkokulda dünyanın yuvarlaklığını ispatlamak için öğretmenimizin söylediği sözleri analım: “Bizden uzaklaşan bir geminin önce kendisi gözden kaybolur, sonra bacası ve direkleri, en sonunda da dumanı görülmez olur.” 1988`da Ankara`da kurulan Kağıt Gemi, 1995 tarihli albümleriyle bir ara ortada gözüktü ama sonradan bu örnekteki gibi ufukta küçülerek yok oldu.

‘70’lerin başında plak yapılan Vakit Yok Gemi Kalkıyor Artık, memleketin “kalipso kralı” Metin Ersoy  tarafından seslendirilmiştir ve bir Jamaika halk şarkısından uyarlanmıştır. Ali Öke’nin yazdığı sözler enteresandır: “Geç kalacaksın hiç yok zaman / Düşünme sakın olma pişman / Yalnız kalamaz hiçbir yaratık / Vakit yok gemi kalkıyor artık // Bu gemide ah ben de olsaydım / Açık denizlere yol alsaydım / Vız gelirdi her şey inan bana / Yeter ki ben sana varsaydım...” Sonradan Yaşar tarafından seslendirilen bu şakının nakaratı “ah o gemide ben de olsaydım” şeklinde değiştirilmiştir ancak bu cümle bize daha ziyade Hababam Sınıfı filmlerinden birisini hatırlatır: Toplu halde cezaya kalan öğrenciler, yatakhane penceresinden İstanbul’a bakarken Domdom Ali içlenerek bu cümleyi kurar.

Gemide adlı film İstanbul’da geçer. “Bir memleket gibidir gemi”, filmin tanıtımlarında da kullanılan etkileyici bir cümledir ve “Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır; kanunlara, nizamlara...” şeklinde devam eder. Gemili film çoktur ama içlerinden sinema tarihi açısından önemli olan bir tanesini anmadan geçmeyelim. 1963 yapımı Atıf Yılmaz filmi İki Gemi Yan Yana, memleket sinemasında rastladığımız ilk lezbiyen sahneyle tarihe geçmiştir: Suzan Avcı ve Sevda Nur, filmin bir sahnesinde dudaktan öpüşürler. Bu sahne o dönemde fazla gelmiş ve Türk aile yapısına zarar verdiği gerekçesiyle filmin gösterilmesine izin verilmemiştir. Filmlere dalmadan Orhan Şevki’nin Kınalıada’da yayınladığı aylık gazete olan Son Vapur’u analım, çocukken kaçırmadığımız Aşk Gemisi’ne getirelim lafı: Orjinal adı The Love Boat olan dizi, TRT’nin tek kanal olduğu dönemde en çok ilgi gören dizilerdendi. (1) Ancak bu kitaba girmesi gereken Aşk Gemisi Pacific Princess değil, Grup Mecaz’ın şarkısı... Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı öğretim görevlilerinden bir kısmı tarafından 1992’de kurulan topluluğun Yalelli adlı ilk albümlerinde yer alan bu şarkı, Karadeniz ağzıyla söylenmiş sevimli bir aşk türküsüdür: “Kiz tutayım kolundan / Kaçırayim ben seni / Bu sevdanun yuzinden / Rabbum kel etti beni / Tut tut tut tut ipun uci kaçayi / Düt düt düt düt gemi duduk çalayi / Gel geleceksen sevdalum / Aşk gemisi kaçayi...”

Gemiler geçer şiirlerimden

Gemi, edebiyatla da arası iyi olan bir taşıttır. Sait Faik, adada yaşadığından olsa gerek gemilerle, vapurlarla, kayıklarla içli dışlıdır. Bunlar arasında en etkileyicisi Stelyanos Hrisopulos Gemisi’dir: Ermeni balıkçı Stelyanos’un torunu Trifon bir gemi yapar, gemiye dedesinin adını verir. Ancak gemi daha denize indirildiği gün “motorlu sandallara, altın yaldızlı güvertelerinde yalancı insanlar bulunan kotralara sahip” on altı çocuk tarafından batırılır. Bu öykü, bize çocukken öğretilen hamasî bir şarkıyı hatırlatır hep: “Türklerin gemisi kırmızı direkli / İçindeki askerler aslan yürekli // Düşmanın gemisi mavi direkli / İçindeki askerler tavşan yürekli...”

Edebiyat âleminin en meşhur gemisi Yahya Kemal’in şarkılara da taşınan şiiri Sessiz Gemi’dir. Buradaki gemi biraz farklıdır ama: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan / Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol / Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol...” Bu, aslında “son gemi”dir ve geri dönüşü yoktur: “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden...” Bu şiir, ilk dönemlerinde Moğollar tarafından bestelenmişse de asıl bilinen, Yeşil Giresunlu’nun Christian Delagrange`ın Sans Toi Je Suis Seul adlı şarkısı üzerine oturttuğu halidir. Hümeyra tarafından 1975’te plak yapılan Sessiz Gemi, bütün zamanların en büyük hit’lerinden biri olmuştur. Yakınlarda Yaşar ve Sertab Erener tarafından da seslendirilen bu şarkı, aynı zamanda, ölümü en iyi anlatan şarkılardandır. Sessiz Gemi’nin 1986’da İlhan Özay tarafından "Yahya Kemal`e nazire" olarak yazılan eğlenceli bir başka versiyonu olduğunu hatırlatalım, onu bulmayı meraklısına bırakalım ve Rimbaud’nun memleket şairlerine ilham kaynağı olan uzun şiirinin adını analım: Le Bateau Ivre / Sarhoş Gemi.

Edip Cansever’in Bu Gemi Ne Zamandır Burada adlı şiiri şöyle biter: “Belki yarın gidecek / Bir anı gelecek bir başka anının yerine // İnsan bazan ağlamaz mı bakıp bakıp kendine…” Orhan Veli’nin iki şiirinde gemiler başroldedir: “Gemiler geçer rüyalarımda / Allı pullu gemiler, damların üzerinden / Ben zavallı / Ben yıllardır denize hasret / Bakar ağlarım” ve “Elifbamın yapraklarında / Gemilerim, yelkenli gemilerim / Giderler yamyamların memleketlerine / Gemilerim, yan yata yata / Gemilerim, kurşunkalemiyle çizilmiş / Gemilerim, kırmızı bayraklı...” Bu ikincisi Selmi Andak tarafından bestelenmiş ve Murathan Mungan’ın oyunlaştırdığı Bir Garip Orhan Veli’de Müşfik Kenter tarafından seslendirilmiştir. Cahit Külebi’nin Gemilerim adlı şiiri ise henüz hiçbir bestecinin dikkatini çekmemiştir: ”Eğer kuvvetim yetse benim / Rıhtıma koşarım yalrnayak / Halatlarını bütün gemilerin / Bıçağımla keserim // Gemiler açılır sallanarak / Ben de artlarından bakarak gülerim / Bütün kuvvetimle bağırarak / Azat olun gemilerim, azat olun gemilerim”

Son olarak Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Bir Gemi Vardı adlı şiirindeki eşsiz dizeleri buraya alalım ve şarkılara geri dönelim: “Bir gemi vardı büyük beyaz rahat / Gamsız kasvetsiz kalender / Şarkılar içinden gelir şarkılar içinden gider / Bir gemi vardı...”

Gemiler kalkar yüreğimden

Gemi imgesi Düş Sokağı Sakinleri ve Ezginin Günlüğü şarkılarında da sık sık karşımıza çıkar. Düş Sokağı Sakinleri’ni geçelim ama Ezginin Günlüğü şarkılarında azıcık yol alalım. Topluluğun İstavrit albümünde, bizzat bu isimle bir şarkı vardır: “Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin / Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin / Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim / Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim...” Dargın mıyız albümünde yer alan Gemiler Gibi’de hayat, dünya ve sevda geçip giden gemilere benzetilir. Şarkının iki dizesi çok güzeldir: “Kalbim açıkta bir gemi / Yalnızlık bitmiyor...” Oyun albümündeki Martı farklı bir aşkı anlatır: “Takıldım gittim peşinden ah güzelim / Bir gemiydi benim sevdiğim / Yelkeninde bir beyaz gül ah güzelim / Dumanında sevda sözleri...” Ölüdeniz albümüne adını veren şarkı Nazım Hikmet’in Japon Balıkçısı adlı şiirinden bestelenmiştir: “Balık tuttuk yiyen ölür / Elimize değen ölür / Bu gemi bir kara tabut / Lumbarından giren ölür...” Aynı şiir, Ünol Büyükgönenç’in 1989’da yayınlanan Güzel Günler Göreceğiz albümünde de farklı bir besteyle yer alır. Büyükgönenç’in seslendirdiği bir başka Nâzım Hkimet şiiri Denize Dönmek İstiyorum, yine mükerrer bir şarkıdır ve Edip Akbayram’ın Özgürlük albümünde farklı bir besteyle yer alır: “Mavi aynasında suların / Boy verip görünmek istiyorum / Denize dönmek istiyorum / Sularda sönmek istiyorum // Gemiler gider aydın ufuklara, gemiler gider / Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder...” Zülfü Livaneli, Ada albümünde yer alan şarkısınrda sevgilinin gözlerini bir gemiye benzetir: “Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi...”

Ahmet Kaya’nın Turuncu Gemi’si, yıllarca çekme kasetlerde elden ele dolaştıktan sonra Yıldızlar ve Yakamoz albümünde legal olarak karşımıza çıkar. Turuncu geminin yolcuları “tüfekleri ellerinde” yoldaşlardır ve sözlerini Gülten Kaya’nın yazdığı şarkı şöyle biter: “Hadi gülüm toparlan gidiyoruz / Yaşamak için ölmek sırası bizde / Gitmeden yetişelim gemiye / Çabuk!..”

Athena’nın punk yaptığı zamanlardan kalan Korsanlar Kralı Bazil’i, Ege’nin Senden Uzak albümünde yer alan Uzay Heparı anısına yaptığı şarkıdaki Sessiz Gemi’ye gönderme yapan sözleri (“Nereye boyle, ah niye bu veda / Kalkmadı henüz son gemi daha...”), Yaşar Kurt’un bir şarkısında geçen “Gemiler bensiz gider” ve Bülent Ortaçgil’in Adam Sende şarkısında geçen “Gemiler yürümüyor kaptan” dizelerini de yukarıdakı şarkılara ekleyelim... Ortaçgil şarkısının Bu Şarkılar Adam Olmaz albümünden alındığını belirtelim ve hoş bir ayrıntıyı bu bilgiye ekleyelim: Bu Şarkılar Adam Olmaz’ın ilk baskısı Titanik adlı bir şirket tarafından yapılmıştır ve şirketan logosu batmakta olan Titanik’tir! Şirketin gemiyle aynı kaderi paylaştığını söylemeye gerek yok sanırım.

Bunca gemili şarkı adı geçirip Orhan Atasoy’un şahane şarkısı Gemiler’i unutmak olmaz. Bu şarkı, Orhan Atasoy’dan gayri Melis Sökmen, Zerrin Özer, Özcan Deniz ve Teoman tarafından da seslendirilmiştir. Her versiyonunda sözler farklıdır ama nakarat aynıdır: “Sen geçerken sahilden sessizce / Gemiler kalkar yüreğimden gizlice...” Dönersen Islık Çal filminde de kullanılan bu şarkının Umur Turagay imzalı videoklibi, şarkı kadar güzeldir.

Bakakalırım giden geminin ardından…

Boğaz vapurlarından girdik yazıya, gemilerle devam ettik. Arada filmleri, dizileri hatta dergileri andık; şiirlere daldık. Cem Karaca’nın bir şarkısına adını veren (laf ile yürümeyen) Peynir Gemisi (ki Barış Manço’nun Ahmet Bey’in Ceketi adlı şarkısında da karşımıza çıkar) gibi deyimlere ya da martı, sahil, iskele, rıhtım gibi yan yollara saparsak yazının ucu kaçar. İyisi mi, Nazan Öncel’in 2004 tarihli albümü Yan Yana Fotoğraf Çektirelim’de seslendirdiği Küçük Gemiler aracılığıyla Boğaz vapurlarına dönelim yine ve yazıyı sonlandıralım. Öncel, bu şarkısında “evsiz kediler sokağı”ndan söz eder ve şunları söyler: “Küçük gemiler su alır bebeğim / Bu sokaktan gecerken başını çevir bebeğim / Dalgalarla boğuşmak senin harcın değil / Burada güneş doğmaz bilirim /.../ Büyük gemiler buradan gecmez bayım / Takalar gibi bu limanda demir almaz bebegim / Dalgalarla boğuşmak senin harcın değil / Burada çiçekler yaşamaz bilirim...” Aynı albümde yer alan ve İki Genç Kız filminde de karşımıza çıkan etkileyici Nazan Öncel şarkısı Hayat Güzelmiş, şu sözlerle biter: “Ne güneşe uzandık yan yana / Ne yağmurda ıslandık / Bir vapura atlayıp bir sabah / Hiç gittik mi bir yere / Olmadı olamadı // Hayat güzelmiş / Güneş doğarmış / Gemiler geçermiş / Yağmur yağarmış / Utanmadan...”

Vapurlu gemili şarkılar bizi gerçeklerden uzaklaştırmasın: Her an yürürlüğe girecek bir karrnameyle Boğaz vapurlarını göremeyeceğimizi unutmayalım. Kim bilir, belki bir zaman dilimizde bir İlhan İrem şarkısı, aklımızda vapurlar, hızla dolanan deniz otobüslerine bakarken iç geçireceğiz derinden: “Ola ki günün birinde / Gemiler döner geriye / Yolcular aynı yolcular / Ve biz aynı sahilde”. Gemiler (aslında vapurlar) ola ki geri dönerse dilimize düşecek şarkı da belli: Gökalp Baykal’ın Sürgünden Gelen Gemi’si! Yazının sonunda, Ezginin Günlüğü’nün seslendirdiği Orhan Veli’den bestelenen Ayrılış‘ı gemilerin “ardından” söylememeyi dileyelim: “Bakakalırım giden geminin ardından / Atamam kendimi denize, dürnya güzel / Serde erkeklik var, ağlayamam…”

Bunca şarkıya konu olmuş, bunca filmi süslemiş, bunca öykünün ve şiirin mekanı olmuş araçlara kıymak, onları ortadan kaldırmak, uzaklara göndermek içimizden bir şeyleri alıp götürmekle eşdeğer. En azından, bütün bu şarkıların unutulmaması adına, “vapurumu istiyorum” sözlerini yürekten söylemek gerekiyor.

Dipnotlar:

1. O şahane beyaz gemi Pasific Princess, kaptanı Stubing, kızı Vicky, çukulata renkli barmen Isaac ve diğerleri her bölümde ünlü konukları ağırlıyor ve ekranlarımıza konuk oluyorlardı. Aşk Gemisi, dünyanın bütün limanlarını dolaşırken İstanbul’a da uğramış ancak Pacific Princess’i beklerken gele gele kara bir gemi gelmişti. Aslında kara değil, çok koyu lacivertti… Stella Solaris adlı gemi gelirken Sophia Loren’i getirmiş, Topkapı Sarayı’ndan Kaşıkçı Elması’nın çalınmasıyla başlayan ve Kuşadası’na kadar uzanan bir macera, dizinin iki bölümüne yayılmıştı. Stella Solaris geldiğinde tesadüfen İstanbul’daydık ve Sophia Loren’i ya da gemi tayfasından birini değil ama gemiyi yakından görmüştük. Yıllar sonra Çanakkale’de annemle otururken karşıdan geçen gemiye “Stella Solaris bu” deyişim ve geminin sahiden o çıkması sadece annemi değil beni de şaşırtmıştı.

mevsimsiz

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020