Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 812

Feminist taarruz ve Sylvia Plath - 24.06.2009





1963 yılında, büyük şair 30 yaşındaki Sylvia Plath uyumakta olan iki çocuğunun odasına girdi. Uyandıktan sonra yiyip-içmeleri için iki adet ekmek, tereyağı ve süt bıraktı. Sonra aşağıya mutfağa indi. Mutfak kapısını kapadı ve kapının altına bir adet havluyu kıvırarak koydu. Fırının gazını açtı ve kafasını fırının içine soktu. 20'nci yüzyılın en büyük şairlerinden bir tanesi bir süre sonra ölmüştü. Bu intihar ile yaklaşık yarım yüzyıl kadar sürecek bir feminist taarrruz başladı.

O yıllar, Betty Friedan'ın 'The Feminine Mystique' adıyla yayınladığı kitabın neden olduğu 'ikinci feminizm' dalgasının başladığı yıllardı.

'Birinci feminizm' dalgasında kadınlar eşitliğin önündeki yasal engellere karşı mücadele ettiler. Sıra sosyal ve kültürel alanlarda kadın haklarına karşı uygulamalarla mücadeleye gelmişti.

İşte Betty Friedan da evlenince ev kadınlığına mahkum olan kadının durumunu ve onun mücadelelerini gündeme getiriyordu. Sylvia Plath'in intiharı tam da o döneme rastgeldiğinden kadın hareketi, Plath'in intiharıyle kendi mücadeleleri için bir poster modeli bulmuştu.

Onun intiharı evlilikte koca baskısından yılıp hayatına son veren kadının tipik hikâyesi olarak tüm dünyada anlatıldı.

Sylvia'nın kocası gelmiş geçmiş en büyük şairlerden bir tanesi olarak kabul edilen Ted Hughes'tu.

İntihar gününden sonra tam 30 yıl boyunca Ted Hughes feministlerce 'katil' ilan edildi.

Kamuya açık yerlerde şiir okumaya kalktığında yuhalanarak susturuldu. Sylvia Plath'ın mezarının üstünde yazılı olan kocası Ted Hughes yazısı defalarca silindi. Yeniden yazılınca tekrar sildiler ismini.

Çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı Ted Hughes. Özel hayatı da suçlamalara yol açacak şekilde bozuktu. Sylvia ile evliyken Assia Wevill adlı bir kadınla ilişkisi olmuştu. Bu onun bir dizi evlilik dışı ilişkisinden sadece bir tanesiydi. Ancak bu ilişkisi daha uzun sürdü ve hatta Assia'dan bir çocuğu da oldu.

Olaylar tamamen dramatik bir hal aldı. Assia da, Sylvia'nın intiharından 6 yıl sonra 23 Mart 1969'da bir yatağı mutfağa taşıdı ve uyumakta olan kızını yatağın üstüne koydu. Bir bardak viskinin içinde uyku haplarını eritti, içti ve gaz ocağını açtı.

Bir film çekiyor olsaydım ve seyircinin canını acıtmak isteseydim ancak bu kadar abartılı bir trajedi düşünebilirdim. Bu da oldu ve Ted Hughes'in nasıl algılanmaya başladığını düşünebilirsiniz herhalde...

Ted Hughes'un kadınlarla ilişkisinin sorunsuz olduğunu elbette ileri sürecek değilim. Kadınları mutsuz eden bir karakteri vardı, bu kesin. Adamda sadakat kavramı yoktu. Evdeki kadına uşak muamelesi yapardı.

Bir şehir efsanesine göre, evdeki kadının nasıl davranması gerektiği ve görevleri konusunda kurallar listesi bile yazmış.

Bu liste o yıllarda bir tabloid gazetede yayınlanmıştı ve aniden adama karşı düşmanlık besleyenlerin sayısı ikiye-üçe katlandı.

Tabloid gazetede yayınlandı ama listenin gerçek olup olmadığı tam olarak anlaşılamadı.

Üstüne ne kadar gelinirse gelinsin ne kadar saldırılırsa saldırılsın, Ted Hughes karısı hakkında 35 yıl boyunca hiç konuşmadı ve her türlü saldırıyı sineye çekti. Ünlü feminist teorisyen Germaine Greer onun için 'hakaret edilmek için var olan adam' tanımını yaptı.

35 yıllık suskunluktan sonra onca yıl boyunca yazdığı 88 şiiri yayınladı. Bunların hepsi Sylvia ile hayatı ve ilişkisi hakkındaydı.

Ona göre bunlarla, intihar etmiş olan karısıyla derin bir bağlantı kurmuştu.

Bu çok güzel şiirler karşısında en radikal Ted Hughes düşmanında bile bir ölçüde yumuşama oldu.

'Birthday Papers' adlı kitap yayınlandıktan sonra Ted Hughes ile ilgili değerlendirmeler yeniden yapılmaya başlandı. Bir anlamda Ted Hughes-Sylvia Plath ilişkisinin revizyonist tarihi yazılmaya başlandı.

Feministler gayet tabii ki Ted Hughes'u hiç affetmediler ama en azından her ilişkinin kendi kriterleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini ve ilişkilere genel değerlendirmeler yapmanın doğru olmadığını söylemeye başladılar.

Bu da feminist ilişkiye yeni bir ağırlık ve bilgelik kazandırdı.

Her ilişkiyi kendi koşulları içinde değerlendirmek ve hiçbir ilişkiye önyargıyla yaklaşmamak gerektiğinden Sylvia Plath-Ted Hughes evliliğini önemsiyorum. Sylvia çocukken babasını kaybettiğinde bu ölüm onu aşırı derecede sarsmıştı ve babası öldüğü gün bir daha Allah'la konuşmama kararı aldığını söylemişti herkese.

Baba figürünü Allah'laştırdığı ve hayatına giren erkekleri de baba figürüyle özdeş tuttuğu uzmanlarca söyleniyor.

Sylvia ayrıca üniversitedeyken bir ara Boston'dan New York'a gidip parlak yaşamların anlatıldığı bir dergide çalışmaya başladı. Bu dünya aslında ona çok yabancı olan dudak boyası ormanı (lipstick jungle) dünyasıydı. Boston'a döndüğünde ağır bir ruh hastalığı geçirdi ve intihara kalkıştı. Akıl hastanesinde tedaviye alındı ve o dönemin tedavi şekli kabul edilen elektrik şoku verildi. Sylvia ruh hastalığından hiç kurtulamadı.

Ted ile ilişkisinin sorunlu olacağı daha ilk günden belliydi. Ted onun saçından bir tutamı asılıp koparmıştı. Sylvia ise adamın yanağını ısırıp bir parça kopardı. Bunlar 'tutkunun eseri' de diyebilirsiniz ama hayli abartılı oldukları kuşkusuz.

Her ailede olabilecek türde münakaşalar bu ikisinin birbirlerinin şiirlerini karşılıklı yakmalarıyla sona ererdi. Birçok güzel şiirin böyle yanıp kül olduğu da kesin.

Sonunda patlamaya mahkum bir ilişkiydi onlarınki. Nitekim öyle de oldu. Kadın, Virginia Wolf gibi ölümünden bir sanat yaratarak öldü. Adam ise hayatını onun ruhuyla savaşmaya verdikten sonra öldü.

Evliliğin ve ilişkilerin aslında ne kadar zor ve sorunlu olduğunu, kadının ne kadar güçlü olursa olsun ne kadar da duyarlı ve kırılgan olabildiğini gösteren bir hikâye onlarınki. Bu yüzden de çok da etkileyici.

Serdar Turgut’tan kısmen alıntılayarak sizlerle paylaştığım Sylvia Plath olayında feminizm diye adlandırılan akımın sanatı ve sanatçıyı nasıl etkilediğini ve hangi sonuçları doğurduğunu somut bir biçimde ortaya koymaya çalıştım.

Trabzon Sanataevi’nde iki gündür bir feminist eylem var. Daha birkaç gün daha sürecek bu feminist eylem. Kadın ressamların, feminzmden esilenerek kurdukları feminart kadın ressamlar derneğinin bir resim buluşması.

Ama bu öyle bir buluşma ki, tuvalini kapan kadınımız, kızımız bu buluşmaya geldi.

Sanatı meze yapan (bu kez resim meze yapıldı) aslında bir sanatsal eylemden ziyade turistik bir eylem olarak düşünülmüş (etkinlik programına bakınca turizme ne kadar yer verildiği açıkça görülüyor zaten) bir etkinlik.

Müzisyenlerde pek görülmeyen bu feminist birlikteliği feodal erkek tarafından kuşatılmış olan kadınların “çıkış” arama eylemi olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Sonuçları üzerine ayrıca kafa patlatırız sevgili dostlarım.

Cuma günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019