Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 32 müzisyen gazete okuyor
 
 
Recep Yeter
 
 
Yayımlanan Sayı : 793

Dede Efendi, alkol mezesi değildir! - 28.05.2009





400 eserden ve 27 CD`den oluşan albümü Harvard tarafından kaynak yayın kabul edilen, Haliç Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı Müdürü ve İleri Türk Müziği Konservatuvarı Derneği`nin 34 yıllık koro şefi Yard. Doç. Dr. Çetin Körükçü, Türk müziğinin temelinde tasavvuf olduğunu, alkolün Türk müziğine 80-90 yıl önce girdiğini söylüyor.

Bir insan düşünün. 37 yıl boyunca, haftada iki-üç gün hiç aksatmadan bir dernekte gönüllü olarak görev yapsın ve binlerce insana Türk müziğini öğretip, sevdirsin. Türkiye`nin hangi köşesinde devlet ya da özel ne kadar Türk müziği korosu varsa neredeyse hepsinde yetiştirdiği bir öğrencisi olsun ve bu insan 34 yıl boyunca korosunda şeflik yaptığı bu musiki cemiyetinden, işsiz kaldığı dönemde bile beş kuruş para almasın. O insan Türk sanat müziğinin saygın isimlerinden Nesrin Körükçü`nün eşi, Yard. Doç. Çetin Körükçü& Çetin Bey`le, İleri Türk Müziği Konservatuvarı`nın 60. yıl konserini verdiği CRR`nin kulisinde başlayan ve günlerce süren sohbetimizde müziği, kendisini, özveriyle görev yaptığı derneğini konuştuk. Üzgünüm ki, buraya sığanlarla yetineceksiniz...

Konuşmaya en başından, çocukluğunuzdan başlayalım. Klasik müzik, üst gelir ve kültür grubuna ait ailelerin müziği diye bilinir. Siz de böyle bir ailede mi büyüdünüz?

Annem ve babam okur-yazar değillerdi. Hatta imza atamaz, parmak basarlardı. Gaziosmanpaşa`da iki odalı evde büyüdüm. Üç kardeşim vardı ve ev kirasını zor ödüyorduk. Ben o yaşlarda bir yandan pastanelerde komilik yapıyor, sabah erken saatlerde Cağaloğlu`ndan gazete alıp Galata Köprüsü`nün ayağında satıyordum. Dolayısıyla babamın "Hadi git oğlum müzik dersi al" deme imkânı yoktu. Kimse müzisyen de değildi bizim evde ama Müzeyyen Senar, Alaaddin Yavaşça, Hamiyet Yüceses dinlenirdi radyodan. Biz Antepliyiz. Annem gergefde Antep işi nakış işlerken şarkılar mırıldanırdı. O mırıldandığı şarkılar hâlâ ezberimde.

Türk müziğiyle ve dernekle nasıl tanıştınız?

İlk ve ortaokulda müziğe hep ilgiliydim. Ama liseye kadar mecburen sadece dinlemekle yetindim. Rahmetli babam `Oku adam ol, çalgıcı mı olacaksın` derdi. Saygı duyduğu komşularımız "Bu çocuğun sesi çok güzel, değerlendir" diye ısrar edince izin verdi. 1966`da, Vefa Lisesi`nde okurken Üsküdar Musiki Cemiyeti`ne gitmeye başladım. Besteci Nazmi Atlı, iki yıl ücretsiz özel ders verdi. İktisat Fakültesi`nde okurken Hafta Sonu Gazetesi`nin Altın Ses ile Hürriyet Gazetesi`nin Altın Mikrofon yarışmalarında dereceye girdim. Benimle birlikte finale kalan bir arkadaşım derneğe getirip şefi Teoman Önaldı ile tanıştırdı. Teoman Bey, iki sene sonra koroyu bana bıraktı, askere gitti ve şefliğe geri dönmedi.

Binlerce öğrenci yetiştirdiğiniz halde hiç para almamışsınız. Niçin?

İnsanlar, ülkeleriyle ödeşirler. İşadamı işyeri açarak katkı sağlar. Ben de kültürüne bir katkı sağlıyorum. İyi müzik, doğru müzik, icra nedir anlatıyor, öğretiyorum.

Şu an öğretim üyesisiniz. Eskiden hayatınızı nasıl kazanıyordunuz?

Yarışmalarda dereceye girince plak yaptılar bana. Benim plağım diğer arkadaşlarımınkinden fazla satmış. Bunun üzerine hem üniversitede okuyup, hem de iki ayda bir 45`lik plak yapıyordum. 23 plak yaptım1974`e kadar. O plaklarla ailemi geçindirebiliyordum.

Türk müziğinin hayatınıza ne gibi etkileri oldu?

Benim amacım iyi bir solist olmaktı ama bu koronun yönetilmesi üzerime kalınca, Hüseyin Saadettin Arel gibi bir üstadın kurduğu derneği ihmal etmemek için işsiz kaldığım oldu. Ama, hâlâ en iyi dostum olan eşimle de bu derneğin sayede tanıştım.


TÜRK MÜZİÄ
žİNİN KÖKENİNDE TASAVVUF VAR

Türk müziği aşka zemin hazırlayan bir müzik mi?

Tabi ki müzik kendi başına aşka yataklık eden, aşkı provoke eden bir şeydir. Özellikle Türk müziğinde ise aşk konusu çok işlenmiş. 100 eser alsak 90`ı aşk üzerinedir.

Arabesk, toplumu çaresiz hissettiriyor. Türk müziğinin de benzer bir etkisi var mı?

Türk müziğimizde arabesk gibi bir agresiflik yok. Huzur veren, sükünet veren, neşesinde de abartı olmayan bir yapı var. Küçük abartılar da sonradan katılan öğelerle oluşmuş.

Türk müziği mi insanı alkolik yapıyor, yoksa insanlar mı Türk müziğini meze yapıyor?

Alkol maalesef musikimize 80-90 yıl önce, yani sonradan bulaşmış. Bunu muhafazakâr bir bakışla söylemiyorum. Maalesef bizde, içkili bir gazinoda, meyhanede Dede Efendi`nin bestesini icra etmek marifet gibi sunuluyor. Ben de içerim ama müziği alkolün bir mezesi gibi düşünmeyi doğru bulmuyorum. Klasik müziğimizin hemen bütün mensupları Mevlevi kökenlidir. Türk musikisinin çıkış noktasında Mevlevilik var, tasavvuf var. Bir Dede Efendi, adı üzerinde Dede`dir. Birçoğu o kültürü almış insanlardır. O insanların ve yaptıkları müziğin alkolle hiçbir bağlantısı yoktur. Tamam, Şevki Bey meyhaneci bir adam. Onun müziği duygusallığı artıran bir tarzda. Ama Dede`nin müziğinde o yok. Dede, Mevlevi adam. Tabi ki, `Şu karşı ki dağda bir yeşil çadır, çadırın içinde bir güzel yatır` diye en hercai şarkıyı da yapmış. Ama Dede Efendi, o şarkısını bile yine meze olarak yapmamış. İnsanlar, ibadet de edecek, ağlayacak da gülecek de& Bu anlayışla yapılmış.

Problem nerede peki? Cahillik mi?

Maalesef bizim musikimizde eğlence müziği böyle olur, diğer müzik şöyle olur gibi bir sınıflandırma yapılmamış. Bunun yapılması gerekiyor. Herkesin bir branşı olmalı. Birisi Türk müziğini, Dede Efendi`yi, Itri`yi, Hammamizade`yi icra ediyorsa, onların müzik anlayışının farklı olduğunu, Hacı Arif Bey`in Şevki Bey`in farklı olduğunu bilmek zorunda. Çünkü CRR` deki konserin adabı ile içkili bir âlemde müzik yapmanın adabı farklıdır. Orada yapılan müzik de, o müziğin ortaya konuş biçimi de, onu söyleyen kişi de farklı olmalıdır. Bu konuyu muhafazakâr bakışla eleştiren insanlar da iyi bilmiyor. Mesela bir radyoda eserlerimin sözlerini denetleyen kişi, Yesari Asım Arsoy`un, "Çıkmam Allah etmesin meyhaneden" diye biten şarkısını `meyhane` lafı nedeniyle okuyamayacağımı söyledi. Ben de "Bu meyhane senin anladığın meyhane değil. Burada tasavvufi anlatım var" deyip bırakıp gittim.


MEDYA ÇIPLAK KADIN TİCARETİ YAPIYOR?

Türk müziğinin kıymetini neden bilmiyoruz?

Ben her zaman şunu söylüyorum. Tanımadan sevmek mümkün değil. Sevmek için yaklaşmak, tanımak zorundayız.

Klasik müziğimiz mi çok elit, halk mı çok vasat?

Klasik müzikler, bütün dünyada biraz daha aristokrattır. Klasik müziği yapmak için de anlamak için de biraz kültür, biraz alışkanlık ve o müziğin kültürünü fikrini almak lazım. Batıda da, bizde de böyle.

Onlarca albümü olan bir sanatçısınız. Neden televizyonda yoksunuz?

Nerede çıkacağız söyler misiniz? Bana bir program gösterin, şurada çıkabilirsin deyin. Seda Sayan`ın programında ne söyleyeceğim, kime ne anlatacağım. Bunun nedeni, Türkiye`nin yüzde 75`inden fazlasının ilkokul ve altı seviyede eğitim görmesi, görsel ve yazılı medya, politikacılar ve sanatçıların bu yüzde 75`e oynamasıdır. Medya hiçbir sorumluluk hissetmiyor. Bir grup medya sürekli çıplak kadın resmi koyarak kimse kusura bakmasın ama sanki kadın ticareti yaparcasına yol gösteriyor.


TRT ZARAR VERDİ

TRT2 gibi sanata yer veren kanal var ama izlenmiyor diyenler var.

Bu çok ucuz ve çok kolay bir savunma. Normal olan bir şeye kimse bakmaz. Süsleyeceksiniz. Yani bu işin politikası doğru yapılmamış hiç. TRT gibi kendini yenilemeyen, her şeye yasak savmak için memur zihniyetiyle yaklaşan, köhnemiş bir müessese Türk müziğine faydadan çok zarar getirdi.

Tarkan, sanat müziğinin devamını getirmedi. Buna göre getirmeli miydi?

Ben Tarkan`ı tenkit etmiyorum. Keşke okusaydı. İnsanları Türk müziği ile tanıştırabilirdi. Tabi Tarkan kalkıp da Itri`nin Nevakar`ını okusun demiyorum. Ama Saadettin Kaynak`ın, Selahattin Pınar`ın şarkısını başını gözünü yarmadan okuyabilir. Tarkan okuduğu için bir grup insan da dinler.

Türk müziğinin dünyadaki yeri neresi? Tanıyor mu dünya bizim müziğimizi?

Ulusal olmayan evrensel olamaz. Bizim önce kendi ülkemizde kabullendirmemiz gerekiyor. Ama dünyada iki müziğin konservatuvarda öğretilebildiğini biliyoruz. Biri Batı, diğeri Türk müziği. Bugün gidin İsrail`in müziğinin öğretilebilecek kuralları yoktur. Arapların da öyledir. Ortadoğu`nun hemen hemen tamamında usta çırak ilişkisiyle öğretilen taklitçilik vardır.

Peki niçin Dede Efendi dinleyen bir Alman, bizim Mozart dinlediğini kasılarak söyleyen Türk vatandaşlarımız gibi kasılmıyor?

Çünkü kompleksimiz var. İlkokulda, ortaokulda batı müziği melodileri üzerine, Türkçe`nin fonetiğine uymayan sözler yazıp, müzik dersi diye öğretmeye çalıştık. Bu memlekette 50 yıl kendi müziğimiz konusunda eğitimsiz bırakıldık. Kültür Bakanlığı da kompleksli olduğu için korkuyoruz ve yurt dışına taşamıyoruz. Yurt dışına Batı müziğini kim iyi taklit ediyorsa, onu gönderiyorlar. `Bakın biz de sizin gibi olmaya çalışıyoruz` demek için. Halbuki, `Ben buyum, beni bu halimle sev ve beğen. Sevmezsen sevme` onurlu davranışını gösterebilsek bizi tanımaya çalışacaklar. İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ile Berlin`de bir konser verdikten sonra Berlin Üniversitesi Müzik profesörleriyle yemek yedik. Onlardan biri şunu söyledi. "700 yıllık bir imparatorluğun müziği olarak bugüne kadar bize hiçbir şey getirmediniz. Sizi dinleyince, bu müziğin imparatorluk müziği olabileceğini düşündüm. Batı müziğini icra eden insanların yaptığı müzik, `Bak biz de sizin gibi müzik yapmaya çalışıyoruz.` diyorlar gibi geliyor. Bizde aferin, güzel taklit ediyorlar" diyoruz. Ben 700 yıllık imparatorluğun müziğini dinlemek istiyorum. Niçin siz gelmiyorsunuz da bunları gönderiyorsunuz"

Büyükelçi beni reddetti, dansöz çağırdı.

2000 yılında İsrail, milenyum nedeniyle Türkiye`den de müzik grubu istemiş. Dışişleri Bakanlığı Türkiye`nin bir mozaik olduğunu, bütün kültürlere açık olduğunu göstermek için Ermeni Patrikhanesi`ni arayıp, "Siz yollayın" demiş. Daha önce Ermeni bestecilerin şarkılarıyla bir konser verdiğimiz için Patrik beni düşünmüş. "Ne götürebileriz?" diye sordu. Ben de `Fasıl musikimizdeki eserlerin ciddi bir bölümü Ermeni bestecilerimize ait. Bu bestecilerin eserlerini, 15 kişilik bir fasıl ekibiyle seslendirebiliriz" dedim. Patrik çok teşekkür etti. Bir süre sonra benden kendimi ve çalışmalarını anlatan bir dosya istediler. İsrail Büyükelçisi istemiş. Ben de dosyaya Harvard`ın kaynak yayın kabul ettiği yazıyı, Doğan Hızlan gibi önemli kalemlerin hakkımdaki makelelerinin olduğu bir klasör hazırlayıp yolladım. Bir iki gün sonra cevap geldi. Bizim İsrail`deki büyükelçi hazretlerimiz, demiş ki, "Ben bunları tanımıyorum, medyatik birilerini getirin" demiş. Kimi getirelim diye sormuşlar. "Erköse Kardeşlerle, bir de dansöz getirin" demiş. Ve biz gidemedik. Patrik özür dilerken "Utanıyorum ama siz de en az benim kadar utanıyorsunuzdur" dedi. tahminimce" demişti. Ben, bu olayı Kıbrıs`ta bir dostumun evinde anlattım ve "Bizim büyükelçilerimizin kendi kültürüne, memleketine bakışı, bilgi, kültürü görgüsü bu dedim." Dostum, "Bitti mi abi" dedi. "Bitti" dedim. Dostum `O elçi bu` diye yanımızdaki damadını gösterdi. Ben de `Sözümü geri almayacağım` dedim. Çünkü beni tanımaması mazaret değildi. Bazen Türk müziği yapan bir insan olarak azınlık muamelesi bile görmüyoruz.

Harvard, albümünü kaynak kabul ediyor.

1969 doğumlu olan Yard. Doç. Çetin Körükçü, bugüne kadar yaklaşık 150 konser yönetti. Sadece 1974`e kadar 23 adet 45 devirli plak ve bir LP sahibi olan Körükçü, ilk Türk Müziği Korosu olan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu`nun ilk mensuplarından. 26 yıl boyunca bu koronun yurt içi ve yurt dışı konserlerine solist ve korist olarak katılan Körükçü, 1974 yılından itibaren yaklaşık 15 yıl Hava Harp Okulu Türk Müziği Kol Çalışmaları`nı da yönetti. Körükçü`nün 1996 yılında "Bir Şarkıdır Yaşamak" adıyla Universal firması için hazırladığı, 400 eserden oluşan 27 CD`lik albümü dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi`nce kaynak yayın kabul edildi. Körükçü, halen T.C. Haliç Üniversitesi Konservatuarı Müdürlüğü`nü ve 34 yıldır İleri Türk Müziği Konservatuvarı`nın şefliğini yapıyor.

Fotoğraf
: SEDAT ÖZKÖMEÇ  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021