Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 22 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 792

Müziğimiz nasıl yozlaştı? - 27.05.2009





Yıllardır hemen herkesten hep aynı cümleyi duyarız: “Müzik evrenseldir!”

Yaratılışımızdan beri kulağımıza hoş gelen bir nağme kimi zaman hüzün yaşamamıza, kimi zaman nedenini bilemediğimiz mutluluklar tatmamıza, kimi zaman ruhumuzun sonsuz bir huzurla kaplamansına, kimi zaman ise içimizi karartan bir melankoli yaşamamıza neden olmuştur. Hepimiz kulağımıza hoş gelen bir ezgi duyduğumuzda kendimizden bir şeyler buluruz belki de geçmişe veya geleceğe dair.

Öyle ki tüm yaşanmışlıkların bir şarkısı vardır kalbimizde…

Geçen yıllar her şeyde olduğu gibi müzikte de bazı değişimler yaşanmasına sebep oldu. Aslına bakarsanız kaçınılmaz bir değişiklikti belki de bu değişim. Rock, pop, jazz, rap, sanat müziği ve daha sayamayacağımız pek çok müzik türü büyük değişim yaşadı. Bu değişim insanların yaşam tarzlarını etkiledi ve etkilemeye devam ediyor…

Bu yazıda iyi veya kötü müzisyenleri tartışma niyetinde değilim. Esas olan iyi müzik ve kötü müzik arasındaki kalite farkını ortaya koymak, seçici bir dinleyici olmanın önemini vurgulamaktır.

Günümüzün teknolojik imkanlarıyla bir şarkının altyapısını neredeyse hatasız tamamlamak inanın, bu işi yapan kişinin iş yoğunluğuna göre bazen 20 dakika gibi kısa bir süreyi alabiliyor. Eskilerdeki canlı orkestralarla kayıta giren müzisyen sayısı hele hele ülkemizde elin parmaklarını geçmez bir hal aldı.

İki saat içerisinde söz yazılan, 5-10 dakikada da ona bir beste “patlatılan” sonrada haftalarca müzik listelerinde üst sıralarda kalan şarkılar… Belki de birkaç yıl sonra kimin söylediği kimsenin umurunda bile olmayacak, içinde kimsenin hikayesini barındırmayan, anlamsız sözlerden oluşan şarkılar…

Peki bu erozyona sebep olanlar kimler bilmek ister misiniz?

Aslında biliyorsunuz!

Onları hergün televizyonlarda görüyorsunuz zaten. Hergün birkaç güzel hanım kızımız ile çektikleri kliplerini televizyonlarda izlediğimiz, artık “kimin nerede kiminle ne yaptığını” ekranlardan ezbere bildiğimiz, bu ülkenin gerçek sanatkarları(!)…

Bir anda ortaya çıkarak ortalığı kasıp kavuran, birkaç yıl sonra adını dahi hatırlamadığımız gençler… İşin ilginç tarafı bu gençlerin çoğu kendine göre “büyük sanatçı” havasındalar. Fakat gündemden düşüp kimse onları hatırlamaz olunca başka bir taktik devreye giriyor. Ya artık müzik piyasasında yer edinmiş kimi zaman hepimizin takdir ettiği sanatçılarla polemiğe giriliyor, ya da dengi bir sanatçıyla ekranlar önünde polemikler yaşanıyor. Hele hele kendi yaptıklarına bakmadan ekrana çıkıp müzik piyasasından, manken şarkıcılardan dert yanmak ise en popüleri oldu son yıllarda…

Onlar magazin programlarının baş aktörleri oldular artık…

Geleneksel müziklerimiz doğu orjinlidir. Özellikle Türk Sanat Müziği melodilerinde bu etkileşimi açıkça görmek mümkündür. Ancak geçmişten gelen hiçbir şey varlığını olduğu gibi koruyamıyor maalesef. Popülerizme yenik düşen kültürümüz her alanda olduğu gibi bu alanda da yozlaşmaya devam ediyor.

Popülerizmin en büyük silahı ise modern müzik hiç şüphesiz. Modern müzik yaşantımıza girdiğinden beri “dinlenilebilirlik” unsurunun yanı sıra fark ve uyumsuzluk yaratma çabası da ortaya çıktı. 1950’li yıllarda Amerika’da ortaya çıkan Rock’n Roll furyası bu kez 1970’li yıllarda yerini kendini “isyanın sesi” olarak tanıtan Rock müziğine bıraktı. Tabii ülkemiz de bu değişimlerden nasibini aldı.

1980’li yıllar ülkemizde adeta bir kültür erezyonunun yaşandığı yıllar oldu. Yaşanan ekonomik sıkıntılar, günlük hayatın stresi, enflasyon, gönül meseleleri bizleri tuhaf bir kültürel bocalamanın içine itti. Her alanda özenti peşine düştük. Yaşayışımızdan, giyinişimizden dinlediğimiz müziğe kadar her şey bir anda değişime uğramaya başladı.

Türkiye bu dönemde dış kaynaklı pop müzik ve arabesk müziği çok sevdi. Belki de bu yaşam koşullarına isyanın dışa vurumuydu. Dinlediğimizden bir şey anlamadan, belki de anlamak istemeden koşulsuz bir özentiydi insanımız peşinden sürükleyen şey. Türk Sanat Müziği ise artık “eskilerin” Türk Halk Müziği ise “köylülerin” dinlediği bir müzik olup çıkmıştı.

Müzik kültürümüz açısından 1990’lı yıllar işte bu ortamda başladı. Gerisi malum, her şey çorap söküğü gibi geldi. İki günde piyasalarda boy gösteren sanatçılar(!) iki günde ortadan kayboldular. Ülkemiz müzik piyasasının kalbi Unkapanı, çarşamba pazarına döndü adeta. Çocuğunu alıp Unkapanı’nda sabahlayanlar mı ararsanız yoksa yollarda yapımcıların yollarını kesip şarkı söyleyenler mi?

Son yıllar ise müzik kültürümüzdeki yozlaşmanın artık en üste vardığı dönemler oldu. İyi müzisyenler artık iyice kenara çekildiler. Belki de küstüler. Oysa eğer bir değişim yapılacaksa, gerek Batı Müziğinin gerekse Türk Müziğinin felsefesini, armonisini çok iyi bilen çok değerli üstatlar belki de vefasızlığa isyan edercesine olanları sadece seyretmeye başladılar.

Bu dönemlerde bir de başımıza “popstar” furyası çıktı. Gençlerimiz şöhret olmak uğruna bu yarışmaların çok bilen, çoğu müzikten bir haber ancak kaderin cilvesi olarak “bilirkişi” tayin edilmiş kişiliklerinin zaman zaman hakarete varan sözlerini dinlemek, karşılarında ezilmek zorunda kaldı. Bütün bu dikenli yolları kat eden kardeşlerimiz ise şimdilerde nerelerde “müzik” icra ediyorlardır bilinmez…

Hepimizin çok iyi bildiği o meşhur“ Bir bahar akşamı rastladım size” şarkısının dizeleri ile başlayan zerafet şimdilerde “çeksene elini kırcan mı belini“ tarzı tahrik edici sözlere dönüştü maalesef.

Belkide “Esinlenme” ve “özenti” arasındaki farkı bir türlü anlayamadık. Aslında “Özenti” kuşkusuz müzisyenin ve müziğin ne kadar kalitesiz olabileceğinin bir göstergesidir. Bugün Türk Müziği kuşkusuz büyük bir yozlaşma içindedir. Popüler müziğin acımasızlığı altında ezilen gerçek sanatçıların enstrumanlarından gelen melodileri nadiren duyar olduk.

Şimdilerde Fantezi müzik olarak bilinen aslında “pop ve arabesk” sentezi olan müzik türü ülkemizde en popüler müzik olarak başı çekiyor. “İyi müzik” veya “kötü müzik” olarak bir ayrım yapmamız söz konusu değil. Ancak kaliteli veya kalitesiz müziği ayırmak bizim elimizde. Çünkü her kesime değişik müzik türleri hitap ediyor, seveni de var sevmeyeni de…

Kendi kendimize oturup düşünmemiz lazım.

“Kaliteli müzik” nedir?

Hangisidir?

İşte bu noktada dinleyicilerin önemi ortaya çıkıyor.

Cuma günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019