Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 26 müzisyen gazete okuyor
 
 
Bora Bilgin
 
 
Yayımlanan Sayı : 741

İDSO'da br konçerto, bir senfoni - 11.03.2009





6 Mart Cuma akşamı; Caddebostan Kültür Merkezi; yine önemli bir konsere ev sahipliği yaptı. AKM’nin bir türlü başlatılamayan tadilat çalışmaları nedeniyle hemen her hafta farklı salonlarda konser vermek zorunda kalan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Jurjen HEMPEL’in şefliğinde bir konçerto ve bir senfoni seslendirdi. İngiliz besteci William WALTON’ nın (1902–1983) bestelemiş olduğu Viyola Konçertosu’nu yine bir İngiliz olan Paul SILVERTHORNE yorumladı. İlk kez 1929 yılında Londra’da, Türk dinleyicilerinin yakından tanıdığı Paul HINDEMITH tarafından seslendirilen eseri, 80 yıl sonra adaşından dinleme şansını elde ettik.

Çağdaş İngiliz müziğinin; Vaughan Williams, Benjamin BRITTEN ile birlikte en önemli üç bestecisinden biri olan WALTON, konçertoyu üç bölümden oluşturmuştur. Ağır tempoda başlayan ilk bölümde lirik bir etki oluşmaktadır. Ancak orkestranın bu etkiyi yansıtmakta zorlandığını söyleyebiliriz. Nitekim özellikle eserin giriş bölümünde ve solistin açık olarak önde duyulması gereken pasajlarda orkestranın sesi, solisti engellemiştir. Bu etkinin oluşmasında sahneye yerleştirilen mikrofonların etkisinin de olabileceğini kabul etmek gerekir. Yine 1. bölümde, orkestranın temayı devraldığı zamanlarda müzikte gerçek bir karakter ve olgunluk hissi hemen belli olmaktadır. 2. bölüm daha canlı ve dinamik olmasına rağmen melodiden yoksun olduğu söylenebilir. Hatta eserin tamamında bariz 20.yy etkileri kendini göstermektedir. 3. bölüm başarılı bir fagot solo ile başlamış, salonda romantik bir hava oluşmuştur. Bu hava; trombonların uyumsuz akorları ile dağılmış, karamsar hatta biraz da gerilim kokan bir tablo meydana gelmiştir. Ardından basklarnetin eşliğinin başlamasıyla eser, giderek yükselmiş, ardından 1. bölümdeki kısa temanın duyurulmasıyla eser sessiz bir şekilde son bulmuştur. Eser için yapılacak en önemli eleştirilerden birisi, yukarıda bahsettiğim gibi melodiden yoksun olmasıdır. Bir müzik eserinde melodinin olmaması, akılda kalmasını zorlaştırmasının yanı sıra eseri dinlerken dikkatin dağılmasına hatta dinleyicilerin sıkılmalarına sebep olmaktadır. Ünlü bestecimiz Cemal Reşit REY; bir röportajında “Sizce bir müzik eserinde olması gereken en önemli üç şey nedir?” sorusuna, “melodi, melodi, melodi” olarak cevap vermiştir. Tabii ki bir besteci, bu sebepleri düşünerek beste yapmak zorunda değildir. Sanatçı hiçbir baskı altında kalmadan eserini bestelemeli ve insanlara sunmalıdır. Dileyen benimser, dileyen eleştirebilir. Biz, sadece eser ve yorumla ilgili izlenimlerimizi aktarmış bulunuyoruz.

Konserin ikinci bölümünde ise Dimitri ŞOSTAKOVİÇ’in (1906–1975) henüz genç denebilecek bir yaşta, 33 yaşında bestelediği Si Minör 6. Senfonisi seslendirildi. Yine ağır bir tempoya sahip 1. bölümde, kornoların etkili icralarıyla başlayan nefeslilerin akorları, eserin ileriki bölümlerde nasıl bir dinamizme ulaşacağı konusunda ipuçları vermektedir. Bu bölümdeki duygu dolu korangle solo, tam bir hüzün havası yaratır. Biraz daha hareketli başlayan 2. bölümde ise bir dans hissi oluşmuş, bu dansta ksilofon ve küçük klarnetin zaman zaman araya girerek yaptıkları başarılı sololar bölümü daha da renkli hale getirmiştir. 3. bölümde ise tempo tamamen artmış, sırasıyla klarnet, flüt, obua, fagot, kontrbas, korno ve trombonların yaptıkları sololarla zirveye tırmanmayı andıran bir yükselme başlamış ve eser zirvede bitirilmiştir. Bu son bölümün Rossini’nin William Tell Uvertürü ile benzerliği hayli şaşırtıcıdır.

Şostakoviç’in melodik ve dinamik eserlerinden biri olan 6. Senfoni’nin icrasında şef HEMPEL, zaman zaman zorlanmıştır. Özellikle nefesli entrümanların sololarında, sesin gürlüğünden tatmin olmayan HEMPEL, hareketlerini daha da büyütmek zorunda kalmış, bu tablo; senfoninin bazı bölümlerinde tekrarlanmıştır. Konser sonunda solo çalan enstrümanları teker teker ayağa kaldırarak onure etmesi düşünceli bir davranış olarak izleyiciler tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

Bir de salon ile ilgili küçük ayrıntıyı belirtmek istiyorum. Konserin başlamasından neredeyse 15 dk. sonra, arka kapıdan da olsa salona insanların alınması, izleyicilerin dikkatinin dağılmasına ve rahatsız olmalarına sebep olmuştur. Yine de Caddebostan Kültür Merkezi nezdinde Kadıköy Belediyesi’ne; sorunsuz bir şekilde yapmış olduğu ev sahipliğinden ötürü teşekkür etmek gerekmektedir.

borabilgin@yahoo.com.tr

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021