Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1749




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 45 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fuat Ercan
 
 
Yayımlanan Sayı : 709

Müslüm Baba MARX’ın KAPİTAL’ini Öğretiyor! (1.Bölüm) - 26.01.2009







“hakiki eylem ancak hem…


geriye hem ileriye dönük olarak tamamlanmamış sürecin bütünlüğü içinde vuku bulur;

diyalektik de bu sürece hakimiyetin bir aygıtı olur”

(E.Bloch, Umut İlkesi, çev:T.Bora)





K.Marx’ın Kapital’i yazışının üzerinden 140 yıl geçmiş. Üzerinden 140 yıl geçtiği halde bu eserin genel olarak dünyayı ama özelde ise Türkiye’yi düne, geçmişe nazaran daha iyi açıkladığını düşünüyorum. Bu düşünceden hareketle bu yıl birçok kongre ya da konferansa, Kapital’in 140 yılında falanca ya da filanca konu başlıklı sunuşlar yaptım. Tüm bu sunuşlarda marksizmle çok alakalı ama Kapital’le mesafeli muhalif-sol dünyaya, ya da Marx’ı kendi egemen alanlarında görmek istemeyen akademik dünyaya  elimden geldiğince Marx’ın eserinin yaşanan dünyayı anlamamıza ne kadar çok kaynaklık edeceği ve dahası geliştirilecek alternatif  politikalara ne kadar çok kaynaklık edeceğini anlatmaya çalıştım. Çok başarılı olduğumu zannetmiyorum. Ama  Müslüm Baba “ihtiyacım var” diye  televizyon ekranlarında karşımıza çıktığı andan itibaren o reklama, Müslüm babanın itirazdan ihtiyaca dönüşen çığlığına ne kadar çok ihtiyacım olduğunu anladım. Sağolsun bu reklam, Karl Marx’ın Kapital’ini ama bundan hareketle de güncel olarak yaşadığımız kapitalizmi anlatmamı oldukça kolaylaştırdı. Reklam bir yandan kapitalizmin temel bileşenleri (ikinci bölümde anlatacağım gibi emek dışında) olan meta ile parayı Marx’ın fetişizm olarak tanımladığı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yani ilerleyen bölümlerde işaret edeceğim gibi KAPİTAL’in oldukça önemli bir kavramlaştırması olan fetişizm (bu kavram günümüz gerçekliği içinde genelleşmiş  fetişizm olarak tanımlanabilir) ve daha da önemlisi -yine dergimizin ilerleyen  sayılarında değineceğimiz, Marx’ın KAPİTAL’in  yedinci bölümü olarak tasarladığı ama sonra koymadığı- Üretimin Dolaysız Sonuçları'nın da işaret ettiği gerçek anlamda 'içerilmeyi' (Marx bu kavramı emek için kullanır ama ben kavramı kapitalizmin artan egemenliğine bağlı olarak tüm toplumun kapitalizmin yapısal özelliklerine tabi olması anlamında bütünsel içerilme anlamında kullanacağım) oldukça yetkin bir şekilde açıklıyor. Kısaca Müslüm Baba’nın “ihtiyaç listesi”ni kullanarak, ondan hareket ederek Marx’ın KAPİTAL’ini ve ama esas olarak Türkiye gerçeğini sizlere  elimden geldiğince aktarmaya çalışıcam.

Reklamla ilgili açılması gereken bir diğer nokta ise reklama konu olan cıngılın, Müslüm Gürses’in daha önce “İtirazım var” şarkısının dönüştürülerek kullanılmış hali olmasıdır. İtirazdan ihtiyaca dönüşüm de bana Türkiye’deki dönüşümü tartışmaya açma fırsatı veriyor. Bu değişimde  Müslüm Baba'nın itirazdan ihtiyaca geçişi, kendi tarihi açısından  bir kopuşu mu ifade ediyor? Yorumlar genellikle bu yönde ama erken dönem 'İtirazım var'ında da sanki yoksulluğun yarattığı koşullara itiraz ederken bile, bir ihtiyaç listesinin olduğunu ve fakat ona ulaşamama hali olduğunu söyleyebiliriz.  Kopuş değil, süreklilik hali. Fakat ister kopuş isterse süreklilik diyelim, her ikisi de sadece Müslüm Gürses’e ait durumlar değil, aslında içinden geçilen değişim halindeki sosyal gerçekliğa ait durumlar. Evet kapitalizm ve kapitalizmin işlerliği olan sermaye birikimi gerçekleştiği ölçüde “kitlelerin bir şeyleri tüketme ihtiyacı da artıyor.” İleride kısaca değineceğimiz gibi “itirazın” yükseldiği dönemde itiraz en temel ihtiyaçlara ulaşamamaya ilişkin bir itiraz: Ama şimdi Müslüm Baba’nın ihtiyaç dediği şeyler aslında itiraz olan döneme göre daha çok “istek.” Bu eleştirel olmayan iktisat kitaplarında anlatılan şeyin nasıl toplumsal olana içselleştirildiğinin de bir ifadesidir. Hemen hemen tüm iktisat ders kitapları iktisadın nesnesi olarak şu fukara  tanıma başvurur: ”kıt kaynaklar sonsuz ihtiyaç.” Şimdi Müslüm Baba da bizlere detaylı bir istek listesi sunuyor.

"İhtiyacım var şu uzun tatile / İhtiyacım var bir güzel perdeye / 
Dünyanın bilgisine / Yeni bir elbiseye / Mutlu günler görmeye
İhtiyacım var." "Yatak yorgan setine /  LCD TV’ye /
Home theater sisteme / ihtiyacım var."


Müslüm Baba söylüyorsa doğru değildir ama 'İtirazım var' diyen Müslüm Baba’ya bu “söyletiliyorsa” o zaman bu önemli. Tırnak içine aldığımız “söyletiliyorsa” ifadesi hem doğru hem de yanlış bir ifade. Doğru çünkü reklamın gerçekleştirilme süreci, bu süreçte AKBANK’ın temsil ettiği sermaye grubu olarak SABANCI grubu  ve AKBANK için reklamı hazırlayan ŞİRKET ile MÜSLÜM BABA arasında parasal bir ilişki yaşanmıştır. Bu ilişkide sermayenin şimdi, şu andaki gücü ile Müslüm Baba’nın bu güç karşısındaki kendi sanatçı donanımı/gücü bir araya gelmiş demektir. Diğer yandan “söyletiliyorsa” ifadesi aynı zamanda geçmişten günümüze sirayet eden bir süreci işaret ediyor. Bu süreç o kadar çok şeyi içeriyor ki... İlk elden itirazdan ihtiyaca geçen Müslüm Baba’yı, ama daha toplumsal olana ait bir şey ise istek/ihtiyaç listesi kabaran bir toplumu işaret ediyor. Hatırladığım kadarıyla bu süreç “hala annenizin kolonyasını mı kullanıyorsunuz”dan başlamıştı. Ama zaman içinde gerçekleştiğine kuşku götürmeyen bir şey varsa o da ihtiyacımız ya da isteklerimize konu olanların listesi oldukça çoğaldı. Reklamda bu o kadar açık bir şekilde ifade ediliyor ki, Müslüm Baba ihtiyacım var dedikçe evde, sokakta, işyerindeki insanların kafalarının üzerinde “hep aynı olan” ihtiyaç listesine konu olan nesneler ucuşuyor. Burada bir belirleme yapabiliriz; biz Marksistler bu nesnelere meta diyoruz. Meta kavramı sıkça kullanılan mal ifadesinden farklılığı işaret etmek için kullanılıyor. Aslında meta ve mal iki farklı toplumsal ihtiyaç üretme tarzına ait kavramlardır. İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek  için gerçekleştirdikleri üretim faaliyeti, tarihsel süreç içinde kendi içinde farklı içsel bütünlüğü olan dönemlerden geçmiştir. Bugün kapitalist toplum bize her kadar “böyle gelmiş böyle gidecek” mantığı dolayında bir gerçeklik kurgusu sunuyorsa da bu böyle değildir. Horkheimer bu eğilimi “verili toplum biçimini kendini yineleyen hep aynı süreçlerden oluşan bir mekanizma olarak görme” egilimi olarak açıklar. İhtiyaçları gidermek için gerçekleşen üretim faaliyetinde hele bu hiç böyle değildir. İnsanlık tarihinin uzun zaman dilimlerinde insanlar doğrudan kendi ihtiyaçlarını gidermek için üretim faaliyetinde bulunuyorlardı. Üretim sonucunda hiç kuşkusuz az da olsa bir değiş-tokuş oluyordu, ama değiş-tokuş büyük oranda ihtiyaç karşılamaya yönelikti. Oysa kapitalist toplumda toplumsal ihtiyaçları karşılamak için gerçekleştirilen üretim faaliyetinin temel amacı, insanların ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Üretim faaliyetinin temel amacı kar etmektir. Üretim süreci/organizasyonu bu amaca uygun bir şekilde tepeden tırnağa değişmiştir. Üretim sonucu elde edilen ürün değişime konu olması için üretilmiştir. İşte değişime ve dolayısıyla parasal ilişkilere konu olmayan ürünlere mal diyoruz, ama değişime konu olan ve değişim amacı ile üretilen ürünlere meta diyoruz. Bu belirlemeden sonra bir adım daha atarak “her malın  meta olmadığını ama her metanın mal” olduğunu söyleyebiliriz. Bu ifadeyi  açmak için yeni bir kavramsal çifte ihtiyacımız var o da değişim değeri ve kullanım değeridir. Aristo’dan beri biliyoruz ki her mal kendi içinde iki değeri  barındırır: kullanım değeri ve değişim değeri. Aristo bu ayrımı hane halkı ekonomisinden hareketle gerçekleştirir. İnsanların ürettikleri ürünün kendi ihtiyaçlarını karşılayan kısmını tükettiklerini ve geri kalan kısmı ise değiş-tokuşa konu ettiklerini belirtir. Mallarda insanların ihtiyaçlarını giderme özelliğine biz kullanım değeri diyoruz, malların başka mallarla değiştirilme özelliğine de değişim değeri diyoruz. Bu kavramsal ayrım basit gibi görünse de, aslında insanlık tarihinde iki farklı ihtiyaç giderme tarzını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bu kavramsal çiftten hareketle Horkheimer kapitalist toplumu “değişim değerinin egemen olduğu toplum” olarak tanımlayacaktır. Burada egemen ifadesi önemli, önemli çünkü kapitalist toplumda kullanım değeri ortadan kalkmaz ama kullanım değerleri ancak değişim dolayında gerçekleşir.

Müslüm Baba’nın itirazı aslında Türkiye’nin kullanım değerinden değişim değerine geçişin başlarında, kırdan kente gelen ya da kentte olup da artık verili üretme biçiminde ayakta kalamayanın ruh halini bize veriyordu. 

“itirazım var bu zalim kadere 
itirazim var bu sonsuz kedere
feleğin cilvesine, hayatın sillesine
dertlerin cümlesine
itirazım var.”


Gerçekten de aslında kullanım değerinin egemen olduğu tarım toplumlarının binlerce yıl içinde oluşmuş kendine özgü sosyal güvence sistemleri vardı ve her şeyden önce her şey yüzyüze ilişkiler dolayında gerçekleşirdi. Oysa 1960’larla birlikte hızlanan ve 1970’lerde belirleyici olan toplumsal değişim süreci aslında bir yersiz yurtsuz edilme sürecidir. Yani değişim değerinin egemen olmaya başladığı süreçtir.  Müslüm Baba 'itirazım var' derken bu itirazın “bana cehennemi aratmıyor” diye tanımladığı bir dünyaya karşı olduğunu belirtir. Bu dönüşüm bir toplumsal ilişkiler sisteminden diğerine dönüşüm sürecidir. Bu yüzden daha dertlidir, daha isyankardır. Aslında insanlık tarihinin belki de en acımasız dönüşümüdür. Çünkü bir yanda insanların ihtiyaçlarını kat kat artan üretim yapılırken, bu zenginliğin yanı sıra insanlar bu metalara ulaşamayarak yoksulluk ve sefalete mahkum edilmiştir. Diğer yandan binlerce yıl süren tarım ve zanaatkarlık çözülürken, bu süreçte kendini başka ilişki ve mekanda bulan insanlar emeklerini satmak zorunda kalmışlardır. İnsanların enerjileri artık değişim değeri olarak piyasaya sunulabilir hale gelmiştir. Bugün çok rahat kullandığımız “emek piyasası” kavramı tam da bu değişimin sonucudur. Ama zorlu ama gayri insani bir dönüşümdür. İşin daha da kötü yanı ise emek pazarına düşen/düşürülen insanların bu pazarda da kendilerini  değerli kılamamaları yani iş bulamamaları ya da daha kötü işleri kabul etmek zorunda kalışlarıdır ki bu işler kirli, tehlikeli ve az getirisi olan işlerdir. Diğer yandan aynı değişim süreci yine tarım toplumlarda görülmeyen bir kentsel dünyada dışlanmış kesimlerin de varlığına neden olmuştur. Müslüm Baba’nın ihtiyaç listesine itirazı olan Can Dündar  Milliyet’teki yazısında aslında bu durumu oldukça iyi açıklıyor. Müslüm Gürses’in “Tutunamayanların Sesi” olduğunu söylüyor ve devamla “Bir araştırmaya göre çalışan nüfusun 5’te 1’i 'Müslümcü'  olduğunu söylüyor. Ve devamla  'Müslümcüler' bir tür tarikat gibi dinliyorlardı kendi şarkılarını söyleyenleri...Özellikle Müslümcüler, şehirden nasiplenmek şöyle dursun, şehrin en çok  çilesini çekenlerdi:Tinerciler, fahişeler, sahipsizler, hapishanedeki kader mahkumları, kapkaççılar, 'bütün duyguları ağır yaralı' olanlar, dibe vuranlar, tutunamayanlar...”

Ama Müslüm Baba’nın “İhtiyacım var” çağrısı sistem içi bir dönüşümle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.  Artık değişim değerinin egemen olduğu bir toplumdayız ve değişime konu olan oldukça çok şey vardır. Buraya kadar anlatılan ama en çok da reklamda görsel olarak gözler önüne serilen manzara bize Karl Marx’ın Kapital-I’deki o anlamlı ve önemli vurgusunu çağrıştırmıyor mu? 

Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, "muazzam bir meta birikimi" olarak kendini gösterir, bunun birimi tek bir metadır. Araştırmalarımızın, bu nedenle, metaın tahlili ile başlaması gerekir.” (Marx, KAPİTAL I)

Müslüm babanın ihtiyaç listesi Türkiye’de muazam bir meta birikimi olduğunu bizlere gösteriyor. Ama meta birikimi diyoruz, çünkü bu metalar aman insanların ihtiyaçları var diye üretilmemiş, insanlar onları satın alsın diye üretilmiş. Zaten reklamın bir banka reklamı olduğunu da unutmayalım. 

Neyse, sonuç olarak Müslüm Baba’nın reklâmdaki sözleri  bize Kapital I’in girişindeki ilk cümleyi  hatırlatıyor. İsteği dışında da olsa Türkiye'nin Marx’ın  ilk cümlesinde işaret ettiği bir gerçeklik düzeyine ulaştığının ipuçlarını bize veriyor.  Müslüm Baba'nın ihtiyaç listesi aynı zamanda "muazzam bir meta birikimi”ni işaret ediyorsa o zaman K.Marx’ın yine Kapital I’de işaret ettiği “anlatılan  senin hikâyendir” ifadesi Türkiye için de geçerlidir. Gelecek sayıda Müslüm Baba,  reklâmında dünyaya gökyüzünden fırlatılmış gibi gösterilen metaların aslında yeryüzüne ait olduğunu bizlere anlatacak. Yani fetişizm ile emek arasındaki ilişkilere reklâm dolayında bakmaya çalışacağız.


Mavi Defter

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019