Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 12 müzisyen gazete okuyor
 
 
Gülüş Gülcügil
 
 
Yayımlanan Sayı : 684

'Risksiz hayat, karabibersiz dolma gibidir!' - 19.12.2008





Saadet Türköz; İstanbul doğumlu Kazak bir vokalist. Şu anda yaşamını Zürih'te sürdürüyor. Müzik yapmaya da orada karar vermiş. Başlangıçta çok da bilinçli bir karar değilmiş bu ama artık nasıl müzik yapmak istediğini gayet net biliyor Saadet Türköz. Tercihi özgür doğaçlama yapmak ve bunu olabildiğince farklı alanlarda sergilemek. Dolayısıyla sadece farklı müzisyenlerle değil, farklı sanat disiplinlerinden -video-art, dans, tiyatro gibi- sanatçılarla da çalışmayı seviyor. Şimdilerde Akbank Caz Festivali nedeniyle İstanbul'da. Erdem Helvacıoğlu ile birlikte yine doğaçlama dozu yüksek, sürprizlere açık bir performans sahneleyecek burada. Bu düeti merakla beklerken boş durmayıp hoş bir söyleşi gerçekleştirdik kendisiyle...

Küçükken Arap diline ilgi duyduğunuzu ve Kur'an hocası olmak istediğinizi okudum. Emprovizasyon yapmaya da bu kanalla başladığınızı söylüyorsunuz. Biraz anlatır mısınız, bir şarkıcı olarak ilk yaptığınız şey emprovizasyon mu oldu?

Camiilerin minarelerinden günde beş vakit okunan ezanları hatırlıyorum. Her bir yandan gelen sesler, hepsi birbirinden güzel ve değişik! İlkokulu bitirdikten sonra mahallemizin camiisinde kuran kurslarına gitmeye başlamıştım. O zamanlar hocaların okuma tarzı beni çok etkilemişti. Okunan duaları, sureleri sadece melodik olarak algılıyordum. Tabii, içeriğini anlamazdık, yani söylenenlerin ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Bilmezken okumayı öğreniyorduk. Kuran-ı Kerim'i rabbimiz ve ölmüşlerin ruhu için okuruz. Mühim olan, o an hiçbir şey düşünmemek, kendini sadece okumaya adamaktır. Bu benim için bir tür meditasyondu. Bir şeylerden arındığımı, yoğunlaştığımı ve ruhumun bomboş kaldığını hissediyordum. Çok güzel, ruhani bir duyguydu bu. Müzik dünyasına girdiğiniz vakit bu olguyu yaşayabilirseniz bunun ne büyük biz haz olduğunu bilirsiniz.

Özgür doğaçlama yapmak çok cesaret isteyen bir iş. Siz bu cesareti nasıl buluyorsunuz?

Tam tersine benim için en kolayı bu! Diğer türlerde neredeyse ter basar bana, acaba doğru söylüyor muyum, yanlış bir tonda mı söyledim diye düşünmekten yorgun düşerim. Ne ilginç değil mi? Ben hiçbir şarkıyı tamamen ezbere bilmem. Arada bir kopya çekerim! Hatırlarım ilkokuldayken her sabah "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım…" şiiri okunurdu, bir seferinde söyleme sırası bendeydi, düşünün, 500-600 öğrencinin önünde ezbere bunu okumak… Şiirin yarısına gelince sözleri unutuverdim ve öylesine yürüyüp yerime gittim. Kim bilir, bunun etkisi hala üzerimde kalmış olabilir.

İsviçre'ye gitmek müziğinize, özellikle de doğaçlama anlayışınıza, nasıl bir boyut kazandırdı?

Aslına bakarsanız İsviçre'ye geldiğimde henüz müzisyen ve vokalist olmak gibi bir hayalim yoktu. Bu zaman içinde oldu, benim tek bildiğim, beni bana yakınlaştıracak olan mesleğin sanatsal ve yaratıcı bir yönü olmasının şart olduğuydu. Kendimi ifade etmek, istediklerimi söyleyebilmek ve başkalarıyla paylaşabilmek istiyordum.

Peki, bugün İstanbul yerine Zürih'te yaşamanızın sebebi, Avrupa'nın size daha yaratıcı bir müzik yapmanızı sağlaması mı?

Şu bir gerçek ki Avrupa'da doğaçlama, deneysel müzik, new jazz, avangard müzik gibi türlerin daha yaygın ve belirli dinleyici kitleleri var. Ama ben müziğe İsviçre'ye geldikten aşağı yukarı on sene sonra başladım, dolayısıyla esas sebep bu değil.

Marc-Olivier Parlatano ile yapılmış bir söyleşinizi okudum. "Doğaçlama, konuşmayı öğrenen küçük bir çocuğa benziyor" demişsiniz. Hatta yazar, yazıya başlık olarak "Emprovizasyon, Sanatın Çocukluk Dönemi" koymuş.

Ne ilginç, bu söyleşimi tam hatırlamıyorum. Tahminime göre Marc-Olivier, Montreal'de yaşayan bir müzik yazarıydı. 2000 yılı başlarında Kore-İzlanda asıllı Amerikalı müzisyen Eyvind Kang (viyola) ile birlikte turnedeydim. Eğer düşünürseniz bebekler ilk konuşma denemelerini tınılarla oynayarak yaparlar ve bu hiçbirimizin garibine gitmez, çok doğal gelir kulaklarımıza. İşte orada bir yalınlığı, bir özlüğü ve tazeliği gözlemlersiniz. Çocuklar kendi dertlerini veya düşüncelerini anlatmak için bir şeyler mırıldanırlar, belki ne demek istediklerini tam anlayamayız ama kendileri için bir anlamı vardır aslında. Demek istediğim şu ki müzik, notalardan ibaret bir tek dil değildir. Çocuk mırıltılarından, bağırışlarından bir aslanın kükreyişine kadar giden, çok kapsamlı bir olaydır.

Etkilendiğiniz başka vokalistler var mı?

Şöyle söyleyeyim, beni en çok etkileyen sesler aslında doğadaki seslerdir, evde kendi kendilerine şarkı söyleyen insanlar, halk ozanları... Mesela çocukluğumda Kazak ihtiyarlarının türküleri beni çok etkilemiştir, o tam kalbimin ortasında durur. Sanatla birebir ilişkisi olmayan insanların, yani sanatkâr olmayan insanların güncel sesleri beni her zaman etkilemiştir ve etkiler. 16 ile 19 yaşlarım arasında radyoda en çok dinlediğim şey, klasik müzik dinleyicilerinin istek parçalarıydı. Sonra Juliette Greco, Barbara, John Lee Hooker, Chet Baker, Oum Khalsoum, Begüm Khan, John Lennon gibi sanatçılara kapıldım. Aslına bakarsanız yakın geçmişte ve günümüzde öyle büyük sanatçılar ve sesler oldu ki, her an yeni keşifler yapabilirsiniz. Bu saydıklarımdan bazıları efsane isimler. Onların yanı sıra PJ Harvey'i, Diamanda Galas'ı veya Elvis Costello'yu da severek dinlerim. Ama galiba 21. yüzyılın gençliğinin müziklerini pek bilmiyorum. Kendimi bu konuda biraz daha bilgilendirmek isterim.

Peki, etkilendiğiniz Türk müzisyenler var mı?

Her zaman için klasik sanat müziği ve halk ozanlarımızın müzikleri beni etkilemiştir. Galiba çocukluğumda gece-gündüz radyo ve televizyonlarda duyduğum müzikler, sonuçta en sevdiğim müzikler oldu, çünkü benim anılarım o müziklerle bezendi. Münir Nurettin Selçuk, Orhan Gencebay, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Kamuran Akkor, Tanju Okan, Aşık Veysel…

"Yeni müzik", "Spektral müzik" gibi akımları takip ediyor musunuz? Kendinizi bunların neresinde görüyorsunuz?

Yaptığım müzik, tanımlaması zor bir tür. "Halk müziği yapıyorum", "klasik müzik yapıyorum", "pop, rock, r&b müziği yapıyorum" ya da "standart caz müziği yapıyorum" diyemem. Kendimi deneysel müziğe, doğaçlama müziğine, serbest caza yakın hissediyorum. Bazen de bildiğimiz şarkılardan esinlenerek yola çıkıyorum. Bu tınısal idyomlar bir 'köklere dönüş' duygusu verebilir. Bu çok doğaldır. Ama benim için en önemli nokta inandırıcı olmak. Bana eşlik etmiş bir toplum, bir kültür var. Bu ilk etapta Kazak toplumu. Bu toplumun Türkiye'de 50 yılın üzerinde bir geçmişi var. Bunlar, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan'da politik baskısı yüzünden ülkelerinden kaçan insanlar. Bir kayıp yaşamışlar. Doğduğum, büyüdüğüm güzel İstanbul'un hatıraları... İnsan kalbi ve gözü ağzındadır benim için, bu diğerleri için başka olabilir.

"Marmara Sea" adlı albümünüzde Burhan Öçal, Joelle Léandre, Elliott Sharp gibi önemli isimlerle bir arada kayıt yapmışsınız. Elektronik müziğe de akustik müzikle aynı ilgiyi besliyor musunuz?

Aslında şunu fark ediyorum: Nasıl her enstrüman çalana göre farklı tınlıyorsa, müziğin her türü de yerine göre güzel olabiliyor. Elektronik müzik ile akustik bana farklı duygular veriyor. Elektronik müzik beni daha soyut bir atmosfer içine çekebiliyor.

Erdem Helvacıoğlu ile nasıl tanıştınız?

Bir gün Erdem'den bana gelmiş bir e-mail okudum, beni İngiliz Wire dergisinde görmüş ve web siteme bakmış. Yaptığım müzik çok ilgisini çekmiş. Bir gün benimle çalışmayı ümit ettiğini yazıyordu. Karşılıklı CD alışverişi yaptık. Bu arada bana Akbank Caz Festivali'nden teklif geldi. Ne zamandır Türkiyeli müzisyenlerle çalmak istiyordum. Erdem ufku açık bir müzisyen, bu konserimi onunla yapmaya karar verdim. O da teklifimi memnuniyetle kabul etti.

Konserde nasıl bir müzik beklemeliyiz?

Sanırım ben yine olduğum gibi olacağım. Doğaçlamanın yanı sıra bazı Türk ve Kazak parçaları da söylemek istiyorum. Erdem'in enstrümantal katılımıyla aynı anda hem bir tek dünyayı, hem de ayrı dünyaları temsil edeceğiz. Birbirimize ilham kaynağı olacağız diyebilirim. Ancak belli bir beklentiyle gelmemenizi tavsiye ederim. Çünkü sonucun ne olacağını ben de bilemiyorum! Müzikli bir gezinti yapacağız, kesin bir plan yok, sadece bir düşünce var. Birkaç kez prova yaptık, ama konserde her şey değişebilir. Biliyorsunuz, risksiz hayat karabibersiz dolma gibidir.

antipopüler


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020