Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 23 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ufuk Çakmak
 
 
Yayımlanan Sayı : 675

Ulvi Cemal Erkin / Keman Konçertosu - 01.12.2008





Ufuk Çakmak bestecinin Keman Konçertosu üzerine düşüncelerini anlatıyor. Ufuk Çakmak'ın bu yazısı daha farklı bir versiyon olarak Andante dergisinde yayınlanmıştır.

Ulvi Cemal Erkin, çoksesli müzik geleneğimizin en "derinlikli ve karmaşık ruhlu figürleri arasında sayılmayan bir besteci. Resmi tarihler, ondan genellikle "eğlenceli ve kolay anlaşılır olarak söz eder. Bestecinin adı çoğu zaman "Köçekçeyi ve oynak havaları çağrıştırır. Bunlardan yola çıkarak Erkin'e açıkça söylenmese de, en azından kimilerince, bir tür hafiflik atfedilmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bestecinin zevkli bir armoniye ve akıcı ezgilere önem verdiği, anlatımda girift ve durgun unsurlardan kaçtığı doğru. Ancak sanat dünyasında anlaşılmazlığa/zor anlaşılırlığa koşulsuz olarak atfedilen önem, bu melodik anlatımlı bestecinin yanlış konumlandırılmasına neden olmuş. Sanatçının birçok yüksek nitelikli yapıtının var olmasına rağmen, adının "Köçekçe gibi bol melodili rapsodik bir formla özdeşleştirilmiş olması bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Oysa Ulvi Cemal Erkin "Köçekçe dışındaki geniş çaplı senfonik yapıtlarında, akıcı bir anlatımı derinlikle birleştirebilmiş ender sanatçılardan biri. Hem kısa yapıtlarında ("Beş Damla, "Duyuşlar piyano defterlerinin kısa parçaları, çok seslendirilmiş halk türküleri) hem de uzun yapıtlarında ("1. Senfoni, "2. Senfoni, "Sinfonietta, "Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, "Keman Konçertosu, "Piyano Konçertosu) parlak ve etkili buluşları, zorlamalardan arındırılmış bir kompozisyona rahatlıkla yerleştirebiliyor. "Beş Damladaki müzikal buluşları olsun, "Duyuşlardaki en fazla 2 – 3 sayfanın içinde edebiyattaki kısa öykü türündekine benzer anlık etkiler olsun, bestecinin çarpıcı izlenimleri rahatlıkla uyandırdığını söyleyebiliriz. Erkin, yapıtlarında halk temalarını ya da bu temalardan soyutlama yoluyla elde edilmiş ezgileri oyuncu bir yaklaşımla kılıktan kılığa sokan, halk müziğine Batı çoksesliliğinin içinde farklı duruş kazandıran bir sanatçı. İlginç türkü armonizasyonları ya da soyut yapıtlarıyla müziğe yeni başlayan sanatseverlere, müzik öğrencilerine veya klasik müzikle çok fazla ilgili olmayan müzikseverlere de müziği sevdirebiliyor. 1946-48 yıllarında yazılmış "Keman Konçertosu, bestelendiği dönemde ve sonrasında belli aralıklarla orkestralarımız tarafından çalınmasına rağmen, hak ettiği yankıyı uyandırmamış kanımızca. Oysa yapıt çabuk algılanabilirlik ve derinlik gibi potansiyel olarak karşıt sanatsal öğelerin müzik tarihindeki en başarılı bireşimlerinden birini örnekliyor.

***

"Konçertoyu tek sözcükle tarif etmek gerekirse; sürükleyici bir yapıt bu. Melodiler, onlara eşlik eden ateşli, belirgin ritimler, dolgun armoniler, ilginç akor sıralanımları, ustaca kurgulanmış orkestra ve çalgı tınıları, iç temponun hiç bir zaman düşmediği, gereksiz süslemelerden uzak sade ve duru bir anlatım... Bunların hepsi Erkin'in yapıtında fazlasıyla var. En belirgin özellik, müzik yazısındaki akıcılık. Birinci bölüm, "Allegro giusto kemanın sunduğu gerilim ve endişe dolu ezgiyle (ana tema) dinleyicisini çabucak sarıyor. Ana temanın bu karanlık atmosferi, mükemmel orkestrasyon ve tını bireşimleriyle daha da derinleştirilmiş (Konçertoyu bir sefer de yalnızca orkestra partilerine kulak kabartarak dinlemenizi tavsiye ederim). Ana temayı veya onu izleyen diğer temalar da Anadolu halk türkülerinden doğrudan alınmış ya da uyarlanmış değil. Besteci halk türkülerinin alt yapısından soyutladığı temaları kullanıyor. Bu noktada genel bir saptamaya ihtiyaç var: Türk bestecilerinin yerel malzemeyle ilişkisi birkaç değişik biçimde gerçekleşiyor. Bir yaklaşımda, besteci halk temasını doğrudan kullanarak armonize ederken, ikincisinde yerel temalardan yola çıkarak, bunları parçalayıp, birleştirmek ve yeniden kurgulamak yoluyla soyutlaşmış temalar yaratıyor. "Allegro giustoda kemanın çeşitli gamlardan tekrarlayarak geliştirdiği ve çeşitlendirdiği ana tema böyle soyut bir ruha sahip. Halk ezgisiyle bestecinin bireyselliği arasındaki çekişmenin sonucu olarak ortaya çıkan bu ezgi, geleneğin, bestecinin imgelemindeki yeniden tezahürü ve halk temasının sanatsal bir transfigürasyonu aslında. Film sürükleyiciliğindeki birinci bölümün ana temasının adeta nefes alıp veren bir organizmayı anımsattığını da söyleyebiliriz . Genel olarak ümitsiz ve içe dönük temalarla örülü bölüm giderek tırmanan bir gerilimle sona eriyor. Finaldeki akor dikkat çekici bir şekilde tam yirmi kez üst üste tekrarlanmış. Bu ilginç bitiş, karar akorlarının ana temanın tükenmek bilmeyen gerilimini patlatarak dağıtması ve bu gerilimin nihai bir bunalım durumuna çözülmesi olarak yorumlanabilir. Neticede az rastlanan bir final. Bernstein'in "müzik tekrardan ibarettir felsefesini çağrıştıran bu kapanışta Erkin, dinmeyen ümitsizlik ve kavgayı solo ve orkestra arasında ilginç ve tekrarcı bir inatlaşmaya dönüştürüyor.  

***

Konçertodaki karanlık ve gerilimli atmosfer, çoksesli müzik ekolündeki ortak bir karakteri temsil ediyor. Kullanılan halk müziği aralıkları ve soyutlamalar, bu ekolün bestecilerinde çoğu zaman sıkıntılı ve karanlık çizgiler içermektedir. Anadolu folklorunun Batı tekniğiyle işlendiği bu sentetik yapıtlar akla, engin topraklara sahip, medeniyetlere ev sahipliği yapmış, güçlü ancak yalnız bir Anadolu imgesini getirir. Hatta müziğin folklordaki insan öğesine çokça odaklanmaktan ziyade toprak, doğa, bozkır gibi kavramları depresif bir atmosfer içinde çağrıştırdığını rahatlıkla söylemek mümkün. Bu ulusal karakter, Türk Aydınlanması'nın kendine özgü yapısıyla da ilintili kanımızca. Cumhuriyet döneminin Batıcı-modernleşmeci atılımları sırasında Batıcı aydının, halk/köylü'nün devrimlere ilgisizliği karşısında kapıldığı umutsuzluk, bu dönemin jakoben devrimcisinin halet-i ruhiyesine işlemiştir. Dönemin edebiyatından bir karşılaştırma yapılacak olursa, Çoksesli Türk Müziği'nin, genel hatlarıyla, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Yaban adlı romanında yakaladığı duyguya sahip olduğu düşünülebilir. Aydın/köylü kopukluğunu anlatan bu roman, Kemalist aydının, projesini köylü üzerinde temellendiremeyeceğini anlayınca yaşadığı hayal kırıklığı ve karamsarlığı çok başarılı bir şekilde tarif etmektedir. "Yabanın ima ettiği gerçeklik, aydını yalnızlaştırmakta, onu projesiyle baş başa bırakmaktadır. Yalnızlaşan aydın, ulusal kökenlerini köylüde değil Anadolu'nun kendi imgesinde arayan bir romantizme sürüklenmektedir. Belki de insansız Anadolu ve engin bozkır imgesi, bu romantizme en uygun dekoru oluşturuyor. İşte Türk senfonilerinin karanlığı ile "Yabanın ima ettiği jakoben yalnızlık romantizminin kesişiminde var olan bu karamsarlık, Çoksesli Türk Müziği'nin yansıttığı başlıca duygulardan biri olmakta.

***

Konçertonun ikinci bölümü, "Adagio, Bach'ın dikey yazısını anımsatan bir çokseslilikle başlıyor ve kemanın nefis ezgileriyle, hüzünlü, depresif bir atmosfere bürünüyor. Bu olağanüstü güzellikteki "Adagio sükûnet ve boyun eğmişlik edasında, adeta birinci bölümün sonundaki vurgulu bitişte anlatılan bunalımın kaçınılmaz egemenliğinden sonra kemanın küskünlüğünü ifade ediyor. Her iki bölümde de ortak olan çok önemli bir nokta var ki, o da duraksamayan bir iç tempo. Dinleyicinin nefes alıp verişini eserin cümlelerine uydurabilecek kadar başarılı bir iç tempo var. Besteci yapıtın üçüncü bölümünü (Allegro con fuoco – Ateşli allegro) hızlı bir Karadeniz havası şeklinde yazmış. Bölüm, kemanın sunduğu ve orkestranın vuruşlarıyla eşlik ettiği hızlı, kuvvetli ve oynak bir Karadeniz ritmiyle başlıyor. Bu oynak hava, kemençe ezgilerini ve bu çalgının doğal çoksesliliğini yansıtan bir şekilde yazılmış. Kemençeye dönüşmüş olan kemanın melodisi Karadeniz insanının sert, hızlı, kuvvetli metabolizmasını çok iyi yansıtmış. Hızlı başlayıp hızlı biten bölümün orta yerinde Erkin'in diğer yapıtlarında da sık sık kullandığı taksimi andıran bir geçiş var. Keman, bu taksimden başta duyduğumuz kemençe ezgisine hışımla dönüyor, ama önemli bir farkla: bu sefer ezgi, ilk sefer duyduğumuz şeklindeki, bir ölçüde sekiz adet sekizlikle (ya da 4/4'lük) yazılan eş zamanlı Batı ritmiyle değil, bir ölçüye yedi adet sekizlik'in (7/8'lik) sığdırıldığı Türk müziğine özgü aksak yapıdaki Karadeniz ritminin üzerine oturtulmuş. Bu değişikliği farklı şekillerde yorumlamak mümkün. Besteci, Batı ritmiyle aksak Türk ritmi arasındaki geçişkenliği, ya da tam tersine hızlı bir çalınışta bu iki ritim arasındaki ayırt edilmezliği göstermek istemiş olabilir. Ancak kanımızca son tahlilde Erkin, diğer yapıtlarında olduğu gibi, burada ritmik bir oyun peşinde yalnızca.

***

Türk Beşleri'nin yapıtları arasında yurt içinde ve yurt dışında en çok seslendirilenlerden biri olan yapıt, 60'lı 70'li yıllarda iç basında yer alan yazılarda "Geç Alman Romantizminin ürünlerine benzetilmiş, bazı eleştirmenlerce de Bartokvari olarak nitelendirilmiş. Bize göre, yapıttaki sıcaklık, sürükleyici anlatım, gerginlik ve hırçınlık taşıyan iç tempo, sinirlilik ve ümitsizlik arasında gidip gelen duygusal atmosfer, Bartok'un akademik ve antiromantik müziğinden çok uzak. İki bestecinin de halk müziğine dayanıyor olması ise benzerlik kurmak için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor. Yakın bir incelemede Erkin, Bartok'un halk ezgilerindeki "ilkelliği ve "vahşiliği etnolojik bir çerçevede anlatan düşüncesine çok uzak düşüyor. Geç Alman Romantizmi nitelendirmesi ise Erkin'e hiç uymuyor. Çünkü söz konusu ekol, melodileri çok fazla parçalayıp yapı ve çizgiyi ön plana çıkaran, melodiden çok "leitmotife önem veren, atonal yönsemeleri had safhada olan bir ekoldür. Erkin ise açıkça, tonal ve romantik. Ezginin bütünlüğü ve iç dinamiğine verdiği önemle "Alman müzik anlayışına da ters düşüyor besteci. Bu yapıtı kategorize etmek gerekirse, kanımızca en uygun nitelendirme "Türk Romantizmi olacaktır.

***

Erkin'in genel olarak popüler olmaktan korkmayan bir çizgisi var. Senfonik bir yapıtında bile gereksiz ayrıntılardan ve sofistikasyondan kaçıyor, dinleyiciyle samimi ve inandırıcı bir ilişki kuruyor. Anlaşılırlıkla derinliği birleştiren yapıtları, bu tür eserlere burun kıvıran yüksek sanat taraftarlarına bir soru yöneltiyor ister istemez: Anlaşılır olmak sanatsal açıdan "kötü ya da "ikinci sınıf olmayı gerektirir mi? Erkin'in yaşamındaki kimi öğeler de, müziğinin popülerliğe açılan yönüyle bütünleniyor Erkin'in. Koral Çalgan'ın kitabına göre sanatçı, futbolu çok seven, koyu GS taraftarı olan bir kişiymiş ve her zaman futbol maçlarına gidermiş!

***

Sonsöz olarak; Erkin besteciliği, halk müziği altyapısının senfonik kalıplara oturtulması yoluyla, müzikteki Türk unsurların derinliğini keşfetmemizi sağlıyor. Ayrıca transfigürasyon yoluyla deneysel, ilginç, ama bu sıfatlardan da daha önemli olarak güzel bir anlatım modeli sağlanmış oluyor. Dinleyicide anında etki yaratabilecek müzik yazmaya büyük özen göstermiş besteci, Türk Müziği'nin zengin potansiyelini gün ışığına çıkartmış, dinleyicinin müzik evrenini genişletmiş bir sanatçı. Erkin gibi bestecilerin yaptıklarını pedagojik olarak görmek (çoksesliliğin topluma aşılanması) ya da Batıcı-milliyetçi bir söylem için de ele almak da kanımızca yeterli olmayacaktır. Bu besteciler ve arkasından gelen kuşaklar, yapıtlarında Türkiye müzik tarihinin sanatsal açıdan en üstün ve en güzel ürünlerini ortaya koymuşlardır. Bu dağarcığın bugüne kadar yalnızca Batıcı-milliyetçi bir dil içinde değerlendirilmesi ("Biz de Avrupa seviyesine yükseldik, "yurtdışında çalındık, göğsümüz kabardı vs... ) bu bestecilere haksızlık olmuş, kendilerinin ve ürünlerinin bu siyasal söyleme hapsedilmesi sonucunu doğurmuştur. Diğer yandan; günümüzde Türk Beşleri'ni ve arkasından gelen kuşakları, Cumhuriyet dönemine ait, geçerliği kalmamış, 1930'lu yılların bugün inandırıcılığı kalmamış ütopyalarının siyasal ürünleri olarak gören ve üniversitelerin sosyal bölümlerinde hızla yaygınlaşan bakış açısı çok yaygındır. Özellikle akademik dünyada görülen Kemalizm'le hesaplaşan akımın, dönemin bütün ürünlerini tepeden inmeci yanlış siyasetlerin absürd ürünleri olarak gören tutumu, bu eserlere yaklaşmamızı engelliyor. Akademik dünyada kemikleşmeye yüz tutmuş bu anlayışı hazır bir şekilde benimsemek yerine, bu yapıtlara bağımsız gözlerle bakmayı öğrendiğimizde bulabileceğimiz çok şey var oysaki... Sanatsal olarak göz kamaştırıcı ayrıntılarla dolup taşan bu yapıtların bugün yeniden keşfedilerek, ulusalcılık dışındaki bakış açılarıyla, özellikle sanat ve estetik açısından yeniden ele alınmaları ve kuşaklara tanıtılmaları gerekiyor.

1)Önder Kütahyalı'nın "Çağdaş Müzik Tarihindeki Erkin bölümünde besteciyi şöyle tarif ettiğini görebiliriz: "Eğlenceli ve kolay anlaşılır ezgilerle süslü eserler yazmış bir kompozitör. 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021