Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1750




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 37 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 664

Yazık oldu Bregoviç’in müziğine - 14.11.2008





29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan beri kafam hep aynı konu ile meşgul sevgili müzik dostları. Filmin galasında NTV’den yapılan canlı yayına katılan Fikret Bila gibi aklı başında gazetecilerin eleştirilerinin ardından bugüne kadar film ya da belgesel ile ilgili eleştirileri okurken hep o ilk tanıdığım Can Dündar’ı arar oldum inanır mısınız?

80’li yılların ortası, bir bahar günüydü. Bir mimar dostum hafta sonu Trabzon’da üniversitenin konferans salonunda çok önemli bir toplantı olduğunu ve mutlaka gitmem gerektiğini söyledi.

Gittim.

Sevgili Oktay Ekinci yanında o sıralar henüz adını sanını bilmediğimiz genç bir gazeteci ile gelmişti toplantıya.

Can Dündar ile.

12 Eylül susturulmuş toplumuna o kadar güzel mesajlar vermişti ki bu genç gazeteci, ülkemizde aydın ve ilerici kesimi yok etmek için yapılan bir ihtilalin acılarını yaşamış birisi olarak ben dahil salondaki bini aşkın dinleyicinin yüreğine masmavi umut tohumları serpmişti.

O toplantı, 12 Eylül’den sonraki ilk ve en aydınlık günümüzdü.

O günden sonra yazdığı gazetelerde hep takip ettim onu. Yazılarını hiç sektirmeden okudum. Daha sonra çektiği belgeselleri seyretmenin ötesinde arşivime kattım.

Çünkü duruşu güven vericiydi.

Ve şimdi…

Keşke şu, en hoşgörülü olanımızı bile kızdıran, adeta “zorlama” izlenimi veren “tuhaf” özel yaşam sevdasına kapılmasaydı?

Benim tanıdığım Can Dündar böyle değildi.

Cumhuriyet edebiyatımızın çınarı, dünyanın en yumuşak insanı, yüreği hep yurt ve insan sevgisiyle atan koca yazarımız, Oktay Akbal, Mustafa belgeselini izledikten sonra kim bilir ne kadar sarsılmış ki şunları yazmış; “O adını bile anmak istemediğim genç adam sırtını kimlere dayayarak, kimlerden çıkarlar hesaplayarak kalkışmış bu işe... Yazık etmiş kendine... geleceğini, kişiliğini bir yana atarak!..” (9 Kasım 2008-Cumhuriyet)

Can Dündar’ın ulusal onur kalemlerimizi böylesine üzmeye hakkı var mı?

Cumhuriyetin neferlerine 70. yılda böylesine gerilimler yaşatmak, Can Dündar’ın o hep “saygı”lı haline yakışıyor mu?

Bu da yetmiyormuş gibi bir de Ayşe Arman’a da diyor ki: “Tabu nedir şimdi anladım.” (Hürriyet-9 Kasım 2008)

Yapma be sevgili Can Dündar… Yapma böyle n’olur!

Yaşamlarını tabuları yıkmaya adayanlarımıza bu söylenmez. Asıl, Atatürk düşmanlarının “tabu kafalı” olduklarını evet, sen bile, evet, evet sen Can Dündar, kim bilir kaç kez yazmışsındır....

Ve NTV’deki “Neden?

Peki  “neden” Can Dündar?

Kafamdaki soru işaretleri büyüdükçe NTV Televizyonundaki “Neden”e takılıyorum.

Vallahi kim ne derse desin bence “Mustafa'sını da Neden’deki Can Dündar” yarattı.

Ekrandaki şu “hesaplı kitaplı”; dahası “kararsız” ve “içten”liğini yitirmişcesine sesi titreyen adam, Can Dündar mıydı?...

Programda “gerçek neden”ler söylense bile ille de “belirsiz” bitirmesi; gerçekleri açıklayanları çileden çıkartıp “saptıran”ları memnun etmesi “neden”se, Mustafa’nın nedeni de o olmalı…

Üstelik aynı “gerçek”leri kendisi de çok iyi bilmesine rağmen...

Nitekim “diktatör” vurgulamasını savunurken diyor ki; “O dönem bütün dünya basınında diktatör olarak geçiyor. Buna karşı bir duruşumuz olmalıydı…” (Milliyet-7 Kasım 2008)

Güzel ama o “duruş” filmde hiç yok!

Benim bildiğim Can Dündar, “O dönemin emperyalist basınında dünyaya diktatör olarak tanıtıldı… Zaten başka türlü bir lider yoktu ki..” demeliydi.

Mustafa’nın en yakınlarını bile gözden çıkarmasının “olağan” sayılması gerektiğini de şöyle belirtiyor; “Hiçbir lider kendine ihanet edeni affetmez. Kaldı ki Atatürk, affetmiştir de…”

Oysa “Belgesel”inde o affedilenlerden bir kişi bile belgelenmediği gibi; Mustafa’nın ezdikleri de “hain”ler olarak değil, yine Can’ın seçtiği sözcükle “muhalefet” olarak tanımlanıyor.

Hem de “bizim programımız CHP programıdır” derken...

Bu öyle “masum” denebilecek bir “kurgu” değil Sevgili Can Dündar...

Gerçekten ama gerçekten yazık olmuş...

Sevgili Can Dündar’ın yazılarındaki “satır araları” ustacadır. Belli ki Mustafa’da da aynı ustalığına güvenmiş ama tarihe yön veren bir yaşama “aykırı saplamalar” yapmaya kalkışınca fena halde aksamış...

Oysa bu “sokuşturmalar”ını ayıkladığınızda, geriye kalan Mustafa’ya hayran olmamak mümkün mü? Ulu çınar Oktay Akbal haklı. “Yazık olmuş” o güzel başlangıca, o muhteşem görüntülere.

Ve Goran Bregovic’in müziğine...

Pazartesi günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

 

2 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019