Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1750




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 37 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 659

“Gerçek sanat ile uğraşanlara tecavüz etmeli!” - 07.11.2008





Posta kutumuza düşen Günaydın Gazetesi etiketli haberin başlığı aslında böyle değildi.

Ama ben o başlığı bu şekilde çevirdim.

Sanat dünyasında gün geçmesin ki bir seviyeli(?) kavga patlak vermesin sevgili dostlar.

Hem de ne kavgalar!

İnsanı utancından yere baktıracak sözlerin sarf edildiği kavgalar.

Bana çevirerek de olsa bu başlığı yazdırtan “sanat olayını” kısaca aktarayım sizlere:

Altın Portakal Film Festivali günler önce bitti biliyorsunuz ama tartışmalar bir türlü bitmiyor. Posta kutumuza düşen habere göre “Dilber'in Sekiz Günü” adlı filmle festivale katılan Cemal Şan, jüri başkanı Tuncel Kurtiz ile jüri üyesi Serdar Akar'ın sanat filmlerine ödül vermemek için anlaştığını, kendisinin de bu konuşmaya kulak misafiri olduğunu iddia etti. Cemal Şan, konuşmanın ödül töreninden altı gün önce, 14 Ekim sabahı, Antalya Havaalanı'nda yapıldığını belirtti. Şan; Serdar Akar'ın, Kurtiz'e “sanat filmi çekenleri öldürmek, hatta hepsine tecavüz etmek gerektiğini” söylediğini de öne sürdü.

Bu konuşmayı daha önce açıklamayı planladığını ancak arkadaşlarının engel olduğunu belirten Cemal Şan, "Filmim ödül almadığı için değil, Reha Erdem'in, Nuri Bilge Ceylan'ın benimkinden daha iyi olan filmlerine de ödül verilmediği için duyduklarımı açıklayarak vicdan azabından kurtulmak istiyorum" dedi.

Ünlü yönetmenin, yaptığı açıklamalar aynen şöyle:

Serdar Akar, sabahın yedisinde içki içip konuştuğu Tuncel Kurtiz'e, Sanat filmlerinin kendilerini, çocuklarını ve geleceklerini zehirlediğini, bu filmleri çekenleri öldürmek; analarına, babalarına, oyuncularına, katkıda bulunan herkese tecavüz etmek gerektiğini küfürler saçarak söylüyordu. Jürinin; tek amacı bağımsız sinemayı yok etmek olan kararlarının 'tutarlılığına' şapka çıkarıyorum.

Evet, uluslar arası bir film festivalinin jüri başkanı ve aynı uluslar arası film festivalinin jüri üyesi arasında geçen bu oldukça seviyeli(?) konuşmayı aktardıktan sonra acaba şu soruları sorup yorumumuzu şöyle mi yapmamız gerekiyor?

Gerçek sanat ile uğraşanların hepsine tecavüz mü edeceğiz?

Müzik sanatının en kaliteli sanat eserlerinin başta çocuklarımız olmak üzere yaşadığımız topluma zarar verdiğini mi düşünmemiz gerekiyor?

Ortaya koydukları yüksek değerli sanat eserleriyle, çocuklarımıza ve ailelerimize zarar verdikleri için bu eserleri ortaya koyanlara yalın kılıç saldırmamız mı gerekecek?

Hem burada sanat filmi derken neyi kastediyor bu jüri üyeleri?

Buradaki kıstas nedir?

Ama korkunç olan şey, kent kültürünün en rafine ürünü olarak tanımlayabildiğim “sanat” denilen yüksek eylemin, çocuklarımızın, ailemizin kısaca toplumumuzun yaşamından çıkarmamız mı gerekecek?

Zarar veriyor ya… O nedenle!

Sevgili dostlar beni bağışlayın ancak şu sözleri söylememek için kendimi tutamıyorum:

Bu sapkın lümpen beyinlerin toplumdan saygı gören önemli sıfatlarla ortalıkta dolaşmasına dayanamıyorum artık.

Bunlar uluslar arası bir film festivalinin jürisinde yer alan ve sinemaya yani sanata emek vermiş, bundan nemalanmış, bu duygusal, iyi niyetli halkın gönlünde önemli bir yer edinmiş kişiler hem de.

Yani sıradan kişiler değiller.

Bulundukları konumu hiçe sayarak böyle uçuk kaçık sapkın lafları hiç düşünmeden ya da çekinmeden söyleyebiliyorlar.

Bir yazımda yazdığım nedenlerden dolayı, “sanatçı” unvanı ile kendilerini dokunulmaz sayıyorlar.

Mesele buradadır diye düşünüyorum.

Ve bu duruş artık neye, kime hizmet ediyor? Hangi kirli politikaların ürünüdür? Bunu bilemiyorum ama bu konuları artık konuşmak ve aramızdaki çürük elmaları temizlememiz gerek…

Yani Mozart’ın, Beethoven’in, Ahmet Adnan Saygun’un o yüksek değerdeki eserlerini “kapı gıcırtısı” yakıştırması ile dalga geçenlere “evet, evet siz haklısınız” mı diyeceğiz?

Sanatı sanat için yapmaktan uzak duracağız öyle mi?

Gerçek sanata, ailelerini, çocuklarını, toplumu korumak adına saldıran bu sapık beyinlerin sapık eylemlerine maruz kalmamak için!

Pazartesi günün görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019