Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Gülüş Gülcügil
 
 
Yayımlanan Sayı : 653

Müziğin molekülleri - 30.10.2008





Avant-garde sahnesine davetsiz bir misafir gibi girmiş Steve Reich. 60'ların Amerika'sında 'geleceğin müziği'ni yapmakla meşgul müzisyenler, olabildiğince soyut, bedensiz ve uyumsuz bestelerle bir 'erişilmezlik' yarışı içinde birbirini alkışlarken, zorla ikna edilen Reich, meşhur Boston Senfoni Orkestrası eşliğinde dinleyici karşısına çıkmış. Michael Tilson Thomas, onu ikna eden meslektaşı, bu ilk konseri şöyle anlatıyor: "Sahnede çaldığım bunca sene boyunca böylesine büyük bir tepki görmemiştim. Parçaya başlayalı birkaç dakika geçmemişti ki salonda bir hareketlenme başladı; kâğıt buruşturmalar, öksürmeler, rahat oturamama, gitgide yükselen hayıflanmalar... En az üç kez bağırarak konseri durdurmak istediler. Bir kadın sahnenin önüne gelip, kafasını kenara vurarak, 'Durun! Durun! Tamam itiraf ediyorum,' diyordu. Gürültü öyle büyüdü ki, amplifikatöre rağmen birbirimizi duyamıyorduk. (...) Parça bittiğinde kısa bir sessizlik oldu. Hemen ardından da yuhalamalar!" Ben ise ilk olarak dergi almak için gittiğim bir dükkândaki radyodan duydum Steve Reich'ın müziğini. (Otuz yıl içinde bayağı değişmiş dünya!) Şimdi biliyorum ki, duyduğum parça "Diffirent Trains" imiş. Durmadan tekrarlanan kelimeler, tren sesleri ve enstrümanların yarattığı müthiş bir ahenk... Başka hiçbir şey düşündürtmeden kendini dinleten büyüleyici bir parça... Hipnoza girmiş gibiydim, dergilere de bakamaz olmuştum. Bestecinin adını söyleyeceklerini umarak parça bitene kadar dükkândan çıkmadım ve o gün en güzel keşiflerimden birini yaptım...

Fazla ihtişamlı, en ince ayrıntılara kadar işlenmiş müziklerin duyuları körelttiğine inanan minimalistler arasında Reich, en ilginç ve en duyarlı müzisyen olarak tanımlanıyor. İlginç, çünkü Batı müziğinde bilgiye ve detaya fazla yüklenmenin moda olduğu bir dönemde, sade bir üslupla ortaya çıkıp, geleneksel olmayan, daha tehlikeli bir yolu tercih etmiş. Bu marjinalliğin ona ne tür zorluklar getirdiğini en iyi kendisi bilir, (sözünü ettiğimiz konserden çıktığında, yüzü çarşaf gibiymiş) ama yarattığı stilin tüm dünyada rahatlıkla tanınabilir olmasında bu tutumun bir payı var elbet. Duyarlılığına gelince, yaptığı tüm arayış ve deneyler arasında, kulağına hoş gelmeyen hiçbir çalışmanın üzerine gitmemiş. Teorilerine, teknik emeklerine fazla aldırmadan, sadece duygularına hitap eden çalışmaları seçmiş ki bu Reich'ı çok değerli meslektaşı John Cage'den farklı kılan en önemli noktadır. Ve böylece kendi içinde bir entelektüel yarış haline gelmiş 'çağdaş müzik' kavramına zevk unsurunu kazandırmış. "Onun kategorisine konabilen müzisyenler Stravinski'nin de dediği gibi, 'tadılacak değil, takdir edilecek parçalar' yapıyorlar," diyor Michael Thomas. "Steve'in parçaları ise, hem ilgi hem de heyecan uyandırıyor. Esnek, ruhani, aydın oldukları kadar da zevk verici ve de en önemlisi, güzel parçalar bunlar. Bu denli kısıtlayıcı yöntemlerle, böylesine yaratıcı ve karakter sahibi bir eser yaratabilmek ne şaşırtıcı."

Kazara gelişen kayıt yöntemi; evreleme

Steve Reich1936'da New York'ta doğmuş. Piyano, başından beri hayatının bir parçasıymış. Ama büyüdükçe ilgisi perküsyona doğru kayınca, 14 yaşında New York Filarmoni Orkestrası'nın timpanicisi Roland Kohloff'dan ders almaya başlamış. Eserlerinde daima fark edilen o güçlü ritim duygusu Reich'ın vazgeçemeyeceği bir öge: "Üniversite yıllarım boyunca revaçta olan tarz, Stockhausen - Boulez - Cage tarzıydı. Oysa ben Bach, Stravinski ve caz sevmiştim ki bu üçünde de hep güçlü bir ritim duygusu vardır. Duygularımı okşayacak herhangi bir şey yaratmak için bir ritme ihtiyacım olduğunu anladım," diyor Reich. "Yani bu diğerlerine 'madem siz öyle yapıyorsunuz, ben de böyle yapacağım' demek amacıyla değil. Tabii böylece tek başıma kaldım ve kendimi bayağı yalnız hissettim. Terry Riley ve LaMonte Young ile arada görüşüyorduk ama daha pek tanımıyorduk birbirimizi."

Felsefe ve müzikoloji eğitimi alırken, besteci olmaya karar vermiş Reich ve 1963'te kompozisyon bölümünden yüksek dereceyle mezun olmuş. 1965'te ise olan olmuş; kazara (!) müzik dünyasını sarsacak 'phasing / evreleme' denecek kayıt yöntemini keşfetmiş. Reich bu keşfini, "Rahip Walter'ın sesini çektiğim iki adet bandım vardı. İkisi de aynıydı, Walter 'yağmur yağacak' diyordu. Ucuza aldığım iki aletten birini kulaklığın sağ kulağına, diğerini sol kulağıma bağladım. Amacım 'yağmur' ve 'yağacak' kelimeleri arasında belirli bir bağlantı yapmaktı. Ama iki ses de aynı anda başladı ve bir süre sonra, biri diğerini yavaş yavaş geçti. Sanki ses sol kulağıma, oradan sol omzuma, sonra da koluma ve bacağıma geçiyor, oradan yere inip bir titreme geçiriyordu; yavaş yavaş benim istediğim bağlantı da oldu: 'Yağmur / yağmur yağacak / yağacak...' Sonra ses öbür tarafa geçip, beynimin merkezine geri döndü. Bunu duyduğumda, bu olayın bütün diğerlerinden daha enteresan olduğunu anladım. Çünkü olabilecek bütün ses şekillerinden geçiyor ve bir bütün parça oluşturuyordu," diye anlatıyor.

Reich'ın 'evreleme' yöntemini kullandığı bütün parçalarda, insan duyduklarını dikkatini verdiği sese göre örgütleyebiliyor. Yani bir sonraki dinleyişinizde, melodiyi aynı şekilde algılayamayabiliyorsunuz. Afallıyorsunuz. Biri bana "It's gonna Rain"de "black rhino, black rhino" dendiğini, parçada gerçekten de böyle bir şey olup olmadığını sordu. "Eh, siz öyle duyduysanız demek ki var," dedim ona. Evreleme sistemini, insan sesinden ibaret ilk iki eseri "Come Out" ve "It's gonna Rain" dışında, Reich'ın birçok enstrümantal eserinde de duyabilirsiniz.

Peki, bunca teknik içinde duygular nerede diyeceksiniz. "Bir bakıma her türlü müziğe şu ya da bu şekilde duygu katıyorsunuz," diyor Reich. "İlk parçalarımda da duygu var tabii ama daha katı bir yöntemle sunulmuş. Ama ilginçtir ki, insanlarda son derece duygusal tepkilere neden olan, aslında parçaların bu kişiliksiz görünüşü." Reich'ın parçalarında görülen tipik bir şey de, bir enstrümanın vokal taklidi yapması. Kaydedilen bir konuşmada duyulan notaları, keman konuşmayla aynı anda ve aynı biçimde çalıyor. "Different Trains"de olduğu gibi. Ama "Drumming"de tersi oluyor, bu sefer kadın sesleri marimbayı taklit ediyor.

Reich'ın ses getiren bir diğer eseri de "Four Organs". Melodinin gitgide yavaşladığı hissini veren bu parçada Reich, parçanın başında uzunluğu 11 ölçü olan notaları, parça sonunda 256 ölçüye uzatıyor. (Bu Batı müziğinde bulunabilen en uzun kadansmış!)

İlk konser sona erdiğinde Michael Thomas, Steve Reich'e dönüp şöyle demiş: "Steve, bu olağanüstü bir şey! Tarih kitaplarında okuyabildiğimiz cinsten, 'İlkbahar Ayini'nin prömiyeri gibi. Bu salonda bazı insanlar ne düşünürse düşünsün, emin ol ki yarın bütün Amerika senden bahsedildiğini duyacak ve dört bir yandan seni dinlemek için gelecekler."

Nitekim her şey Thomas'ın tahmin ettiği gibi oldu. Reich'ın müziğine gösterilen ilgi yaşla doğru orantılı olarak artıyor; en yoğun ilgiyi gösterenler ise gençler ve sanatçılar.


antipopüler

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020