Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 77 müzisyen gazete okuyor
 
 
Seval Deniz Karahaliloğlu
 
 
Yayımlanan Sayı :

İzmir’den Bir Muffy Geçti - 21.02.2006





Dizzy Gillespie, Muffy için boşuna o ünlü sözü söylememiş. Yani, şu caz tarihine geçen ‘Türkiye’de öylesine ‘muhteşem’ bir trompetçi keşfettim ki, en az Miles Davis kadar iyi çalıyor’ deyişinden bahsediyoruz. Ahmet Muvaffak Falay bu deyişin her kelimesini fazlasıyla hak etti ve İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde verdiği konserle, Gillespie’nin kalbini çaldığı gibi bizim kalbimizi de çaldı.

İzmir Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı’nın (İKSEV) düzenlediği, 11. İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında, İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde verdiği konserde, ‘hepsi benim dostum’ dediği cazın son elli yılına imzasını atmış büyük sanatçıların eserlerini seslendirdi. Parçalar arasında yaptığı kısa konuşmalar sırasında sanatçılar hakkında kısa kısa bilgiler verdi. Caz dünyasının bildiği ismiyle Muffy ile konser öncesi yaptığımız söyleşide ilk önce isim konusuna takıldık. Gayet ‘ciddi’ bir biçimde, isminin yanlış söylenmesinden fena halde rahatsız ‘Benim adımın başında Ahmet var. Hiç kimse bilmez ama adım Ahmet Muvaffak Falay ona göre’ diye söze girdi. Biz de Muffy’nin önünde ‘başımız kıldan ince’ peki dedik ve söyleşiye o meşhur karşılaşma hikâyesi ile başladık.

SDK - Sahi, Dizyy Gillespie’nin karşılaşmanız neredeyse artık bir efsane haline geldi.

Ahmet Muvaffak Falay - 1956 senesinde Nisan ayıydı. Yanlış hatırlamıyorsam ayın 20’si yada 24’ü olmalı. Dizzy Gillespie’yi Ankara Havalimanında karşılayacaktık. Hava alnındayız. Uçak indi, biz de orkestra olarak uçak pistindeyiz. Orkestra, uçağa 200 metreye uzakta filan. Her neyse, çalmaya başladık. Dizyy Gillespie geldi, önümde durdu. Aramızda 2 metre var yok. Amerika’da o sıralar meşhur olan parçalardan birini çalıyoruz. Dinledi, trompeti çalarken bana öyle bir bakıyordu ki, anlatamam. İşte o zaman beni çok beğendiğini, o bakışlarından anladım. Zaten parçanın son bitiriş notalarını çaldım ve Dizzy ile sarmaş dolaş olduk. Arkamızda, 30 kişilik bir kolejli öğrenci grubu vardı. Ellerinde ‘Hoş geldin Dizzy yazılı’ pankartlar taşıyorlar. Yani, onu Ankara Havalimanında öyle bir karşılamıştık ki, sanırım Dizzy’i hayatı boyunca bir daha böyle karşılayan olmamıştır.

SDK - Bildiğim kadarıyla siz klasik eğitimden geliyorsunuz. Ankara Devlet Konservatuarını bitirdiniz. Peki klasik müzikten caz müziğine geçişiniz nasıl oldu?

Ahmet Muvaffak Falay - Ben esas ilk defa 45 kişilik İzmir Işık Bando’sunda çalmaya başladım. 1940’ların başında, daha 11–12 yaşlarındayım. Daha caz nedir filan bilmiyorum. Caz deyince aklıma davullar, ziller geliyor. Yani caz hakkında hiçbir fikrim yok. Bandoda klasikler, Türk Müziği parçaları ve buna benzer değişik şeyler çalıyoruz. Hatta Mozart’tan eserler seslendiriyorduk. Çok kaliteli bir orkestraydı. Şefimiz Fuat Türkoğlu’ydu. İstanbul Konservatuarından mezun klarnet sanatçısı çok kıymetli bir müzisyendi. Orada neler çalmıyorduk ki, programımızda bütün klasik bestecilerin eserleri vardı. Ben konservatuara girmeden önce nerdeyse her şeyi o bandoda öğrendim. Yani konservatuara girerken çok güçlü bir müzik temelim vardı. Fuat Türkoğlu, bana bandoda bir parça hazırlattı, o parçayla konservatuara girdim. Hatta, biliyorum diye beni bir sınıf atlatarak başlattılar konservatuara. Daha sonra, ikinci sınıftaydım.17 -18 yaşındayım. Senfoni orkestrasında çello çalan Kaya Ökten ağabeyimiz vardı. Senfoni Orkestrası ile konservatuarın kapıları birbirine çok yakındı. Kaya ağabey, bir gün bana Muffy yarın bana saat öğleden sonra üç gibi gel sana caz dinleteceğim dedi. Ben de, ‘tamam Kaya ağabey, yarın gelirim’ dedim ama beni sardı bir heyecan. Caz mı? nedir bu diyorum kendi kendime. Ertesi gün gittim, Kaya ağabey şöyle eski kurmalı bir gramofon çıkardı ve taş bir plak koydu. Kafamı neredeyse gramofonun çukurunun içine soktum. Bir dinlemeye başladım ki aklım başımdan gitti. ‘Bu nedir? Ağabey bir daha çalar mısın?’ dedim. Bir daha dinledim. Bunlar kim dedim. Charlie Parker ve Dizzy Gillespie’nin beraber çaldıkları bebop demez mi? Ben ilk defa, caz müziğini caz tarihinin en büyük iki dehasından dinledim ve o andan itibaren mahvoldum. Çok hızlı bir parçaydı. Ne kadar serbest ve ne kadar hızlı bir müzik dedim kendi kendime ve benim için her şey caz müziği oldu. Artık, Ankara’da o dönem bulabildiğim bütün caz plaklarını toplamaya başladım. Caz müzisyeni kimler varsa onları dinlemeye gidiyordum. O sıralar 18 yaşındaydım, konservatuarı bitirene kadar öldüm bittim, çünkü bana hapishane gibi gelmeye başlamıştı. Konservatuarı bitirdim. Bana İzmir’e konservatuara trompet hocası olarak göndereceklerdi. O sıralar, Almanya’dan teklif geldi. Hemen Almanya’ya kaçtım oradan da bütün dünyayı dolaştım. Amerika, Avrupa, Rusya derken dünyanın hemen her yerinde caz çaldım.

SDK - Neden caz müziği sizi bu kadar çok çekti?

Ahmet Muvaffak Falay - Bir kere caz müziğinin özel bir dili var. Temeli armoniye dayanır. Cazın bütün tadını o armoni zenginliği verir. Armoni bilmiyorsan, caz müziğinde hiçbir şey yapamazsın. Ben neden kaçtım? 25 yaşında çıktım gittim. Cazı yerinde öğrenmek istedim. Büyük babalar ile çaldım. Neredeyse 50 yıldır çalıyorum. Sadece çok sevmek yetmez. Çalışacaksın. Yedek Subaylığımı İskenderun’da yaptım. Okulu bitirmişim filan. 45 derece sıcaklıkta, kan ter içinde günün beş saati trompet çaldığımı biliyorum. Dizzy Gillespie benim çalışımı beğendi ama o çalışı yapmak için de çok çalışmak lazım.

SDK - Müzikal yaklaşımınıza uygun olarak hangi sanatçıların tarzı size daha sıcak geliyor?

Ahmet Muvaffak Falay - Tabii ki Charlie Parker’ın çalışı. Klasik Caz Müziğinin en büyük dehası tartışmamız olarak Charlie Parker’dır. Ben Charlie Parker’ı ilk kez Dizyy Gillespie’ye sordum. Bana dedi ki, ‘Charlie Parker’dan önce, Amerika’da herkes caz müziği çalıyordu. Dixieland, eskiler, yeniler filan. O geldi, müziği bir mimar gibi toparladı, tıpkı bina yaparmış gibi caz müziğini yeniden inşa etti ve yerine oturttu’. Hakikaten, herkes o dönem, Charlie Parker’ın müziğini taklit etmeye çalışıyordu. O ne yaparsa, diğer müzisyenler de onun yaptığının aynısını yapmaya çalışıyorlardı. Yani, onun gibi müzik yapabilmek için çabalıyorlardı ama kolay mı, adam deha, taklit edilemez. Sonra Tabii ki Dizzy Gillespie var. Ama bunlar cazın babaları yani.

SDK - Müzikal geçmişinizde en mutlu olduğunuz dönem hangisi?

Ahmet Muvaffak Falay - Kenny Clarke, Francy Boland Big Band’de Köln’de çaldığımız dönem. Orada çok iyi müzisyenlerle beraber çalıyorduk. Hepsi çaldıkları alanda, en iyiler. Öyle bir orkestraydı ki 1968 yılında, ‘Downbeat’ dergisi beş yıldız verdi ve o yılın en iyi orkestrası seçti. Kimler yok ki? Benny Bailey, Zoot Sims, Derek Humphy, Ake Persson, Karl Drevo, İdris Suleyman, Keg Johnson, Billy Mitchell, Jonny Griffin, Ronny Scott, Sahip Shihap ve şu an aklıma gelmeyen diğer isimler. Onlarla 1963 ve 69 yılları arasında çaldım. Konser vermek bir yana, bu isimlerle beraber çalmak bile büyük keyifti. Bu orkestrayla birlikte, Nasuhi Ertekün’ün sahibi olduğu Atlantic Plaktan bir albüm çıkardık. Albümün kapağında, Amerikan, İsveç, İngiliz ve Türk bayrağı vardı. Bir gün Köln’de cafede oturuyorum. Bir telefon, Amerika’dan Nasuhi Ertekün arıyor. Buyur ağabey dedim. Sana çok teşekkür ederim dedi. Neden? dedim. İlk defa hazırladığım bir albümde bana Türk Bayrağı kullanma şansı verdiğin için dedi. Şaşırdım. Benim bayraktan filan haberim yok. Tabii çok sevindim çok gurur duydum. Bir sonraki albümü çıkardık. Türkiye Cumhuriyeti pulları gibi pullar bastılar. Pulun içine de resmimi koydular. Çok esprili oldu.

SDK - Şu anda çaldığınız grubunuzu 1986 yılında kurmuştunuz. Programda, bu zamana kadar değişen müzisyenler olmasına rağmen grubun ‘nüvesi’ hep aynı kaldı deniyor. Nedir bu ‘nüve’ Allah aşkına?

Ahmet Muvaffak Falay - (Gülüyor.) Ha, evet. Grupta biz üç kişi hiç değişmedik. Piyanoda, Daniel Tilling, tenor saksafonda Günnar Bergsten ve trompette ben. İlk başladığımızda, altı kişiydik. Sonra, gruptan bazı ayrılmalar oldu, trombon çıktı. Beş kişi kaldık. Bir baktım, ya, beş kişi biz daha iyi çalıyoruz. Sonuçta, davulda Mehmet İkiz ve basta Markus Winkstrom ile beraber yola beş kişi devam ediyoruz.

SDK - Kendi müzik anlayışınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Ahmet Muvaffak Falay - Biz Charlie Parker, Dizzy Gillespie, Thelionus Monk gibi en büyük cazcıların yazdığı kompozisyonları, eserleri çalıyoruz. Bu müziğin içinde armoniyi bozmadan ve müziğin orijinal ruhuna sadık kalarak kendi yorumumuzu da koyuyoruz. Yorum deyince, kafadan atmıyoruz. O bestecilerin çizdiği sınırlar içinde o müziği bozmadan, caz müziğinin dilini kullanıyoruz. Bir de bestenin ruhunu kavramak var. Besteci orada ne demek istemiş anlayamazsan, iş bitti demektir, imkanı yok caz müziğini beceremezsin.

SDK - Bir de ‘Sevda’ deneyimizi var sizin değil mi?

Ahmet Muvaffak Falay - Aman bana o ‘Sevda’yı sorma. O ‘sevda meselesi’ yüzünden ben Stockholm’de takıldım kaldım. O sıralar, davet almıştım. Amerika’ya gidecektim. Olmadı. Sevda meselesi ortaya çıktı. Hayatımın en büyük hatasıdır. Türkiye’den gelen bazı arkadaşlarla, Sevda grubunu kurduk. Benim Amerikalı cazcı arkadaşların 9/8’lik aksak ölçü bir hoşlarına gitti. Bayıldılar. Aman bunları çalalım filan dediler. Türk müziği motifleri onlara yabancı olduğu için de çok ilginç geldi. Sonra, yapılan müzik İsveçlilerin çok hoşuna gitti filan.

SDK - En son albümünüzü, eğer yanılmıyorsam 1994 – 1995 yıllarında çıkarmıştınız. Sonra Muffy hayranları yeni albüm ne zaman çıkaracak diye beklemeye başladılar…

Ahmet Muvaffak Falay - Şimdi, İzmir Avrupa Caz Festivali’nde çalacağımız konser programını buraya, İzmir’e gelmeden bir hafta önce, Stockholm’da çaldık ve o konserin kaydını yaptık. Buradan Stockholm’a dönünce, yapılan konser kaydını dinleyeceğim. Kaydını beğendiğim parçaları ayıracağım, beğenmediklerimi çıkaracağım, belki bir iki tane daha parça eklerim. Sonuçta, o kayıttan bir albüm yapacağız. Önümüzdeki aylarda albüm piyasaya çıkar.

Daha sonra konser sonunda, Muffy ile tekrar bir araya geldik. Konserde anons ettiği parçalar ve bestecilerini isimlerini içeren aşağıdaki listeyi hazırladık. İşte gelecek, albümün ana teması, parçaların ve bestecilerinin isimleri. Tabii, Muffy bu sağı solu belli olmaz. Stockholm’e dönünce iki üç parça çıkarır ve dört, beş parça ekler. Her şey onun beğenisine kalmış.

1 - Blues Blue, Bestecisi Sonny Clark - Piyanist ve besteci. (Muffy’nin dediğine göre en verimli çağında, 31 yaşında hayata veda etti. Ve Muffy’nin gözdesi)

2 - Short Story, Besteci Kenny Durham Trompetçi ve besteci

3 - Canka Besteci Sonny Clark Piyanist ve besteci

4 - Come Home at Least Besteci Hank Mobley

5 - Balad (Autumn Nocturne) Besteci Yusuf Myrow

6 - This I dig …. Besteci Hank Mobley

7 - Wisper not Besteci Benny Golson

8 - News for Lulu Besteci Sonny Clark








 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019