Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Barış Yıldırım
 
 
Yayımlanan Sayı : 631

Küba’nın Fransız elçisi - 22.09.2008





Cyrius’u günümüzdeki diğer Batılı Küba müziği yorumcularından ayıran unsur, müziğin orijinal sound’una sadık kalması.

Yaz ayları sona eriyor; fakat Babylon, Küba ezgilerini şansonla birleştiren, İspanyol kökenli, Cezayir doğumlu Fransız sanatçı Cyrius Martinez’le müzik severlerin ruhunu ısıtıyor.
Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında dün akşam Babylon’da bir konser veren Martinez, bu akşam da saat 23:00’te sahne alacak.

Müzisyen, Türkiye’de önemli bir hayran kitlesine sahip: Orijinali 1997’de Küba’da kaydedilen ve SONY BMG tarafından geçen aylarda Türkiye’de yayımlanan “La Banda” albümünün gördüğü ilgi buna işaret.
Cyrius, kayıtları Santiago’da, Eliades Ochoa ve La Banda Municipale gibi yerli ustalarla çalışarak gerçekleştirmiş. Albümü, Küba şarkılarıyla şansonun başarılı bir sentezi olarak niteleyebiliriz: Albümde, Küba klasiği “Veinte Anos”, Fransız dilinde bambaşka bir renge bürünüyor; geleneksel Küba pirinç üflemelilerine akordeon eşlik ediyor.

Bu çalışmayı Türkiye’de de yayımlanan “Le Sang des Roses” adlı bir diğer başarılı albüm izledi. Bu akşam, sanatçının her iki albümünden şarkılar dinleyebileceğiz.

Cezayir’den Küba’ya

Cezayir’de dünyaya gelen sanatçı, bunun müziği üzerindeki etkisini şöyle dile getiriyor: “Doğduğum bölge, ‘rai’nin (Kuzey Afrika müzik türlerinden biri) yanı sıra Arap ve Endülüs müziklerinin de beşiği. Köklerini bölge müziklerine kuvvetlice salmış Reinette l’Oranaise, Lili Labasse ve Lili Boniche gibi şarkıcılar beni hep çok etkiledi.” 

Ardından Cyrius’un daha az bilinen, 1980 ve ‘90’lardaki tiyatro müziği çalışmaları gelmiş. Müzisyen, ünlü yönetmen Peter Brook’un “Mahabarata” filmine ve yönetmenin Bouffes du Nord Tiyatrosu’na müzik yazmış; bir diğer ünlü yönetmen Ariane Mnouchkine’in “Kamboçya Prensi” oyunu, derken Uluslararası Sağırlar Tiyatrosu ve Archaos Sirki’nin performansları için de çalışmış.

Cyrius önümüzdeki aylarda bir Çehov uyarlamasında hem aktör hem de bir geleneksel şarkıcı olarak sahneye çıkacağını belirtiyor. 

Konu elbet Küba’ya geliyor. Cyrius’un, ilk gidişinde bir buçuk yıl kaldığı Küba macerasının başlangıcında ilginç bir hikaye var: “Santiago’nun Cespedes Meydanı’nda her pazar günü geleneksel La Banda Municipale grubu sahne alır. Onlar şarkı söylerken zaman adeta durur, tarihin içinden gelen Küba müzikleri trova ve son’lar hayata döner.

Bir gün cesaretimi toplayıp ‘Veinte Anos’u onlarla söyleyip söyleyemeyeceğimi sordum. Sonuç güzeldi.
Ardından gruba Georges Brassens’ten iki ve Barbara’dan bir Fransızca şarkı söylemeyi önerdim; bu şansonları birer ‘habanera’ya (Havana müziği) çevirdik. Benim dünya turlarına uzanan hikayem aslında orada, Cespedes’te başladı.”

Son yıllarda Küba müziğine artan ilgiyi olumlu değerlendiriyor Cyrius:  “Küba klasiklerinin yeniden doğuşunda Compay Segundo başı çekti. Onun başlattığı süreçte, Küba müzisyenlerinin çalışmaları gizli bir hazine gibi gözlerimizin önüne serildi; adanın müzikal zenginliği dünyaya aktı. Adeta müzikal tarzların bir havai fişek gösterisi gerçekleşti: changui, son, guajira, trova, danzon...” 

Orijinallere sadık

Küba Cyrius için bir okul olmuş adeta:  “Orada, Oriente denen doğu bölgesindeki müzisyenlerin enstrümanlarıyla kurdukları ilişkiyi gözlemledim; Bir şişe romun etrafında sohbetler uzadıkça, yaşlı müzisyenlerden trova, bolero ve son gibi müzikal türlerin geçmişini, ozanların yaşamlarını dinledim; benim için şarkı defterlerini açtılar. ”  

Cyrius’u, son dönemdeki diğer Batılı Küba müziği yorumcularından ayıran, müziğin özüne duyduğu saygı.

“Ben şarkıların hep orijinal versiyonlarına yoğunlaştım; Batı’daki diğer cover’larını neredeyse hiç dinlemedim diyebilirim” diyen müzisyen ekliyor: “Oriente’nin farklı müzisyenlerini canlı dinledikçe, aralarındaki farkları kavradım, her bir ozanın dayandığı özgün geleneği kavrama imkanım oldu”.
Cyrius, Türk müziklerine de yabancı değil:

“İlk kez ‘90ların başında Türkiye’ye geldim; o sırada, otobüsle ülkeyi boydan boya gezdim, pek çok geleneksel ve popüler şarkıcıyı dinleme fırsatım oldu. Özellikle Sezen Aksu, Orhan Gencebay ve Arif Sağ’ın ses rengini seviyorum; Konya’da keşfettiğim Sufi müziklerini de ilginç buluyorum.”

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020