Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1750




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 43 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 605

Suzan Tamim öldürüldü. - 01.08.2008





O’nu ilk dinlediğim günlerde daha yeni yeni  tanınmaya başlamıştı.

Tabii ben Suzan Tamim’i bilmiyordum ve kim olduğunu bilmeden ilk kez orada dinliyordum.

Bir kere çok güzel şarkı söylüyordu.

Her ne kadar söylediği şarkıların kültürü bana uzak olsa da etkilemişti sesiyle beni!

Sonra, çok ama çok güzeldi!

Sahnenin ışıkları altında, uzun boyuyla güzellik tanrıçası Afrodit gibiydi.

*

O geceyi iyi hatırlıyorum. Yıl 1997, aylardan Eylül’dü. Uluslararası Kahire Tiyatro Festivali nedeniyle Kahire’deydim. Piramitlerin hemen yanındaki Forte Grand Hotel’in üst katında balo salonu olarak kullanılan o çok büyük salonda, genç bir Arap kadın şarkıcı, şarkılarını birbiri ardına sıralıyordu. Arapça şarkıların yanı sıra bazen İngilizce şarkılar da söylüyordu.

Yirmi yaşlarında, adını ve sanını bilmediğim bu genç kadın şarkıcı beni o kadar etkiledi ki, dayanamayıp masamdaki çiçeklerin arasından bir “gül” seçip sahneye doğru yürüdüm. Tam sahnenin önüne geldiğimde gülü uzatıp bana doğru gelmesini bekledim. Beni görünce yürüdü, yanıma gelince çiçeği alabilmesi için iyice uzattım. Sanırım beni, sahnenin hemen önünde kendisine yiyecekmiş gibi bakan Mısırlı erkeklerden zannetmişti. Bu nedenle biraz tedirgin olduğunu hissettim. Çiçeği ona uzatırken müziğin gürültüsünde sesimi işittirebilmek için adeta bağırarak “Ben Türküm, Türkiye’den geliyorum, Müslümanım, şarkılarınızı ve sesinizi çok beğendim, şu anın hatırası olarak bu çiçeği alır mısınız?” dedim. Tabii konuştuğum İngilizceyi o gürültünün içinde bir kerede anlatamadım.. Ama sonunda anladı. Gülerek aldı çiçeği elimden, tüm nezaketiyle teşekkür etti.

Sonra sahneye döndü şarkısına devam etmek için…

Bir müddet sonra salondan çıkıp aşağıya lobiye indim. Oradaki otel görevlilerine bu şarkıcının kim olduğunu sordum. “Suzan” dediler, “adı Suzan…

İşte o kısacık zaman dilimi kadar tanıdım onu…

Geride kalan on yıl içinde onu bir, iki kez Lübnan televizyonunda ve başka televizyonlarda dinledim, izledim. Ancak benim hafızamda silik bir isim, Kahire’de bir kez dinlenilmiş bir şarkıcı genç kadın olarak kaldı. Albümlerini edinemedim ama ilerleyen yıllar o sahnede gördüğüm Suzan’dan çok başka bir Suzan yaratmıştı.

Ve iki gün önce ölüm haberi düştü ajanslara…

Gazetedeki fotoğraflarından tanıdım.

Bu O’ydu.

Suzan Tamim, o kadındı.

***

Ölüm haberi gazetelerin hemen hepsinde yer aldı geçtiğimiz bir, iki gün içinde. Bugün de bu cinayet haberi ile ilgili başka detaylar yer alıyor gazetelerde.

Ben bu habere sıradan bir cinayet haberi olarak bakmıyorum.

Ağır şerait kurallarının altında inim inim inleyen Arap toplumunun ya da başka bir deyişle Ortadoğu toplumlarının kadına bakış açısıyla ilgili önemli bir cinayet olarak görüyorum

Zira bu toplumları sarıp sarmalayıp kuşatan din eksenli erkek egemen şeriat anlayışı, kadına cinsiyetinden bakıp toplum içinde birey olmasına kesinlikle izin vermiyor.

Suzan Tamim kimdi önce onu yanıtlayalım:

Tam adı Suzan Abdel Satar Tamim olan Suzan, 23 Eylül 1977 ‘de Beyrut’ta doğdu. Ailesiyle birlikte yaşadığı Beyrut’ta rahat sayılabilecek bir çocukluk ve genç kızlık dönemi geçirdi. 1995 yılında katıldığı bir şarkı yarışması ile kendini gösteren Suzan, çıkardığı iki albümüyle de Arap dünyasında özellikle gençlerin idolü oldu. Tüm Arap gençliği şarkılarıyla çok sevdiği Suzan’ın giyiminden kuşamına her şeyini örnek aldı. Yüz güzeli de seçilen Suzan, giydiği dekolte kıyafetleri ile gençlerin gönlünü kazanırken Arap basınının eleştiri odağı oldu.

İki kez evlenen Suzan, özellikle Mısırlı müzik yapımcısı Adul Matuk ile yaptığı son derece çalkantılı evliliği ile Mısır basınında her zaman gündemde oldu

Arap dünyasının “gülü” olarak bilinen Suzan, giydiği dekolte sahne kıyafetleri nedeniyle bazı kesimlerce sürekli eleştirilmesine dayanamayarak amcası ile bir süre Londra’da yaşadı. Kendi açıklamasına göre “çok özel zorunlu nedenlerden dolayı ”da yaklaşık sekiz aydır Dubai’de yaşıyordu.

Cesedinin bulunduğu Dubai marinasındaki evini beş gün önce 750.000 dolara satın aldığı ortaya çıkan Suzan’ın, öldürülmeden önce işkenceye maruz kaldığı ve vücudu bıçakla delik deşik edilerek öldürüldüğü, ardından yüzünün ve cinsel organın paramparça edildiği Dubai polisi tarafından açıklandı.

Bence bu cinayetin temelindeki kilit nokta, yukarıda yazdığım gibi, kadını kadın yapan cinsel öğelere yapılan saldırıda saklı. Yani bir kadın işkence yapılarak öldürülüyor ama bu yetmiyor kadını kadın yapan cinsel unsurlara hunharca saldırıda bulunuluyor.

Şimdi bazı okurlarımın “Müfit bey dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok bunları biliyoruz” dediklerini duyar gibiyim.

Evet, dünyayı yeniden keşfetmeye tabii ki gerek yok, ben de zaten dünyayı yeniden keşfetmiyorum.

Sadece çok sevdiğim ve fırsat buldukça severek dinlediğim, hasbelkader kendisini birkaç dakika da olsa tanıma mutluluğuna erişmiş bir arkadaşınız, kardeşiniz olarak, hunharca bir cinayet sonucu yitirilen, gençler arasında idol olmuş gerçekten “gül” gibi bir kadın şarkıcının ardından üzüntülerimi bildirmek ve bir durum tespiti yapmaktır asıl amacım.

Suzan güzel bir kadındır. Yüzü ve gözleri çok güzeldir. Sesi güzeldir, şarkıları ile özellikle genç Arap kızlarını büyülemektedir. Saçları uzun ve etkileyicidir. Gözlerinin siyahlığında Arap çöllerinin kızgın güneşinin etkisi vardır. Güzel dans etmektedir. Giydiği dekolte sahne kıyafetleriyle, ağır şeriat kurallarından rant sağlayan yobazların nefsini kabartmaktadır. Bu nedenle olsa gerek bu yobazların eve kapattıkları karılarının kızlarının beyinlerine nifak sokmakta belki de onları erkeğine karşı isyana teşvik ettirmektedir.

Bu liste daha uzatılabilir.

Gelen haberlere göre Suzan’ı, ayrı yaşadığı eşi Abdul Matuk’un öldürttüğü de düşünülmektedir. Ama bence Suzan’ın kim kimler tarafından öldürüldüğü önemli değil. Sonuçta yaptığı müziği ve kadın duruşuyla rahatsız ettiği çevre ya da çevreler tarafından öldürülmüş olabileceğidir bu cinayeti önemli kılan unsur.

Gelen haberler arasında çok cılız da kalsa da aşırı şeriatçı dini örgütlerden birisi tarafından da öldürülmüş olabileceği olasılığı da vardır. Çünkü yüzünün ve cinsel organının parçalanması bunun işareti sayılıyor

Ve buradan anlaşılıyor ki bu cinayet kadının “birey olabilme” çabasıyla ilgili…

Suzan Tamim çok sevilen, ben tarafından bile sevilen bir şarkıcıydı.

Özellikle gençler olmak üzere milyonlarca kişiyi peşinden sürüklüyor, konserleri olay oluyordu.

Güzel, çok güzel bir kadındı.

Güzelliği ve güzelliğini kullanış biçimi özellikle genç kızları, ardından kadınları toplum içinde birey olma yolunda kışkırtıyordu.

İki kere evlenmişti ve bu kimliğiyle milyonlarca Arap kadınının önünde duruyordu.

31 yaşındaki Suzan Tamim tabii ki şeriattan rant sağlayanları rahatsız ediyordu.

Onun bu duruşu şeriatın önünde kuşkusuz engel teşkil ediyordu.

Onun için ülkesini bile terk edip yıllarca Londra’da yaşamak zorunda kaldı.

Sonra Dubai’ye taşındı kendine göre çok özel nedenlerden dolayı.

Ve orada öldürüldü.

Bu cinayet, yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı Teslime Nesrin gibi fincancı katırlarını ürküten bir kadının yok edilişinin cinayetidir.

Kadına cinsiyetinden bakan bir şeriat sisteminin kadına birey olma özgürlüğünü vermeyişinin cinayetidir.

Müziğin günah sayıldığının, kadın elinde daha bir günah sayıldığının cinayetidir bu.

Başka bir şey değil.

İşte güzel ülkemize de, uluslararası büyük sermayenin, çok uluslu şirketlerin eliyle getirilmek istenen düzen bu düzendir.

Müziği ve kadını günah sayan düzen bu düzendir.

Lozan Konferansı sırasında kurt devlet adamı İsmet İnönü’nün kayıtsız şartsız bağımsızlık müzakeresi nedeniyle bunalan İngiltere temsilcisi, “bunları şimdi bize kabul ettiriyorsunuz ama gün gelecek doğunun karanlığı içinde boğulacaksınız” demiştir.

İngiltere temsilcisinin burada dile getirdiği “doğrunun karanlığı” bu düzenin ta kendisidir.

Türkiye’yi doğunun karanlığı içinde boğacakları düzen de bu düzendir.

Suzan Tamim cinayeti bu anlamda iyi bir örnektir.

Ders almamız gereken…


********


Sevgili okurlar, yaz mevsimi artık iyice kendini gösterdi. Herkesin üzerinde bir rehavet, tatil durgunluğu, bir gevşeme ve sessizlik.

Tabii mevsimidir. Her şey zamanında olacağına göre şimdi rehavet zamanı.

Her gün ortalama beş saatimi gazetemizi size ulaştırmak için matbaa başında geçirdiğimden izninizle bu rehavet döneminde biraz dinlenmek ve enerji depolamak istiyorum.

Bu nedenle 18 Ağustos 2008 Pazartesi gününe kadar günlük yayınımıza ara veriyorum. Bu arada enerji depolayıp yeni yazılarla ve çalışmalarla birlikte sizlerle birlikte olmayı amaçlıyorum.

Tabii bu arada sadece günlük sayılarımız yayımlanmayacak ama yayınımız 24 saat devam edecek.

18 Ağustos günü buluşana değin hepinize iyi tatiller diliyorum. Esen kalın.




Müfit Semih Baylan
Editör



 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019