Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 38 müzisyen gazete okuyor
 
 
Arzu Haksun Güvenilir
 
 
Yayımlanan Sayı : 561

"Önce müzik dinletmeyi öğretmeliyiz!" - 16.05.2008





En geniş repertuarlı piyanist unvanına sahip İdil Biret, Ludwing van Beethoven’ın tüm piyano eserlerinin kaydedilmesi için stüdyoya girdi. Beethoven’ın konçertolar, sonatlar, piyano uyarlaması yapılan tüm senfonileri ile piyanolu koral fantezisini içeren tüm piyano eserlerini kapsayan ve 23 Ocak’ta Bilkent Stüdyoları’nda başlayan kayıtlar 2 Şubat’a kadar sürdü, ardından klasik müziğin en prestijli firması Naxos etiketiyle yayımlandı.

İdil Biret’in Beethoven çalışmaları küçük yaşlarda başlamış ve Paris Konservatuvarı’nda eğitim gördüğü yıllarda devam eder. Fakat, 1958 yılından itibaren 20. yüzyılın en büyük Beethoven icracılarından Wilhelm Kempff ile yaptığı çalışmalar Biret’in Beethoven yorumunu geliştirir ve olgunlaştırır. Zamanla Biret’in Beethoven yorumlarının ustasına ulaştığı yazılmış ve hatta bazan Kempff’i de aştığı söylenmiştir. Biret’ten 1985 yılında Beethoven’ın 9. senfonisinin piyano için yapılan uyarlamalarını kaydedilmesini isterler. Başından beri sıkıntılı bir projedir, durdurulmak istenir. Çünkü bir Türk sanatçının gerçekten büyük işler yapması birçok engelle karşılaşması demektir. Türklerin yapamayacağı şeyler vardır, bir yere kadar gelebilirler. Onun ötesine geçen, Beethoven’i Almanlardan daha iyi, Chopin’i Polonyalılardan daha iyi çalan olamayacağı, olmaması gerektiği, bunu yapıyorsa da onun baltalanması durdurulması gerektiği düşüncesi vardır. İdil Biret’le yeni projesi üzerine konuşurken Türkiye’deki klasik müziğin durumunu da değerlendirmesini istedik.  

Bu proje nasıl ortaya çıktı?

Chopin, Brahms, Rahmaninov’un bütün eserlerini yaptım. Aslında bütün eserleri yapmaya meraklı değilim, ama öyle gelişti.  

Sırada Beethoven mı vardı?

Beethoven çocukluğumdan beri içinde olduğum bir besteci. Evde annemle dört el Beethoven senfonilerini çalardık. Çok küçüktüm, ikinci kısmı bana daha kolay geldiği için dört el çalmştık annemle. Daha sonra bu plakları yapmaya karar verdik. Bazı önemli versiyonlar iki, üç defa yapılıyor, şimdi nedenini daha iyi anlıyorum.  Öyle birşey ki insan geliştikçe başka gözlerle bakıyor…   

Bu bir ilk mi?

Beethoven için evet. Daha önce konçertolar ve senfonileri yapmıştım. 

Artık farklı olmak adına klasik müzikle cazı aynı konserde dinliyoruz. Bu son zamanlarda çok sık yapılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Neden böyle bir çeşitlemeye ihtiyaç duyuluyor?

Müziğin saflığını yok etmemek lazım. Ondan bir fikir alabilirsiniz, ancak müziğin bazı kurallarının dışına çıkmamak şatıyla. Müziğin belirli kuralları var, onun dışına çıktığınız zaman tehlikeli olabiliyor. Yapılanları yok ediyorsunuz. Müzik çok şey ifade eder, ama aynı zamanda hiçbirşey de ifade etmez. Bir konserde Bach’dan bir eser çalınıyor, arkasından popüler bir repertuardan birşey ekleniyor. Biraz ondan, biraz ondan… Popüler olmak adına yapılıyor, ama popüler de olamıyor. Aslına bakarsanız dinleyici için de şaşırtıcı birşey bu. İzlediğim bir konserde piyanist Beethoven sonatları çaldı birinci kısımda, ikinci kısımda caz empirivizasyonları yaptı. Caza bayılırım, ama ikisi birden fazla strikt geldi bana. Beethoven sonatlar caz havasına girdi. Bir yerde neyse o olmak daha iyi. Fazla karıştırdığınız zaman ikisini de tam yapmamış oluyorsunuz. Şimdi yeni bir laf var; ‘insanlarda beş dakikadan fazla konsantrasyon yok’ diye. Halbuki zannetmiyorum bu biraz da kendi elinizde. Sizin çaldığınız şey insanları çekmeyi başarıyorsa, beş dakika değil yarım saat de gider.  

Bir toplumu anlamak, tanımak için müziğine bakmak yeterli lafı vardır. Bu bağlamda biz nasıl bir toplumuz?

Türkiye’deki folklor olağan üstü. Biz bu açıdan da benzeri olmayan bir toplumuz. Ancak sahip çıkılamıyor. Bizi bir bölgeye koymaya çalışıyorlar Ortadoğuda diyorlar. Halbuki tam Ortadoğu da değiliz. Kendine özgü değerlerimiz var. Bir Avrupalı burayı hala anlayamıyor. Tek kültüre indirmemek lazım hiçbirşeyi. Bu ülkenin son derece ilginç olduğunu, anlatmalıyız. Folklorumuza değerini veremiyoruz hala… 

Cumhuriyet’in kurulma aşamalarında halk müziğimize de el atıldı. Atatürk’ün özelkle müzik konusunda kültür politikaları yanlış mı anlaşıldı?

Alman beseteci Hindemith, Türkiye’ye davet edilerek Tükiye’de müzik yaşamının geliştirilmesi çalışmalarında bulundu. Ankara Devlet Konservatuarı’nın kurulması için bir rapor verdi. Bu raporda müthiş bir plan çizmiş ama maalesef yapılmadı. Yapılsaydı, herşeyi kapsıyordu. Bu takip edilseydi iddaa ediyorum Rusya’dan daha iyi olurduk.   

Klasik müziğe hak ettiği değeri veremiyor muyuz?

Müzik kültürü bugün çökmekte. Gerek Avrupa’da, gerek Amerika’da olsun… Dünyanın her tarafında bir kriz var ve kalitesiz müzikler sardı. Gürültüleri bugün müzik diye prezante ediyorlar. Kaliteli müzikler vardır, bir de gürültüler… Bazı müzikler şiddet ve gürültü üzerine kurulu. İnsanları bu şekilde cezbediyor. Örneğin tekno kesinlikle anlamıyorum. Bir de karamsar olanlar var. Birgün taksiye bindim arabesk müzik çalıyordu, sözlerini dinledim. Allahım ne kadar karamsar. Affedersiniz ama bunu dinleyince bütün gününüz kararmıyor mu dedim. Korkunç! Gerçekten moral bozuyor… Müzik keyif vermeli, mutluluk vermeli… Müzik başka bir dünyaya götüren bir şey. Elle tutamadığımız, kayan, zamanla giden ve geri gelmeyen anlar… Bunlar çok çok önemli. İnsanlara müziği anlatmak lazım ve en önemlisi de dinlemeyi öğretmek lazım. 

Peki ama nasıl?

Anlatacaksınız. Pastoral senfoniyi dinlerken, burada gök gürlüyor, yağmur yağıyor, diye örneğin. Bir de müziği müzik olarak dinlemek gerekir. Müzik lisanını anlatmak gerekir. Cazip kılarak anlatmak, konferanslar yapılacak, insanlara dinletilecek… Bir melodiyi dinlerken zevk alıyor musunuz o önemli. Çok konserler oluyor ama bunlar hep Üniversiteler  bünyesinde düzenleniyor. Dışarıda da yapılmalı… Örneğin Van’da çaldım, ama üniversitede. Dinleyici istekle gelsin istiyorum. Dinleyici yetiştirilmeli. Tabii her şeyden önce dinleyici yetiştirilmesine ihtiyaç duyulacak. Hala kafalarda örümcekleşmiş fikirler var. Bu müzikleri entellektüelize ediyorlar. Korkutuyorlar. Başka ülkelerde dinleyicilerin müzik heyecanı var. Yetişmişler. İnsanlar konserlere gittiği zaman duygulanıyorlar, hakikaten yaşıyorlar müziği. Konserler, operalar yaparak bunu arttıracaksınız. Mesela bir konser oldu stadda 15 binkişi geldi diyorum, şaşırıyorlar. Çünkü akıllarına gelmiyor neden acaba?  

Müziğin meditasyon gücüne inanıyor musunuz?

Kesinlikle inanıyorum. Müzikte şamanistik birşey de görüyorum. Youmcular da çok önemli, iyi yapılıyosa o gün gücünüz yetiyorsa, herşey sizin elinizde. Dinleyiciyi etkilemek sizin eklinizde. Doğanın kendi müziği var, denizin ritmi var… Böyle bakmak gerek. Etkilyici şeyler yapmak gerekir, en azından inandığıız şeyleri yapmak. Acıyorum diyorum ya bu müziği çok entelleküelize ediyorlar. Bu da çok tehlikeli.  

İslam dünyasının müziğe bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslına bakarsanız oralarda çok güzel orkestralar var. Kahire mesela. İran’da da… Önemli olan iyi dinleyici. Bir çok yerde orkestra var. Irak’da da var. Suriye’de de… Demek ki böyle tabu olmamalı. Müziğin herkesin anlayabileceği bir dil olduğunu söylemek lazım.  

En geniş repertuarlı piyanist unvanına sahipsiniz…

Beni hiç etkilemiyor. Böyle bir niyetim yoktu. Az şey bilip derinlemesine inmek gerek bence. Az olur ya da çok olur ama her şeyin derinine gitmek lazım.  
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020