Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1770




5 Ağustos 2020 tarihinde yapılacak olan CSO Stajyer sanatçı sınavı şartnamesi hükümleri, CSO gibi standardı yüksek bir orkestraya stajyer sanatçı seçmek için yeterli midir?

Yeterlidir.
Yeterli Değildir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 24 müzisyen gazete okuyor
 
 
Orhan Kahyaoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 644

Pop'u anlamak gerek! - 22.04.2008





'Pop müzik' terimi ağırlıklı olarak 'hafif müzik', 'hafif batı müziği', 'popüler hafif batı müziği' terimlerine denk geliyordu. Tüm bu terimler, bir toplumsal değişimin, müzikteki dolayımlı karşılıkları gibiydi. Bu müziğin, yaklaşık 50 yıllık geçmişine rağmen, yazılı bir terminolojisine, tartışılmasına, 1990 öncesine kadar fazla rastlanmadı. Bu terimle ilk karşılaşmalarımız

1960'lı yıllarda gazete ve dergilerin magazin ve sanat sayfalarında oldu. Her yazar, kendi kafasına göre bir terim kullanıyor; sayısız anlamsal boşluklarla karşılaşılıyordu. Çünkü, burası Türkiye'ydi ve popüler müzik'i de, pop'u da başka olacaktı. 1960'lı yılların ortalarında, 'pop' diye niteleyebileceğimiz bu tür müzikler, iki farklı kanalı, çizgiyi temsil etti. Bunlardan ilki 'aranjman müziği', diğeri 'Anadolu pop' adını taşıyordu.

Anadolu pop bir tür Batı-Doğu senteziydi.

İlki tamamen Batı tandanslıyken, diğeri ulusal bir kimlik taşıyordu. Ayrıcalığı 'kendiliğinden' olmasıydı. Bu müzik türleri ilk defa Türkiye'de üretilmişti. 1980'li yıllarda geleneksel Türk Musikisi'nin dönüşümüyle biçimlenen Türk Sanat Müziği'yle ilk aşamada hiç bağı yoktu. Anadolu pop, Cumhuriyet'in müzik politikasına, yani ideal Batı-Doğu sentezine denk geliyordu. Ama bu sentez -değerli sosyolog Orhan Tekelioğlu'nun tanımladığı gibi- yukarıdan aşağı değil; 'kendiliğinden' bir Batı-Doğu senteziydi.

'Aranjman' ve 'Anadolu pop' çizgisi 1970'li yıllarda doğal evrimini yaşadı. Müzik sektörümüzde, bu müzikler ciddi biçimde yer aldıkça ilginç değişimler yaşadılar. Bu müziklerde besteci, şarkı sözü yazarı, yorumcu ve aranjör gibi iş bölümleri belirdi. 'Aranjman'da, 1960'lardaki kopyacılığa oranla, görece özgün ürünler öne çıktı. 'Anadolu Pop'sa, politize bir serüven yaşadı. Bu müzikler - ve genel anlamıyla pop- artık popüler müzik'in bir alt dalı durumuna dönüştü. Ama ağırlık, yani temel popüler müzik çizgisi bu dönem 'arabesk' oldu.

Poplaşan hayat

Bu yıllar, teknolojik altyapı, dünyaya oranla çokça tıkızdı. 1980'lerle birlikte, sektörde ciddi bir değişim yaşandı. Özalizm ve serbest piyasa ekonomisi, teknolojik transferin imkanlarını zenginleştirdi. Stüdyolar çoğaldı. Stüdyo adamlarının sayısında artış oldu. Magazin basının ağırlık kazanması ciddi kıpırtılar yarattı. Yeni isimlerin üretimi az olsa da; bazı şarkıcı ve gruplar büyük satışlar yakalamaya başladı. Sözü edilen değişimde, makam müziğinden kıyasıya etkilenildi. Halk müziği kaynakları, her zaman olduğu gibi revaçtaydı.

Bu yıllar, 1970'lerde çıkan birçok şarkıcıyı 'yıldız' mertebesine taşıdı. Sezen Aksu, Nilüfer, Kayahan, MFÖ, Zülfü Livaneli 1980'li yılların bu bağlamda en parıltılı isimleriydi. Türkiye'nin Onno Tunç, Selçuk Başar, Garo Mafyan gibi önemli müzik adamları sektörün başarılı aranjörlerine dönüştü.

1980'lerin politik çizgisiyse, Ahmet Kaya ile özdeşleşen 'özgün müzik' gibi anlamsız bir tanımı üretti ve ortaya halk müziği, arabesk müzik ve sanat müziğinin bileşimi sound'lar çıktı. Bu, gerçek anlamda bir poplaşma serüveniydi ve önceki on yılda olduğu gibi tam anlamıyla 'aranjman' ve 'Anadolu pop' gibi ayrımları içinde barındırıyordu.

Görsel imge

Ama 'pop', son on yıl içinde şekillendi. TRT'nin denetimine bağlı müzik politikası, 1990'da özel TV'ler ve radyoların açılmasıyla delindi. Her plak yayınlayan şarkıcı özel TV'lere çıkıp promosyon yapmayı kolayca başardı. Özalizm ile birlikte ağırlığını koymaya başlayan tüketim kültürü, müzik sektöründe de yerini alınca, pop pazarı hızla zenginleşmeye, çeşitlenmeye, yeni şarkıcılar sunmaya başladı. Hayat da poplaşmaya başlıyordu artık. Ve zaten, pop müzik tüketim kültürü, ideolojisi, hayatın her dilimine girmeden, çok sesli medyanın desteği olmadan patlayamazdı. Bu bileşimler gerçekleşince, pop, yalnız genç kuşağın değil, her yaşın ilgi odağı oldu. Bu noktada, gündelik hayatın nabzını, ruhunu, yaşam algısını en iyi yansıtan müzik durumuna geçti. Popüler müziğin esas ayağı arabesk, yerini on yıl içinde pop müzik ve kültürüne bıraktı. Tüm geleneksel ve popüler müziklerin hızla poplaşmasının serüveniydi bu. Genç ve ilginç şarkıcıları gün ışığına çıkardı sektör. Örneğin, tekno kokulu bir sound'u ve dans müziğini imleyen Yonca Evcimik'in "Aboneyim Abone" şarkısı, milyonlarca satışın yanında, kentli çocukların 'olmazsa olmaz' tutkusuna dönüşecekti. Pop, tanımı ve anlamı gereği kısa ve çabucak tüketilen şarkılar olduğu için, yerini yeni yüzlere ve şarkılara bırakmak zorundaydı. Popta, bu dönem, makam müziği hep ağırlıktaydı. Müzik nosyonu, birikimi olmayan bir çok genç stüdyolara girip, kısa zamanda şöhret olmanın yollarını aradılar. Müzikal anlamda derdi olan çok az isim vardı. Dünyada olduğu gibi, CD'ler de yayınlanmaya başladı az çok. Bu on yılın ilk yarısında Tarkan, Burak Kut, Suat Suna, Bendeniz, Ercan Saatçi gibi birçok şarkıcı şöhreti yakaladı.

1994'de patlayan video-klip salgınının da bu sıçramada önemli payı var. Artık, görsel boyut, şarkıcıların çıkışında, dünya müzik endüstrisinde olduğu gibi önemli bir faktör oldu. Tarkan, o yıl çıkan albümündeki şarkılarla büyük bir 'yıldız'a dönüştü. Yaptığı müzikten çok, yaratılan görsel imge onu öne çıkardı. Nitekim, bir yıl sonra, Mirkelam adlı şarkıcı daha albüm öncesi ilk klibiyle, bir gecede şöhret oldu. Bu isimlerin satışları milyona ulaştı. Geniş kesimlerin gündelik hayatının kopmaz bir parçası haline geldiler. Tabii ki aynı süreçte, eski yıldızlar yeni 'çocuk'larını, 'kardeş'lerini de sundular. Örneğin Sezen Aksu, imkanlarını seferber edip, şarkılarını da vererek Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel gibi yeni isimleri piyasaya tanıttı.

Bu on yılın ikinci yarısında, aynı tempoyu yakalamak için müzikte çeşitlilik gündeme geldi. Yurtdışında -başta Almanya- yaşayan Ahmet, Rafet El Roman gibi isimler Türkiye'deki pop piyasasına girip adlarını duyurdular. Şarkı formları, düzenlemeler ve yorumlar birbirine çok benzeyince, bu aynılaşmaya dinleyicilerden küçük küçük tepkiler başladı. Ama sektör, nabzı düşürmemek için her yolu denedi. Yollardan biri olarak, etnik müziklerden -örneğin çingene müziği ve şarkıcılarından- daha çok yararlanmaya yöneldiler. Sektörün hiç dikkate almadığı rock, poplaşmaya, farklı düzenlemelerle gündem oluşturmaya başladı. Bazı radikal tavırlı rock grupları, kendi müziklerinden vazgeçip, firmaların istediği gibi pop şarkılar yapmaya yöneldi. Bu çizgide büyük sıçramayı Haluk Levent gerçekleştirdi. Tekrar ve tıkanma serüveninde poplaşan bir arabesk vardı. Gencebay ve Emrah'da pop, rock çizgisinde şarkılara rastlanıyordu. Arabesk de adım adım poplaşıyordu. Aynı durum Türk müziği ve halk müziği için de geçerliydi. Pop, sektörün, siyasal ve ekonomik yapıya koşut olarak yaşadığı krize alternatif olma özelliğindeydi. Tıkanmaya bir başka seçenek, eski ünlülerin 'best of'ları ve nostalji albümleri oldu. Özellikle 1998-2000 yılları arasında gündemdeydiler.

Bu müziğin yapılanması ve yaşadığı karmaşık evrim; sektörel tıkanmalar, kendiliğinden oluşan ve ne olduğu belirsiz müzikal ve türsel çeşitlilikler, sistemin rekabetçi ideolojisini tüm çarpıklığıyla yansıttı. Sektör son yıllarda bir 'yıldız' üretemiyor. Ama tüm müzikleri içine aldığından, gündelik hayatı, nabzı ve algı biçimlerini şekillendirmeye devam ediyor. Bu davranış biçimleri ve ideolojik refleksler, pop şarkılarının oluşumu, kökleri oluyor. Bu durum, kişisel duyarlılıklar ve ayrıcalıkların hiç olmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü, çabucak tükenen, edilgen ve çoğu pop şarkıların yanında; etkin, etkili ve tüketime direnip, yıllar boyu dillerden düşmeyen örnekler de var. Ama az... Bu süreçte, en önemli pozitif öğe, estetik bir birikimi, müzik formasyonu olan yorumcuların sayılarının bir nebze çoğalması. Bu kimlikte Sertab Erener'i olumlu bir örnek olarak vermek mümkün.

Evet, bu müzikten kalıcılık anlamında çok şey beklememek lazım. Elitist yaklaşımların yanında durup pop'u dışlamak imkansız. Bu, gündelik hayatı hiç anlamamak olur. Çünkü tüm dünya, tüm rafine müzikler gitgide poplaşıyor. Doğal olarak, kendine özgü bir estetiği üretiyorlar. Sözü edilen estetik, kırk yıldır hep var. Ama ürünler ve şarkıcıların sayısı görece az. 1990'lı yıllarla birlikte, Türkiye'de de ayrıcalık oluşturan ürünler her şeye rağmen üretiliyor.

Bu noktada pop'u anlamak gerek. Anlamadan dinlemek ve değerlendirmek ön yargıcılık olur. Tıpkı, Türkiye'deki elitlerin pop bakışı gibi!

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020