Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ali Uçan
 
 
Yayımlanan Sayı : 543

Türk Müziği - 22.04.2008





Türklerin İslamiyet'i kabullerinden çok önce din törenlerini yöneten şaman, kam ya da baksı, elinde belirli sesler çıkaran demir parçalarının bağlı bulunduğu bir değnekle topluluğu etkiliyordu. Bu törenlerde davulun da önemli bir yeri vardır.

Çin'in kuzeyinde yasayan Türkler de, Hun Türklerinde, Uygur Türklerinde, Selçuklularda ve Osmanlılarda müziğe büyük yer ve önem veriliyordu. Ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Selçuklu ordusu yoktur

Eski Türk Hakanlarının saraylarında ve ordugâhlarında musiki takımları "9 kök" denilen eserleri her gün çalardı.

Klasik Türk Müziği

Osmanlılar yalnız musiki sanatına değil musiki ilmine de büyük önem verdiler. Türk müziğinin Arap, Acem, eski Yunan ve Bizans asıllı olduğunu ileri sürenler vardır. Ancak Türk Müziği genel nitelikleri bakımından Türk asıllıdır. Her sanat dalı gibi müzik de çevrenin etkisinde kalmış dolayısı ile Türkler de yaşadıkları çevrelerin kültür ve sanatları ile birlikte müziklerin den etkiler almıştır. Ancak bu etki kesinlikle bir taklit değildir. Türk Müziği kendi öz sistemi içinde ve Türk sanat geleneği içinde şekillenerek ürünlerini vermiştir.

Türk müziği çeşitli ortamlarda söyle belirir: Şehirde, saray çevresinde konakta, kâr, beste, semai, şarkı; camide; ezan, dua, sela, tekbir, temcit, münacaat; tekkede naat, ayin, durak, ilahi, nefes, niyaz; köyde türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası; sınır boylarında serhat türküsü; kışlada mehter müziği... İstanbul'un alınmasından sonra Topkapı Sarayında kurulan Enderun Musiki Mektebi ve özel meşk hanelerde eğitime geçilmesiyle daha belirli olarak kurallaşan ve klasik bir müzik niteliği kazanan Türk Müziğini altı dönemde inceliyoruz:

1- Başlangıcından Meragalı Abdülkadir'e (1360-1435) kadar uzanan hazırlayıcı dönem
2- Meragalı Abdülkadir'den Itri' ye (1640-1712) uzanan ilk klasik dönem.
3- Itri' den Dede Efendi'ye (1778-1846) uzanan son klasik dönem.
4- Dede Efendi' den Zekai Dede' ye (1825-1397)uzanan neoklasik dönem.
5- Zekai Dede' den H. Saadettin Arel' e (1880-1955) uzanan romantik dönem.
6- H. Saadettin Arel ile başlayan ve bugün devam eden reform dönemi.

Klasik ilk dönemde kurallara tam bağlı müziğin ürünleri yer alır. Son klasik dönemde ise kurallar zorlanmaya başlanmıştır. Neoklasik dönemde zorlanan klasik kuralların yıkılmaya başladığı görülür.

III Selim zamanında klasik kurallara bağlı kaldığı halde lirizm unsurunu geliştiren Sadullah Ağa' nın klasik kuralları yıkarak Mevlevi ayininden köçekceye kadar her türlü eser veren

Dede Efendi' yi görüyoruz.

Türk Müziği sistemi 24 aralığı ve 25 perdeyi kapsayan dizi, makamlar, usuller ve şekiller (formlar)'den oluşur.

Halk Müziği

Türk Halk Müziği sözlü ya da sözsüz olur. Sözlü müzik bütün türleriyle halk türkülerini ve türkülü oyun havalarını sözsüz müzik ise türküsüz halk oyunlarının ezgilerini kapsar.

Halk türkülerinin ölçülü olanına kırık hava, ölçüsüz olanına uzun hava denir. Uzun havalar Anadolu'nun değişik bölgelerinde bozlak, türkmani, maya, hoyrat, divan, ağıt gibi adlarla anılır. Bunlar genellikle Karacaoğlan, Emrah, Ruhsati, Sümmani ve daha birçok tanınmış halk ozanının deyişleri üzerine yakılmıştır.

Kırık havalar ise koşma, yiğitleme, güzelleme, taşlama, ninni ve daha başka adlar altında kümelenir. Bunlar da genellikle gurbet, ayrılık, sıla hasreti, ölüm, askere gidiş, yiğitlik, düğün, çocuk sevgisi, kız kaçırma gibi köye has toplumsal bir olayı konu alır, sadelik, içtenlik, duygululuk gibi özellikler gösterir yerel renkler taşır. Türk Halk Müziği'nin melodi yapısı incelendiğinde bu melodilerin ses genişlikleri bakımından bir oktav (sekiz ses sınırı) tamamlayan dizi ve tonaliteyi kesin şekilde belirtmeyen ikili ile beşli aralıkları içinde yaratılmış olduğu görülür. Bununla birlikte dizi ve tonaliteyi belli eden sekizli ve daha geniş sınırlı melodiler de çoktur. Basit ve birleşik ölçülerden başka aksak ölçüleri içeren Türk Halk Müziği, ezgiler ve formlardan oluşur.

Cumhuriyet Dönemi

Türkiye'de Cumhuriyet Döneminde girişilen devrim hareketleri sanat konularına da yöneldi.

1924'de Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Osmanlı sarayındaki müzik topluluğu başkente getirilerek Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası adıyla konserler vermesi sağlandı.

Yetenekli gençlerin Avrupa ülkelerine gönderilip yetiştirilmesi hareketi başladı. İstanbul'da çalışmalarını sürdüren Darrültalimi Musiki adlı okul yeni bir yönetmelikle konservatuar haline getirildi.

Çok sesli sanat müziğinde sesini Batı'da ilk duyuran Türk sanatçı Cemal Reşit Rey oldu. Öğrenimlerini devlet adına yurtdışında yapan Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses dönüşlerinde Ankara Musiki Muallim Mektebi 'nin öğretmen kadrosuna katıldılar. Bu sanatçılar Türk Sanat Tarihinde sanat tarihinde Türk Beşleri olarak anıldılar. Eserlerinde genellikle batı müziği ilkeleri halk müziğinden gelen öğelerle birleştirilmiştir.

Ahmet Adnan Saygun'un Özsoy adlı bir perdelik operası 1924'de Ankara Halkevi'nde sahnelendi. Aynı bestecinin ikinci eseri Taşbebek de 1934'de başarı ile oynandı. Opera ve bale temsillerini gerçekleştirmek amacı ile Ankara Devlet Konservatuarı'na bağlı bir Tatbikat Sahnesi 1940 yılında çalışmalarına başladı. Yetenekli gençlerin seçimi ile eğitime geçildi. İzleyen yıllarda Ahmet Adnan Saygun' un Kerem, Nevit Kodallının Van Gogh ve Gılgamış, Sabahattin Kalender' in Nasreddin Hoca, Ferit Tüzün'ün Çeşmebaşı eserleri sergilendi. Ankara'dan sonra İstanbul ve İzmir' de kurulan devlet konservatuarları eğitime başladı.

1940 yılından bu yana genç yetenekler için uygun bir ortamın doğuşu yurtdışında da ün ve ilgi derleyen yorumcuların yetişip gelişmesini bağladı. Soprano Leyla Gencer, bariton Orhan Günek bu hareketin öncüleri oldular. Onları bas yorumcusu olarak Ayhan Baran, soprano Ferhan Onat ve soprano Suna Korat izlediler. Enstrüman yorumcusu olarak piyanist Erdoğan Saydam, kemancı Ayla Erduran, Suna Kan, piyanist Ayşegül Sarıca, İdil Biret, Hülya Saydam, Verda Erman yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyük ilgi gördüler.

Günümüzde Gazi üniversitesi Müzik Bölümü Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi başta olmak üzere, belediye konservatuarları özel okullar, özel ve devlet bünyesinde kurulan korolar, amatör koro ve orkestraları ülkemizde tasavvuf, Türk sanat Müziği, halk müziğinin yanı sıra çok sesli müziğin benimsenip yaygınlaşmasında etkin olmuşlardır.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019