Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ahmet Makal
 
 
Yayımlanan Sayı : 536

Müzik, etik ve ego - 10.04.2008





Bilmiyoruz, müzik tarihinde 1989 yılında ölen orkestra şefi Herbert von Karajan kadar tartışılan bir başkası var mıdır? Sanatçı, yaşadığı dönemde sadece yaptığı müzikle değil, olağanüstü hırsı, otokratlığı ve tümüyle müziğe adanmış olmakla birlikte, sınır tanımayan egosu ile de tartışılırdı. Özel yaşamıyla da dikkatleri üzerinde toplayan Karajan, bir orkestra şefi değil de film yıldızı gibiydi. Avrupa'nın en usta amatör kayakçılarından biriydi, spor arabalar, kendi kullandığı özel uçağı, yatçılığı bu yaşamın diğer dikkat çekici bileşenleriydi. Karajan'ın tartışılan ve yaşamı boyunca olduğu gibi ölümünden sonra da bir gölge gibi onu takip eden bir başka özelliği ise Nazi Partisi üyeliğiydi. Tam da içinde bulunduğumuz günler, 5 Nisan 1908'de doğan sanatçının 100. doğum günü vesilesiyle gene benzeri tartışmalara sahne oluyor. Müzik dünyasının dev firmaları onun kayıtlarından oluşan CD'ler ve toplu edisyonlar hazırlarken, müzik dergileri onu değerlendiren yazılar yayımlıyorlar. Tartışılanlar ise hiç değişmiyor: Sanatı, kişilik özellikleri ve Nazi Partisi üyeliği!..

Naziler, Karajan ve etik

Sanatın ve sanatçının etik veçheleri, özellikle de müesses nizamla ilişkisi, Türk aydınına hiç de yabancı konular değil. Bu veçheler, otoriter-totaliter yönetimler altında ya da olağanüstü dönem koşullarında daha da öne çıkıyor. Tarihsel olarak bakıldığında bunun en belirgin biçimde ortaya çıktığı yerlerden biri de Nazi Almanyası. Bazı sanatçılar düşünceleri ya da etnik kökenleri nedeniyle baskıya uğradı, ülkeden kaçmak durumunda kaldı, hatta Nazi toplama kamplarında yaşamlarını yitirdi. Buna karşın Nazi yönetimiyle değişik biçimlerde işbirliğine giren, bunun sağladığı olanakları kişisel çıkar uğruna kullanan sanatçılar da vardı. Salt müzik alanı itibarıyla değerlendirildiğinde, Nazi bağlantısı olan sanatçılar arasında Richard Strauss, Carl Orff gibi besteciler ile Karl Böhm, Wilhelm Furtwängler gibi şefler ve Elisabeth Schwarzkopf gibi şancılar da bulunuyor. Örneğin, Nazi propaganda filmlerinde görünen ve Alman işgal güçleri için Paris'te bir konserde söyleyen Schwarzkopf, Parti'ye de üye olmuştu. Parti üyesi olmayan Böhm ise bir Viyana konserindeki Nazi selâmıyla tarihe geçti.

Karajan da Nazi bağlantılı sanatçılardan biriydi. Meslek hayatına Nazilerin işbaşına geçtiği dönemlerde başlayan sanatçı, 1930'ların başından itibaren bu hareketle değişik biçimlerde işbirliği içinde oldu. Nazi Partisi'ne üye olan Karajan, değişik etkinliklere de katıldı. 1935'te Parti Günü kutlamalarında bir açıkhava konserinde sahne aldı, işgal altındaki Paris'te Alman askerleri için konserler yönetti. Bu süreçte, Karajan ile müzik tarihinin efsanevî şeflerinden W. Furtwängler (Taraf Olmak/I. Szabo) arasında bir rekabet ve husumet oluştu; Nazi ileri gelenlerinden Goering, Karajan'ı Goebbels'in desteklediği Furtwängler'e karşı kullandı. Karajan'ın daha sonraları, Furtwängler'in öldüğü günü yaşamının en mutlu günü olarak nitelediği rivayet olunur. Karajan 1946'daki yargılanma ve temizlenme sürecinde, Partiye kariyerini geliştirmek için üye olduğunu, müzik yönetmeni olarak da politik törenler için müzik sağlama sorumluluğundan kaçamadığını ifade etmişti. Kuşkusuz ki, olay bir yönüyle sanatçının kariyerini geliştirme amacına yönelik bir oportünizm olarak nitelendirilebilir. Ancak diğer yönüyle, onun sanatsal görüşlerinin Nazi kültür politikasının bazı öğeleriyle uyum içinde olduğu ve bu politikaların Almanya'ya kültürel istikrar getireceğini düşündüğü de doğrudur. Nazilere daha mesafeli duran ve özünde çok daha naif bir kişiliğe sahip olan Furtwängler, daha ünlü olduğu için yargılanma sürecini çok daha sancılı yaşadı. Karajan, savaştan sonra Nazi bağlantıları nedeniyle kariyerine 1947'ye kadar ara vermek durumunda kaldı. 1954 yılında Berlin Filarmoni Orkestrası ile gerçekleştirdiği ABD turnesinde protestolarla karşılaştı. Sanatçı, kendini her defasında, apolitik ve sadece müzikal bir bakışı olduğu görüşüyle savundu. Ancak Nazi bağlantısı, ömrünün sonuna kadar bir gölge gibi onu takip etti.

Orkestra şefi Karajan

Kuşkusuz ki Karajan her şeyden önce çok iyi bir müzikçiydi. Ulm ve Aachen gibi küçük kentlerde yıllarca şeflik yapmış, deyim yerindeyse çekirdekten yetişmişti. Sonra önemli orkestralarla konserler vererek tanınmış, nihayet Furtwängler'in ölümünden sonra 1955'te Berlin Filarmoni Orkestrası'nın hayat boyu şefliğine getirilmişti. Karajan bu orkestrayı dünyanın en iyi topluluklarından biri ve kafasındaki mükemmeliyeti gerçekleştirecek bir araç haline getirdi. Sanatçı, bunun yanı sıra başka birçok orkestranın ve festivalin yönetmenliğini de üstlendi. Böylece, deyim yerindeyse bir müzikal imparatorluk kurmuş olan Karajan'dan esprili bir biçimde "Avrupa'nın genel müzik yönetmeni" olarak söz ediliyordu. Sanatçının geniş bir coğrafyaya yayılan etkinlikleri konusundaki mizahi bir ifade de şöyle: Karajan taksiye bindiğinde, şoför nereye gideceklerini sormuş, o da "Fark etmez, nereye istersen" demiş ve devam etmiş, "Nasıl olsa her yerde yaptığım bir şeyler var..." Yaşamı boyunca mükemmeliyet peşinde koşan Karajan, düsturunu "Toscanini'deki kesinlik ve vuzûhu Furtwängler'in fantezisi ile birleştirme" olarak ifade etmişti ama zaman içinde bu bileşim fantezi aleyhine gelişti. Müziği, spritüel boyutları, imgelem ve derinlik açısından, Furtwängler'le karşılaştırıldığında bu durum aşikârdır. Karajan, ölümünden sonra müzikal zamanın kendi aleyhine, Furtwängler lehine işlediğini bilseydi, herhalde sınır tanımayan egosu zedelenir ve rakibinin intikamını almış olduğunu düşünürdü. Ama şüphe yok ki, böylesi bir mükemmeliyet de küçümsenecek bir şey değil. O, geride bıraktığı, aralarında olağanüstü icralar da bulunan 800'ü aşkın nitelikli kayıtla, müzik tarihinde sınır tanımayan egosuna lâyık bir yeri şimdiden garantilemiş durumda.

Ne yapmalı?

Sanat, sanatçı ve etik üzerinde düşünmekten kesinlikle vazgeçmemeli. Bu düşünme sürecinde bir uyarıcı olarak Karajan'ı dinlemek de tavsiyeye şayan!.. Siz sevgili Radikal İki okurlarına önerebileceğimiz çok sayıda CD arasında Beethoven senfonilerinin 1961-62 kaydı, Mahler'in 9. ve Bruckner'in 8. senfonilerinin olağanüstü kayıtları; başta Cosi fan tutte, Güllü Şövalye ve Falstaff olmak üzere pek çok opera kaydı da var. Donizetti'nin Lucia di Lammermoor operasının Callas-Karajan korsan kaydı da, iki büyük sanatçı arasındaki olağanüstü işbirliğinin müzik dünyasına büyük bir armağanı. Günahıyla sevabıyla, Karajan hakkındaki nihaî kararı ise uzun vadede tarih verecek!..
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020