Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 49 müzisyen gazete okuyor
 
 
Zeynep Çapanoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 522

Tarih Ses Veriyor - 21.03.2008





Klasik Batı müziği eğitimi alan sanatçı, konservatuvarda halk müziği, klasik Türk musikisi ve klasik Batı müziği eğitimini birlikte almış olsa idi bu albümler 5 yıl önce çıkacaktı aslında. Dolayısıyla tek yönlü eğitimin kısıtlayıcı etkisinden bu albümler de nasibini almış oldu. Yaşamının 14 yılını Viyana’da geçiren Tuluyhan Uğurlu, daha konservatuvar eğitimi aldığı yıllarda beste yapmaya başlamış ve Avrupa’daki ilk konserlerini dönercilikle işe başlayıp restoran zincirleri kuran gurbetçi Türklerin sponsorluğu ile gerçekleştirmiş. “Belki yaptığım müzikten anlamıyorlardı; ama Türk olmam ve genç yaşta konser vermem onları gururlandırıyordu” diyor. İdil Biret, Suna Kan gibi “harika çocuk” kapsamında küçük yaşta Avrupa’ya gönderilenlerin sonuncusu Tuluyhan Uğurlu. Dört yaşında piyanoya başladığından ve müzikle ilgilenen bir ailenin içinde büyüdüğünden dolayı şanslı görüyor kendini.

Ankara Savaşı’nı anlatmak isterim

Senfoni Türk’ün temeli Yıldız Sarayı’nda verdiği konser sırasında atılmış. Konseri dinleyen Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ve Kültür Bakanı İstemihan Talay, konserin geliştirilerek albümleştirilmesi gereği üzerinde durmuşlar; ‘tanıtma fonu’ desteğini esirgememişler. Zaten başka türlü olsa Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası, Mehter Takımı, üsdat solistler ve Türkiye’nin önde gelen ses kayıtçılarının içinde bulunduğu bu proje kolay kolay gerçekleşemezdi. Senfoni Türk’ün nasıl bir proje olduğunu anlamak için içinde yer alan eserlere bir göz atmak gerekiyor. Kavak Söğüt ve Kırmızı Toprak, Akıncılar, Çoban Çeşmesi (Alperenler), Allaturca, Sinan’ın Kubbeleri, Güneş’in Askerleri... Senfoni Türk herşeyden önce bir kahramanlık tarihi müziği. Uğurlu, bu serinin devam edeceğini, birincisinde eksiği hissedilen Türk tarihinin olmazsa olmaz figürlerinin ikinci albümde yer alacağını söylüyor. “Burada Orhun Abideleri yok, bizim Moğollarla münasebetlerimiz yok, Orta Asya kültürü ile olan bağımız yok mesela. Ankara Savaşı’nı anlatan bir bölüm olsun istiyorum. Osmanlı’nın bir an sarsıldığı ve sonra dünya imparatorluğuna giden yolda duran bir Ankara Savaşı’nı anlatmak isterim. Bir bölümde de Lozan olmalı.”

İlham: Bilen demez, diyen bilmez

Böylesi tarihi olayları, süreçleri ve ilişkileri “Ankara Savaşı, Lozan” gibi isim koyarak müzik diliyle anlatmak nasıl bir şey? Günler süren bir araştırma sonrasında oturulup yazılarak notaya mı dökülüyor bunlar yoksa bir an gelen ilham mı? Aslında her ikisi de değil. Sözgelimi Ergenekon Destanı ile ilgili pek çok şey okumuş, ama tamam artık ben bu olayı biliyorum, notaları yazayım dememiş tabii. Müziğin farklı bir dili var ve bu bilgiden çok duyguya dayanıyor. “İlham hakkında insanlar konuşuyorlar. İlhamı bilen demez, diyen bilmez. İlham nedir anlatmaya başlarsa adam yalan söyler. Şunu biliyorum, benim üç yıl önce yaşadığım hadise üç yıl sonra bir eserimin bir köşesinde kendine yer bulabiliyor. Ama ben onun farkına varmamışım. Bazı şeyleri şarap gibi dinlenmeye bırakmanız gerekiyor.” Peki konulu müzik? “İzlemeye başladığınızdan itibaren sizi etkilemeye başlıyor.” Aylar boyu süren çalışma temposu içerisinde sürekli çalar ve bilgisayara kaydeder. Ancak bu çalışmalardan sonra beste belirginleşmeye başlar. Orkestrasyonu ise 6 ay sürebilmekte. Senfoni Türk’te bunu yaşamış, bir taraftan beste yaparken, bir taraftan bestelerin orkestrasyonunu Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası Şefi Orhan Şallıel ile birlikte gerçekleştirmiş. “Orhan’la beraber 4. bölümün orkestrasyonunu yaparken, ben geceleri 7. bölümü yazıyordum. Çünkü oradaki iletişim, oradaki enerji, o orkastrasyondan çıkan düşünceler bana 7. bölümü yazdırıyor.” Gece beste, gündüz düzenleme. Tuluyhan Uğurlu, gün doğmadan gözüne uyku girmeyenlerden. 18 yaşından itibaren bütün geceyi ayakta geçirmekteymiş. Yani gecenin 4’ünde misafirliğe gidebilirsiniz Tuluyhan Uğurlu’ya. Mozart, Beethoven Şopen yorumlayan piyanistlere saygı duymakla birlikte beste yapmayı daha önemli görüyor. Ona göre eğer Itri, Beethoven kendi müziklerini yapmamış olsalardı bugün hatırlanmayacaklardı. “Bugün Itri’nin bir eserini yorumlamak, o geleneği yaşatmak da önemli, ama daha önemli olan birilerinin o geleneği yaşatırken birilerinin de bütün bu geleneklerden ilham alarak geleceğin müziğini oluşturmak çalışmaları içinde olması. Birileri yorumculuk yapacak, birileri bestecilik yapacak. Çünkü Yaradan çok çeşitliliği seviyor.”

Uğurlu, bütün konserlerini kayıt altına alıyor, konserden sonra dinliyor, sahnede yaptığı ‘varyasyon’lardan besteler çıkarıyor. Peki çok konser veren bir sanatçı için doğaçlama yapmak bir risk değil mi? “Başarı için risk almak zorundasınız. Sahnede iki risk alıyorum. O anda ilham gelmezse seyirci size bakar, siz seyirciye bakarsınız. Şükürler olsun bende böyle bir şey olmadı ama olmayacak diye de bir şey yok. Bir de doğaçlamada şu önemli: O an bulduğun temayı işlemek. O an bulduğunuz temayı çeşitleyerek işleyeceksiniz. İkinci risk atletik risk. Ben konserlerde vücudumu zorlarım. Çok kuvvetli çalınacak yerleri hakkını vererek çalarım. 90–120 dakika çok kuvvetli piyano çalabilirim. Ve piyanonun tuşunun dibine bakarak çalabilirim. Her tuşun hakkını vererek çaldığınız zaman seyirci sizin hakkınızı veriyor.”

Piyano erkek işidir derken erkeklere seslendim

Piyano çalmanın aynı zamanda fiziki bir güç gerektirdiği sözlerini işttiğimizde ister istemez geçen aylarda Tuluyhan Uğurlu’nun başlattığı “Piyano çalmak erkek işidir” polemiğini hatırlıyoruz. Uğurlu, aslında bu sözü kadınlar için değil kendi deyimiyle “konsere çıkıp üstten piyano çalan erkek müsveddeleri” için söylemiş. “Yani hızlı pasajları karambole getiren erkekler için söyledim. Benim asıl hedef kitlem onlar. Gençlerde görüyorum çok zor pasajları çalıyorlar. Sonra bir de bakıyorum ki üstten çalıyorlar. Diyorum ki kaldırdığınız ağırlığın altına girin. Burada fiziksel güç var, ruhani güç var. Piyano resitali veriliyor, piyanoya bakıyorum, ayarı bozulmamış. 90 dakika bu konserde piyano çalındı, üstelik çok zor eserler çalındı; piyanonun akordu bozulmamış. Nasıl iş bu, nasıl bir erkek çalıyor bu piyanoyu diye sorgularım.” Bir çok müzik otoritesinin bazı eserlerin sadece erkekler tarafından çalınabileceğini belirttiğini söyleyen Uğurlu, meğer konserler öncesi kültürfizik çalışması da yapıyormuş. “Ağırlık çalışırım. Piyano çalarken kollarıma ağırlık bağlayarak çalışırım. Konserlerden evvel ellerim sertleşsin diye boks da yapıyorum. Sağa sola, duvara vururum yani.” Hâlâ, tarihi olaylar senfoniyle nasıl yorumlanır diyorsanız, ‘Senfoni Türk’ü dinleyebilirsiniz.


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020