Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 52 müzisyen gazete okuyor
 
 
Arzu Haksun Güvenilir
 
 
Yayımlanan Sayı : 483

"Bizim konservatuvarlar en kötüsü'" - 24.01.2008





Halk ezgilerine yaptığı çoksesli düzenlemelerle geniş kitlelere de hitap eden keman sanatçısı Cihat Aşkın, bu kez 'İstanbulin' albümüyle karşımızda. Albümdeki melodiler bize yabancı değil. Özellikle eski Türk filmlerinde çok sık dinlediğimiz oyun havaları bunlar. Hicaz mandıra, sultanîyegâh sirto, şehnaz longa, kurtuluş kasap havası, bunlardan birkaçı. Kalan Müzik'ten çıkan albümde toplam 13 parça yer alıyor. Müzisyen Cihat Aşkın'la son albüm projesi 'İstanbulin'i, konserde çalacağı 100 yıllık Türk kemanı üzerine konuştuk. Aşkın, aynı zamanda Müzik İleri Araştırmaları Merkezi'nde (MİAM) yönetici ve bir orkestra şefi. Söyleşimizde müziğimiz, müzisyenlerimiz ile ilgili endişelerini de dile getirdi.

İstanbulin ne demek?

İstanbulin ismini gazeteci dostum Kemal Küçük önerdi. İstanbulin, Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan bir kıyafetin adı. Ne Batılı ne Doğulu, ikisinin ortası olan farklı bir tarzı var. Osmanlı kaftanından esinlenerek yola çıkılmış. Tanzimat'tan sonra Batılılaşma, yenileşme döneminde, ortaya çıkan özellikle sivil memurların giydiği ve diz üstüne kadar uzanan ceket. Albüme de bu adı verdik çünkü devrin özelliğini yansıtıyor. İstanbulin uzun zamandır keman müziğinde yapmak istediğim bir projeydi.

Bu akşamki konserde 100 yıllık Türk yapımı bir kemanla sahneye çıkacaksınız...

Amerika'da bir müzayededen benim için satın alındı. Pahalı değil ama tarihi değeri olan bir keman. 1890'larda Almanya'da yapıldığı tahmin ediliyor. Bu süreç içerisinde ciddi resitallerde kullanılmamış. Özelliği, üzerinde sedef işlemeli bir ay yıldız olması. Gayet iyi bakılmış ve çalınabilir durumda. Kemanı özellikle görsel çalışmalar için kullanacağım.

Neden halk ezgilerini klasik Batı formlarında yorumlama ihtiyacı duyuyorsunuz?

Bütün dünya bunu kullanıyor. Benim kullandığım teknik klasik Batı tekniği değil. Teknolojiyi kullanıyorum. Keman bütünsel bir çalgı olarak sadece belli bir müziğe mal edilmemeli, kemanla her türlü melodiyi çalabilirsiniz. Evet klasik Batı müziği eserlerini çoklukla çalıyorum, ama Batı müziğinin ya da doğu müziğinin malı değil. Modern müzikten etnik müziğe kadar her türlü esere repertuarımda yer veriyorum. Dünyada var olan son teknolojiyi kullanarak dünya platformuna kazandırıyorum.

Müziğin her alanında sentez kelimesi kullanılarak farklı müzikler bir araya getiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sentezi hiç kullanmıyorum. Sentez adı üzerinde sentetik bir şey. Oradan buradan alıp yapıştırıyorsunuz. Gerek müziğin teorisinde gerek pratik tarafında belli bir teknik altyapı aldım. Bu tekniği kullanmam sentez yaptığımı göstermiyor. Var olan kültür değerlerine bugünün gözüyle bakıyorum. Dünyaya birazını buradan alıyım, diğerini şuradan alayım sentez yapayım diye bakamazsınız, işte o zaman sentetik olur. Örneğin arabeskçiler hiçbir zaman sentez yapmıyor. Onlar kendi sosyal altyapılarının oluşturmuş olduğu bir altyapıdan çıktıkları için öyle görüyorlar olayı.

Nasıl kullanmak doğru?

Müziği sevdirmek adına ayrımsallaştırmaktan çok, birleştirmekten yanayım. Laboratuar tarzda müzik yaparsanız sadece mutlu bir azınlığın temsilcisi olursunuz. Kendinizin ne olduğunu çok iyi bilmeniz gerekiyor. Bunu sanatçılara söylüyorum. Bugün Türkiye'de problemini çektiğimiz şey yabancılaşma. Türkiye'deki müzisyenler kendi yaptıkları işi çok iyi bilmeden yapıyorlar. Yetişen Türk müzisyenleri bir kere Türk müziğini bilmiyor. Yetişen müzisyenler çoksesli müziğin kurallarını ve formlarını bilmiyorlar. Ya da farklı müziğin tekniklerini bilmiyorlar.

Çoksesli müzik neden gerekli?

Tek sesli müzik diye bir şey yok aslında. Müzik yapısı itibarıyla çoksesli. Toplum da çok sesli çünkü. Teksesli müzik bence, toplumun üzerindeki baskıların bir sonucu olarak zorla kabul ettirilmeye çalışılan bir şey.

Birey için müzik eğitimi şart mı?

Bireyin yetişmesi, insanın insan olabilmesi için müziğin içinde olduğu sanat estetiği gerekli. Müzik bunların başında geliyor. Müzik en kolay ulaşım yolu çünkü.

Peki konservatuarlarda nasıl bir iç yapı ve müzisyen yetiştirme tavrı var?

Konservatuarlar yozlaşmış durumda. Bugün Türkiye'deki en eski konservatuar 1917 tarihli İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı. Daha sonra 1936 Ankara Konservatuarı geliyor. Hâlâ o zamanda kaldılar. Lisans, fakülte müzik öğretimi yapıyorlar. Lisanstaki bir çocuğa müzik öğretemezsiniz. Mümkün olduğu kadar küçük yaştaki çocuklara müzik öğretilmesi lazım. Güzel sanatlar liselerinin durumu da içler acısı. Toplumun genelinde müzikal reformları sürdürebilecek yapıda insan yetiştirmiyor konservatuarlar. Çünkü bireyci eğitim yapıyor, toplumcu eğitim yapmıyor. Türk müziğini hiç öğrenemiyorlar, modern müzik zaten çok çok az. Konservatuarlar toplum için yararlı olacak politikalar üretmiyorlar. Kendi kendilerini geliştirmiyorlar, araştırma geliştirmeleri yok. Tüm bu teknik ve bilimsel terimlerden bîhaber olarak yetişiyorlar. Nasıl bunların modernleşmesini bekleyebiliriz? Yapamayız, kısırdöngü içinde yozlaşıp gidiyorlar.

Türk müziği konservatuarında beni çok engellediler. İyi ki engellediler. O hırs ve istekle farklı bir şeyler yaptım. Batı müziği eğitimi verilen konservatuarlarda Türk müziği nağmesi yapmak yasaktır. Niye? Kulağın bozulur. Bu ülkenin dilinden ve müziğinden kulağının bozulacağı safsatası dünyanın hangi yerinde var? Bunlar konservatuar müdürleri, hocaları oldular yıllarca. Bakın bunlar yönettiler Türkiye'nin müzik piyasasını. Böyle olmasaydı edebiyatta ya da diğer farklı alanlarda olduğu gibi çok farlı bir yerde olabilirdi. Bizim konservatuar ise en kötüsü. 1990'larda ünlü pop sanatçıları çıkardı. Bunların hepsi de bilgiden yoksun. Konservatuarlıyım diye ortada geziyor. Pop alaturka yarışmasına katılmak için derslere girme gereğini duymuyorlar. Neden çünkü saçma sapan bir programda Bülent Ersoy sanat abidesi olarak gösteriliyor topluma. Buna kimse sesini çıkarmıyor, iğreniyorum. Bunlar pespayelik aşılıyorlar. Bir başıbozukluk var. Müziğe değil sansasyona bakılıyor. Satacak bir haber aranıyor.

Filarmoni ve senfoni orkestralarının müzikal seviyesi ne durumda?

İçler acısı. Son görüşlere, son tekniklere göre kendilerini yenileyememelerinden kaynaklanıyor. Senfoni orkestraları da devletten maaş alıyorlar yılda 30 program yapıyorlar, dört-beş ay tatil yapıyorlar ve kendilerini yenileştirmek için bir şey yapmıyorlar. Devlet kurumlarının olması garantisiyle 67 yaşına kadar da orada makam işgal edebiliyorlar. Bugün Türkiye'yi yönetmekte olan kurumlar böyle bir fikri yapıdan uzaklar. Böyle bir fikri yapı ve ideoloji olmadığı için ya da benim istediğim anladığım yönde bir şey olmadığı için gittikleri yön farklı bir yön. Dolayısıyla yapılan sanatsal etkinlikler hep o yöne doğru kayıyor. Daha kötüye gidiyoruz sonuç olarak.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020