Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 50 müzisyen gazete okuyor
 
 
Elvan Duygu Gülay
 
 
Yayımlanan Sayı : 478

Bach yaşasaydı tüm bu olan biten için ne derdi? - 17.01.2008





Amsterdam’da gecenin iki buçuğu.

Hava oldukça soğuk ve ben elli altı metrekarelik dairemde yalnızım.
Şimdi bilgisayarımın başına oturdum ve yazmaya başladım:

Müzik ‘mail - list’lerinde epey konuşuldu Anjelika Akbar’ın "Bach A L’Orientale" başlıklı deneyi. Bu deneyi bahane edip diğer ‘özgün’ deneylere de değindim, en çok da Bach’a...

Beethoven’in keman konçertosunun yazılışından ancak kırk yıl sonra dağara girmesinin nedeni olarak yapıtın 1806 yılındaki ilk seslendirilişi gösterilir. Kemancı Franz Clement, dönemin moda virtüozite gösterileri doğrultusunda iki bölüm arasında kendi bestelerinden birini çalgısını kemençe gibi tutarak çalar ama gösteri bittiğinde kimsede konçertoya devam edecek güç kalmaz. Bu olaydan yüz yetmiş yıl kadar sonra buna benzer bir şaklabanlık gösterisine daha tanık oluruz. Piyanistin biri kalkıp Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını art arda çalacağını söyleyerek bir rekor denemesine girişir. Kurallar elbette anımsamıyorum ama sözgelimi her sonattan sonra on beş dakikalık mola, üç sonatın ardından yarım saatlik uyku - yemek - türünden şeyler. Rekor başarılır. Otuz iki sonatın tümü peşpeşe çalınarak kültürel dayanıklılık testi yerine getirilir. En basit mantıkla piyano çalmanın yalnızca tuşlara basıp ses çıkarmak olmadığı düşünüldüğünde bu seslendirmenin niteliği, özellikle son sonatların nasıl çalındığına ilişkin ipuçlarını bulmak için kafa patlatmaya gerek yok.

Seslendirmelerin otantikliği ya da bestecinin nasıl bir seslendirme istediği konusunda yürütülen savlar en çok güldüklerim arasındadır. Mozart yaşasaydı caz yapardı, Bach yaşasaydı pop dinlerdi, Beethoven yaşasaydı Türk müziğine bayılırdı türünden şeylerden söz ediyorum. "Deneysel Müzik" ya da "Deneyler Çağı", Batı Sanat Müziği’nin 20. yy.’ı için kullanılan tanımlardan birkaçı. Adı üstünde müzikte kimi deneyler yapılmış. John Lewis’in Bach prelüd ve fugları elektro gitar ve basla yorumlaması da bir deneydir, Cage’in piyanistin çalgının başında hiçbir şey yapmadan dört dakika otuz üç saniye oturduğu 4’33’ü de. Bir müzik yazarı "Mozart’ın günümüzde gerçekleştirilen tüm seslendirmelerini düzenleme (arrangement) olarak değerlendirmeliyiz," diyor. Akustik ortam, orkestra üyelerinin sayısı, dönem çalgılarının fiziksel özellikleri vs. gibi nedenlerle. Hemencecik bir kenara atılabilecek bir sav değil kuşkusuz. Bach’ın kantatlarının döneminde otuz kişilik bir grup için yazıldığı ve bu yapıtların günümüzde iki yüz kişilik orkestra ve koro tarafından seslendirildiğini düşünmeniz yeterli. "Yaşasaydı..." söylemlerinin altında yatan şeyler ise farklı. Yapılan işi haklı çıkarmaya çalışmak, belki hafif utanma, kimi otoritelerden destek almaya çalışma... Yıllar önce şarkıcı Emrah ile yapılan bir söyleşide gazeteci kendisine Mozart’ı duyup duymadığını sormuş, Emrah ise duymadığını ama Mozart eğer konser verirse mutlaka gideceğini söylemişti. Bu olay epey gündemde kaldı. Gazeteci dahil tüm entelektüel çevreler birikimli burunlarını uzunca bir süre kıvırdı, bestecinin adını doğru dürüst okuyamayan, "Türk Marşı"ndan başka bir şeyini bilmeyen onca insan ne denli kültürlü olduklarını düşünüp şükretti.


Basında herhangi bir tartışmaya tanık olmadım ama duyduğum kadarıyla müzik mail - listlerinde epey konuşulmuş Anjelika Akbar’ın "Bach A L’Orientale" başlıklı deneyi. Çalışmanın en ünlü dansözümüzle anılmasının nedeni ise çekilen klipte oynaması. Ezanı koral yapan David Fanfare’den beri bu tip deneyleri hızlıca izliyor ya da dinliyor ve geçiyorum. Palmer, Lewis ya da Brubeck tarzı şeylerle karşılaşmadığım için olsa gerek. Ancak piyanistin bir sözü ilgimi çekti: "Dünyada Bach ile yapılmamış deney kalmadı". Herhangi bir gerekçeye sığınma yok bu sözlerde. "Yaşasaydı darbuka ritmine bayılırdı," tarzından geyikler de... Gerçekten öyle. Bach her kılığa büründü ya da büründürüldü. Glenn Gould’un çoğu müziksevere göre ırzına geçtiği "Goldberg Varyasyonları" yine bir çoğuna göre en müthiş Bach seslendirmesiydi. Darmadağın olmuş bir doku, ne oluyoruz dedirten tuşeler, üstüne üstlük çalarken caz piyanistleri gibi mırıldanmalar. 1991 yılındaki Mozart çılgınlığında bir Mozart çikolatası yedim. Yediğim en iğrenç şeydi. Bestecinin savunmasızlığını ve ölümünden 200 yıl sonra kendisini anma adına yapılan sektörel bir boyutu en iğrenç boyutuyla yaşadım; damağıma yapışan ucuz kakao ve bulamaç halindeki yağla. Birkaç hafta sonra önüme gelen "aynı marka" liköre ne yaptığımı sormayın artık. Sevdiğimiz bir yapıtın alışılmış deyişle "ne hale getirildiği"ni ya da yine çok sevdiğimiz bir besteciye "yapılan haksızlığı" sıkça düşünürüz, elimizde değil. Bach prelüdlerinin nasıl seslendirilmesi gerektiği konusunda on ayrı öneri duyabilirsiniz, art arda dinlediğiniz yorumların her biri için de farklı ortamlarda aynı tadı alabilirsiniz. Romantikler bu soruna bir çözüm olması açısından mıdır yoksa katıksız bencillikleri ve küstahlıklarından mıdır yapıtlarının altına her türlü şeyi yapıştırmışlar. Metronom sayısından, parmak numarasına değin. Nüanslar yetmemiş edebiyat parçalamışlar. Doğulu Bach’ı duyduğunuzda -dinlemeniz gerekmiyor- vereceğiniz tepkiler belli; olmaz, olabilir, şirin, rezalet, arabesk, postmodern, cesur, dahiyane, küstah... Ama az önceki sözleri anımsayın: "Dünyada Bach ile yapılmamış deney kalmadı". Akbar, darbukayı Bach’ın müziğine soktuğunda itiraz var ama Bach caz olduğunda sorun yok. Caz bir entelektüel müziği ama darbuka dendiği zaman akla gelenler belli. Müziği sevme ölçütleri değişkendir ve bu ölçütlerdeki etkenler kimi zaman kolay kabul edemeyeceğimiz şeyler olabilir. "Sizi EEG tarzı öyle bir alete bağlıyoruz ki yapılan testler sonucu hangi müziği sevip sevmediğiniz beyninizin vereceği dalgalar sayesinde kesin bir şekilde anlaşılacak," önerisiyle karşılaşan kaç entelektüel hiç duraksamadan "evet" diyebilir merak ediyorum. Espiri yapmıyorum bu bir projeydi ama testleri yapma girişimlerimiz sonuçsuz kaldı çünkü beyindeki hareketleri görebilmek için deneklere belli ölçüde radyoaktivite verilmesi gerekiyordu. Değilse ilk denek olmam konusunda çalışma grubu içinde anlaşmıştık. Merak ettiğim şey basitti; gerçekten Berio beni etkiliyor mu yoksa kültürel birikim ve entelektüel kimlik gibi etkenlerle bu müziğin beni etkilemesi için ayrıca çaba harcıyor muyum?

 Darbukalı Bach üzerine yapılan tartışmalar kesinlikle çok doğal. Müzikteki kimi deneylere ülkemizde de rastlıyoruz artık. Sorun bunları onaylayıp onaylamamak değil. Başına saç ektirdiği söylenen ilahiyatçı profesör milletvekili TV yıldızı mehdi adayı megalomanla onun bu hareketini yorumlamakta gecikmeyen otel pornocusu reyting yıldızı dekan ve aynı üniversiteden başka bir öğretim üyesi ve bir İslamcı yazarın (ne demekse!) bu konuda gazeteye verdikleri demeçlerdeki sığlık, aymazlık, terbiyesizlik ve en önemlisi gereksizlik bu ülkede yaşamanın bizlere çoğu zaman yaşattığı yorgunluğun basit bir özeti. Bu nedenle müziği tartışmak içerdiği rafinelik açısından çok daha değerli. Görüşler elbette farklı olacak. Bunun Bach olmadığını söyleyen de haklı bence, yapılan işi deney olarak değerlendirip beğendiğini söyleyen de. Ben de beğenmeyenlerden yanayım ama dediğim gibi albümü bir küstahlık ya da Bach’a yapılan bir terbiyesizlik olarak da algılamıyorum. Ne amaçla yapıldığı benim için çok önemli değil, nasıl yapıldığı önemli. "Keith Jarret’ın yaptığı caz değil," demiştim bir zamanlar ve karşımdaki dostum "Peki caz ne?" diye sormuştu. Yanıt veremedim. Mantıklı bir soru elbette Jarret’ı ya da müziğini neyle ve kiminle karşılaştırarak bunu söylüyordum ki; Scott Joplin ile mi, Jelly Roll Morton ile mi, Duke Ellington ile? O zaman aynı şeyi arayı fazla açmadan örnekleyerek Bach polifonisi ve Mozart heterofonisi arasında yapmak gerekmez mi?


Her neyse bütün bunlar boş, anlamsız. Yazıyı Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinden birinin açıklamasıyla bitiriyorum:

"Sağlıklı olan her koyun kesilebilir hatta kopya koyun da kesilebilir". 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019