Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1788




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 36 müzisyen gazete okuyor
 
 
Filiz Ali
 
 
Yayımlanan Sayı : 469

Milli marşı bile söyleyemiyorlar - 04.01.2008





Milli Eğitim Bakanı Fazıl Say’a dava açmaktan vazgeçmiş. Ama yiğitliğe bal sürdürmüyor ve “Bu bir geri adım değil” diyor. “Maksat hasıl olmuş”, davadan vazgeçmişler. Maksat nasıl hasıl olmuş? Şöyle: Meğerse bütün okullarımızda müzik dersleri gürül gürül verilmekteymiş. Bakan “Sistemde 6 bin küsur müzik öğretmeni var. 2140’ı bizim dönemimizde atandı” diyor. Ardından da Demirel üslubuyla “Daha fazla vardı da işten mi attık, istifaya mı zorladık?” şeklinde, gayet “Babavâri” beyanlarda bulunuyor. Sanırsınız ki Fazıl Say, durup dururken “tamamen asılsız ve mesnetsiz iddialar” ortaya atmış, fakat Milli Eğitim Bakanı’nın aydınlatması sonucu bu iddiaların doğru olmadığını kamuoyu öğrenmiş.

Çoğu sözleşmeli

Müzik Eğitimcileri Derneği Başkanı Refik Saydam ise aynı kanıda değil. “Atanan her 10 müzik öğretmeninden dördünün sözleşmeli olduğunu, genel liselerde 9. sınıflara seçmeli ders konulmadığı için bu sınıfta müzik dersinin fiilen kalktığını; 10, 11 ve 12. sınıflarda da müzik dersinin öğrenci tarafından seçilme olasılığının büyük ölçüde azaltıldığını” iddia ediyor. Sonuç olarak bir okul müdürü de “Araştırdım, hiçbir öğrenci müzik dersi istemiyor. İsteyen öğrenci dilekçe versin hemen dersi açtırırım” diyebiliyor.

Görünen köy kılavuz istemez aslında. Çocuğu okula giden her anne, o çocukları okutan her öğretmen biliyor ki okullarımızda “müzik eğitimi” verilmez. Çocuklar değil İstiklal Marşı’mızı, “Daha Dün Annemizin”i bile doğru dürüst söyleyemezler. Seçmeli olan derse öğrenci önem vermez. Önem vermediği dersin öğretmenine de saygı göstermez. Oysa küçük yaşta başlayan müzik eğitiminin çocuğun matematik becerilerini, çok yönlü düşünme yeteneğini geliştireceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır çoktan. Birlikte doğru ve güzel şarkı söylemeyi öğrenmenin, çocuklar ve gençler arasındaki iletişimi geliştireceği de bu bilimsel gerçeklerden sadece biridir.

Neresi tepeden inmecilik?

Düşünün; Musiki Muallim Mektebi 1924 yılında, yani cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra kurulmuş. Şimdi bazı “demokrat” arkadaşlar, “tepeden inmeci kültür dayatması” biçiminde itirazlarda bulunacaklardır.

Müzik öğretmeni yetiştirmenin, okullarda müzik derslerinin doğru dürüst okutulmasını sağlamanın neresi “tepeden inmeciliktir” sorarım size. Ne var ki müzik alanındaki “ileri görüşün” 1950’lerden başlayarak karşı devrimciler tarafından devlet eliyle tedricen “geriye dönüş” yoluna sokulduğunu da benim yaşımdakiler çok iyi bilir. Siyasilerin müziğe ve sanata bakışlarının ne derece sığ olduğunu anlamak için meclis tutanaklarına göz gezdirmek yeterlidir.

Milli Eğitim direniyor!


Gelinen noktada güzel sanatlar meselesi Milli Eğitim’in öncelikleri arasından çoktan çıkartılmıştır. Bugün Türkiye’nin en yüksek puanlarla öğrenci alan üniversitelerinde okuyan öğrencilerin neredeyse tamamı, İstanbul’da yaşamalarına rağmen müzik sanatı bilgisinden ve zevkinden yoksundurlar. Tek bildikleri popüler kültürün onlara sunduğu birkaç işe yaramaz bilgiden ibarettir.

Popüler kültürün yediden yetmişe dayatıldığı bir ülkenin Milli Eğitim’i ise öğrencilerine güzel sanatları öğretmemekte direnmektedir.
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021