Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1765




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 23 müzisyen gazete okuyor
 
 
Asu Maro
 
 
Yayımlanan Sayı : 448

Mutluluktan korkan kadınlar - 03.12.2007





Sürekli izleyemesem de, yakaladığımda kaldığım yerden devam ettiğim birkaç dizi var. Biri uzadıkça uzayıp kabak tadı verme tehlikesi taşıyan Bir İstanbul Masalı, diğeri de bu sezonun en çok izlenenlerinden Aliye. Geçtiğimiz hafta her ikisini de izleme fırsatı buldum... Bir İstanbul Masalı ben görmeyeli almış yürümüş, gazetelerden de takip ettiğimiz üzre, artık Selim'in kapısını yeni bir aşk çalmak üzereymiş ki bu masalın tadını epeyce kaçıracak demektir. Prensesinden bir süre yüz bulamadı diye yerine bir koşu yeni birini koymuş bir prens hangi masalda var Allah aşkına? Bu olsa olsa gerçek hayatta olur ve dizinin bugüne kadar izlediğimiz gerçekdışı bölümlerine de ayıp olur...

Neyse, benim bu bölümde asıl ilgimi çeken ikili Selim ve Esma değil, Demir ve Pelin oldu aslında. Daha önce Akşam eklerden Ahu Erkıvanç'ın Türk dizilerindeki kadın karakterleri pek güzel ele alan yazısında belirttiği gibi 'kusursuz' kadınlar içinde dikkat çeken 'farklı' bir karakter Pelin. Neyse ki bunu da hemen eski sevgilisi öldüğü için 'dengesini yitirmesine' bağladık, yoksa alimallah böyle aklına eseni yapan 'hafif' Türk kadını olur mu? Bu hafta da Pelin, sevgilisi Demir'e bir video kasete kaydettiği mesajla veda edip ülkeden gitmeye kalkıştı. Dizinin çilekeş çocuğu Demir gözyaşları içinde peşinden koştu, bizler ekran başında hislendik, gül gibi Ozan Güven ağlatılır mıydı, ama Pelin içindeki kaybetme korkusuyla yaşayamadığını söyledi ve arkasına bile bakmadan gidiverdi. 'Beni bekleme, döner miyim belli olmaz' demeyi de ihmal etmedi... Ben büyük bir hayretle, dönüp diziyi birlikte izlediğim kız arkadaşıma 'böyle bir kadın var mı yani?' diye sordum... Sevdiği, kendisini çok seven bir adamı sırf 'bir gün kaybedersem' korkusuyla terk edecek kadın var mıydı yeryüzünde? Benim bildiğim bu tür korkular, önlemler almalar, sütten ağzı yandı diye bir daha yoğurt yememeler daha çok erkek cinsine özgüydü. Kadın dediğin güreşe doymayan yenik pehlivana benzerdi. Her sefer kendini onarmayı başarır, yeni bir ilişkiye yeni bir umutla başlardı. Hatta karşısında kanadı kırık bir erkek varsa daha da bir asılırdı meseleye, onu da iyileştireceğim azmiyle.

Ben kendi cinsime yüklediğim bütün bu meziyetleri kafamda evirip çevirirken bu kez Aliye çıktı karşıma. Daha doğrusu Aliye dizisinde İlhan Şeşen'in oynadığı Feyyaz'ın eski karısı Ayla. Eski Türk filmlerinin ince narin sarışın kızı Itır Esen oynuyor Ayla'yı. Artık sarışın değil ama gene çok hoş ve ortada hazin bir aşk hikayesi var anladığım kadarıyla... Ayla, Feyyaz'ı iki kere terk etmiş. Neden? Mutluluktan korktuğu için... Uzun uzun da formüle ediyor bu durumu Ahmet Hamdi Tanpınar'dan alıntılarla... 'Mutluluk' diyor, 'taşınması zor bir yüktür'. Sonra diyor ki o kadar mutluymuş ki, bunu başka biri bozacağına kendisi bozsun diye düşünmüş...

Ben bu konuyla iyice kafayı bozup birkaç arkadaşımla konuştum... Aldığım yanıtlar şöyle: Evet, bunun bir erkek tavrı olduğu konusunda herkes hemfikirdi. Ama artık bu anlamda 'erkek kafalı' kadınlar da vardı pekala. Ve olsundu da zaten... Kadınlar da terk etsindi... Ben de terk etmesinler dememiştim aslında. Etsinler tabii... Ama mutlu oldukları için değil, mutsuz oldukları için etseler daha iyi olmaz mı? Artık erkekler kadar kadınlar da mutluluktan, derin bir ilişki yaşamaktan (ömür boyu ittirelim demek istemiyorum, bir ay ya da bir yıl hakkını vererek yaşamaktan söz ediyorum) korkuyorsa bu iyiden iyiye yalnızlığa mahkumuz demek oluyor galiba...

Duydum ki seni terk etmiş, oh olsun

Sevgili Naim Dilmener şu talihsiz hastalığı geçirmemiş olsaydı geçtiğimiz çarşamba Babylon'da çalacaktı. Neyse ki kendisinden her gün daha iyi haberler alıp mutlu oluyoruz... Çarşamba günü bir başka arkadaşımız, Hakan Eren onun yerine DJ'lik yaptı Babylon'da. Kendisi bu işe çok da bayılmaz, ne ısrarlar ikna edemedi onu da Naim'in hatırı etti tabii... Coşkun Demir'in de çıkıp birkaç şarkı seslendirdiği nispeten sakin bir parti oldu, sanırım hepimiz biraz eksik hissediyorduk çünkü. Ben de bir kenarda dikilip insanları izledim bu kez. Baktım genelde insanlar hayatından memnun da, bazı şarkılarda birden eğlence tavana vuruyor. Birdenbire şarkıların bir ortak noktasını keşfettim... Hemen hepsi eski sevgiliye nispet yapan, tehdit eden şarkılardı... Füsun Önal'ın 'Oh olsun'u bunların şahı... 'Duydum ki seni terk etmiş, oh olsun / Dizine kapanmışsın yalvarıp yakarmışsın, günlerce ağlamışsın oh olsun' şeklinde sözleri var ve bu şarkı çalarken zıp zıp zıplayanların yüzlerini ve de birbirine vurdukları yumruklarını görmek lazım... Belli ki herkes bunu birine yolluyor büyük keyifle. Ardından partilerin vazgeçilmezi Ajda Pekkan geliyor. Onda bu şarkılardan çok var aslında; 'Seveceğim gezeceğim görünsün sana neler edeceğim' mi istersin, daha feminist temalı 'hür doğdum hür yaşarım kime ne kime ne' ya da 'şimdi gel de gör beni, bambaşka biri' mi... Bu şarkıların söylendiği herhangi bir barda anında bir kadın korosu devreye girer, hep bir ağızdan 'köle miyim sana ben sana ne sana ne' diye haykıran... Artık nedendir bilinmez...

Devam ediyoruz, sırada Nilüfer var... 'Oh ya oh ya oh ya, seni yalnız bıraktı' dediği 'Karlar mı yağdı güvendiğin dağlara' şarkısıyla... Gene aynı bildik 'oh ya' hareketleri... Ya da 'git ona git benden selam söyle selam söyle, unutamaz beni bin yıl geçse git ona söyle'... Gene gencecik Nilüfer'in 'Bana mı sordun âşık olurken, kızdırma beni durup dururken' diye esip gürlediği şarkı da bu kategoriye sokulabilir pekala.

Sezen Aksu galiba bu anlamda en masumlardan. 'Seni gidi vurdumduymaz' şarkısında 'Yanına mı kalır sandın sıra bana gelecek, bakalım o zaman seni kim kurtaracak' diyor ki, epey tatlı bir sitem sayılır... Gene de bu da intikam sever kırkbeşlikçilerimizin favorilerinden. Tıpkı Funda'nın 'Affetmem'i gibi... Bakar mısınız, 'Sen Gidince'nin bile en bir coşkuyla söylenen dizesi 'Giden sevgilinin yenisi geldi'.

Velhasıl, insanlar intikam hayalleriyle öyle mutlu oluyorlar ki inanamazsınız... Muhtemelen o terk eden sevgiliyi hiçbir zaman sürünürken göremeyecek, görseler de asla bu keyfi alamayacaklar...

Masum demişken, bütün bu 'senin canına okuyacağım' şarkıları gene de 'Sana kırmızı çok yakışıyor' ya da son sözü söyledim koymadı mı?'nın yanında nasıl da zemzem suyuyla yıkanmış gibi kalıyor değil mi?

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020