Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Pınar Çekirge
 
 
Yayımlanan Sayı : 439

Mutlulukla Randevum Vardı? - 20.11.2007





Aslında kendi ütopyasını yaratmış safkan bir yorumcu o. Yeryüzüne bu iş için gönderilenlerden biri. Bildiğim, ‘müzik’ yaşamını oluşturan yapı taşıydı. Ucuzluk işlemiş sistemin güçlü, yıpratan egosuna rağmen, müziğe dâhil olmak onu daha da derinlere, bir yönde kendini keşfe götürmüştü. Şarkılara ruh üflemesi bundandı zaten. Dahası, beyniyle, kalbiyle yorumladığı her şarkıya bir öykü katıyor Zeliha. Somutu hayale, hayali somuta dönüştürüyor. Bazen sürrealist bazen tam bir ekspresyonist. O, her söylediği şarkıda bir öykü anlatmayı beceren şarkıcılardan. Hayata dokunan şarkılar söylüyor çünkü. Dediğim gibi, yaşamın içinde unutulup giden şarkılara kan ve beden oluyor. Sesinin tınında her mevsimin renkleri, puslu günbatımları, akşamsefaları, ıssızlığın saltanat kurduğu sabaha karşılar birbirine karışmakta.

Mutlulukla randevum vardı

Geç kaldım gidivermiş..

Yıllar yılı beklemiştim belki de hiç gelmemiş.(1)


Onu her dinlediğimde sanki bir deja vu yaşadığım doğrudur. Ben o şarkıları biliyordum. Nasıl anlatsam o şarkıların içinde yaşamıştım.

Bir zamanlar.

Kocaman sahnede tek başınaydı. Tepede sofita ışığı yanıyordu.


Dopdoluydum gündüz gece

Mutlululuğu bekledikçe..

Gel gelelim kaybedince..ağladım, kahroldum kaderime.

Mutlulukla randevum vardı..dün gece sözleşmiştik.(2)



Zeliha Sunal ile dört yıl kadar önce bir televizyon programında karşılaşmıştık.Konu üvey annelerdi..ve program esnasında okuduğu bir şarkı  alıp götürmüştü beni.Öyle ki, söz bana döndüğünde kelimeleri seçmekte zorlanmış hatta kekelemiştim.Siren'lerin şarkıları da böyle olmalıydı.Sesi bir hale gibi sarıyor, kuşatıyordu adeta.Anıların istilasına uğramak dedikleri, bu olmalıydı.Oysa çoktan kültürel erozyona uğramış, bayağ şarkılara mecbur edilmiştik.Şarkılar yaftalanıyordu.Bakkal şarkısı, market şarkısı..diye.Herkes bir numara, herkes assolist mertebesindeydi.

Yalnızlık yasak tutkuların peşinde at koşturmaktaydı. Kimsesizdik. Kimliksizdik. Mavi-gri bir dumanla sisleniyordu oda.

“ İnsanların istekleri dipsiz bir çanakmış ve bu çanak, dolmak bilmezmiş hiç. Bhagwan böyle söylemiş seneler önce. Çok, pek çok istediğin bir şey var mı?” diye sormuştum.

“ Daha iyi müzik yapmak, “ demişti Zeliha.

Yıldız yağmurlu gecelerin birinde Asteroid B12'de Küçük Prens ile buluşacaktık hani? (Her şeyi elem bunca çevrelemişken üstelik.)

Cazdan, Rock'a, Türk Halk Müziği'ne kadar üç bini aşkın şarkıdan oluşan bir repertuarı vardı. Elli dilde şarkı söylüyordu. Derken, Planet Of Love adlı eserle Türkiye adına katıldığı, Mısır'da düzenlenen Hurghada Free Song Festival'inden ülkemize kazandırdığı ikincilik ödülüyle döndü.

Billur vazoda kurumuş krizantemler.

Geceye taşan, geceyi taşıyan şarkılar.

Tende yalnızlık kokusu.Titrek mum ışığında sesinin büyüsüne kapıldım.O Siren olmalıydı..gözlerinde hep o eflatun günbatımları.

İlk albümünde bana geçen duygu yalnızlıktı. Dışlanmış, olabildiğince ıslak bir yalnızlık. Seçilmiş bir yalnızlık da değil, bir tür terk edilmişlik.

Erkekleri Tanıyın single'ını raflarda gördüğümde, Ajda Pekkan fanatiği olarak, önyargılarım bir kalkana  dönüşüvermişti. Ajda şarkılarını kimse yorumlayamaz faşizmi, anlayacağınız. Yine de albümü aldım ve ilk dinleyişte hayran kaldım. Çünkü ortada kol gezen şarkı piranalarının aksine Ajda'yı taklit etmemiş Zelihaca okumuştu. Farklı bir yorumla. Sonrasında Hakan Eren'den haberlerini aldım hep. ANTİKA adlı albümün hazırlıklarına başlanmıştı. Üstelik albümde seneler öncesinden iki Ajda Pekkan şarkısı yer alacaktı: Ben Bir Köylü Kızıyım, Yaşamak Ne Güzel Şey. Zeliha büyük bir incelik gösterip albümünü kendi getirdi bana. Defalarca dinledim. Zaten bir gala gecesinde karşılaştığımızda bahsetmiş, seçilen şarkılara hayran kalacağımı söylemişti. Haklıydı. Hayal kırıklığına uğramadım. Şarkılarımla, çocukluğum, ilkgençliğimle yeniden kucaklaşmak güzeldi: Ah Nerde Vah Nerde, Mutlulukla Randevu, Yaşamak Ne Güzel Şey, Kalbimi Affettim, Twiste Gel, Evet mi, Hayır mı? ,Aç Gözünü, Nasılsın İyi misin, Kumsaldaki İzler, Varsa Söyle, Demek ki Öyle, İyi Düşün Taşın, Haftaya. 

Biteviye akan zaman, kimi şarkıları alıyordu belki yanımızdan, ama öldürmeyi, unutturmayı beceremiyordu…

ANTİKA adını verdiği son çalışması bir doruktu Zeliha Sunal için.Bir an kaygıya kapıldım söylemezsem, yalan olur.Ulaştığı doruk noktasında, bu albümden sonra ne yapabilirdi ? Oysa her doruk bir başka doruğun eşiğiydi Zeliha Sunal için. Sırada daha ne çok albüm, sahne gösterileri, albümler bekliyordu. Vedet Chanteuse olarak, Zeliha sonsuzluktu.

Nedense kuğu hep ölüyor;  Alice’in tavşanı gibi, bir dakika için çook erken ya da o tek dakika için her zaman çook geç kalıyorduk.Cindirella’nın mermer basamaklarda unutulmuş ayakkabısına kimse dönüp bakmıyordu bile.Rapuntzel saçlarını kesmişti..Rapuntzel kemoterapi görüyordu.Hansel, Gratel’in öz kardeşi olmadığını öğrenmişti.Pamuk Prenses, Çeşme’de bir beach’de üstsüz yakalanmış, Peter Pan yüksek dozda uyuşturucudan ölmüştü.Yaşam kendi süfli mecrasında akıyordu.

“Hayat sanki dalgalar gibi, sahile vurduğunda bir şeyler götürüyor. Bazen neşe ve mutluluklar bırakıyor kucaklarımıza, bazen de içimizden birini alıp gidiyor. Arkasından, bıraktığı köpüklere bakakalıyoruz.” demişti Filiz Akın :

“ Fırtına çıktığında büyük dalgalar patlıyor kayalarda, çığlık atar gibi sesler çıkartıyor. Deniz akvaryum gibi sakinken, kumlara sürtünürken bile mırıldanır. Nefes alır gibi gelir, nefes verir gibi gider. Her seferinde en azından birkaç kum tanesinin yeri değişir. Hayatımızda gel-gitler hiç değişmez. Bir şans verilir, dünyaya geldiğimizde nefes alırız. Alırken de ağlarız. Günü, saati geldiğinde bir bahane olur nefes verir, yok oluruz. Bu sefer arkamızda kalanlardan birkaç kişi ağlar. Ama mutlaka hiç olmazsa birkaç kum tanesinin yerinin değiştiğini, hayatta bir iz bıraktığımızı bilmek isteriz. Bu ölümden korktuğumuz, başka bir boyutta yaşama isteğimizden midir? Yoksa yaşadığımız serüvene değer katmak, farklı kılmak arzusuyla çapımızı göstermek ihtirası mıdır? Göçüp gittikten sonra arkasından ‘Ey ahali, buradan falanca adlı biri geçti,’ denmesini istemeyecek birini düşünemiyorum.”

Dedim ya Zeliha, gerçek bir chanteuse olarak sonsuzluktu.Hayata imzasını atan, kum tanelerini değil, kum dağlarının yerini değiştirebilen bir chanteuse.


E-Posta
:
dergi@pedam.com

1,2: Mutlulukla Randevum Vardı ( Söz: Ali Kocatepe)

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020