Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1775




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 22 müzisyen gazete okuyor
 
 
Şendoğan Yazıcı
 
 
Yayımlanan Sayı :

Aşağıdakilerin sinirli sesi... - 25.07.2007





1993 yılında gitarist Tolga Özbey tarafından kurulan Rashit grubu, öfkeli, sert sözlerle, kendi deyişleriyle “sinirli” bir tavırla Punk türünde müzik yapıyor. Aynı türde müzik yapan gruplardan, toplumsal sorunlara yönelik mesajlarıyla ayrılıyor. Rashit, siyasal, toplumsal ve ekonomik yaşamın gittikçe ağırlaşan sorunları karşısında “nasıl olursa olsun” bir ses çıkarmaya çalışanlar adına ve onların yanından haykırıyor. Ama, bunca öfkeye karşın ilginç bir biçimde, politika ve ideoloji kavramları, Rashit’e yabancı ve uzak duruyor. Böylece onlar, aynı zamanda, “politikadan soğutulmuş kitleler”in, artık aşılması gereken eğilimlerini de temsil ediyorlar. Oğuz Taktak (vokal), Tolga Özbey (gitar), Bülent Kabaş (bas gitar) ve Orkun Tunç’tan (davul) oluşan gruptan Oğuz Taktak’la bir söyleşi gerçekleştirdik.

Punk müziğinin ‘70’lerdeki tavrıyla günümüzdeki tavrı arasında bir fark var mı? Sizin müziğinizin bu farklılıklar içindeki yeri ne?

Punk, ilk çıktığı yıllarda tamamen kendiliğinden bir hareket olarak görünüyor. Okuduğum ve dinlediğim kadarıyla 70’lerin çalkantılı döneminin hemen ardından tüm Avrupa’da ve Amerika’da tam bir ekonomik kaos yaşanıyordu. İnsanlar aşırı çalıştırılıyor, çalışmasının karşılığını alamıyor, çok fazla çalışıp karşılığında az para almaya da tepkisini gösteremiyordu. İngiltere’de ise Demir Lady dönemi... Kellebaşı vergiler insanları gerçekten canından bezdirmişti. Bu durumdan en çok etkilenenler ise gençlerdi. Bu ekonomik koşullar İngiltere’de Punk hareketini ortaya çıkardı. Günümüzde ise dünya ekonomisi yerine oturmuş durumda. Avrupa ve Amerikan ekonomisi gelişmelerini tamamlamış, sömürü ağlarını sağlamlaştırmış. Böyle olunca da Punkların isyanı daha global sorunlara yöneldi. Seattle’da, Cenova’da, küreselleşme karşıtı hareketlerin aktif katılımcısı oldular. Kendi ülkelerinde yaşanan sorunlardan ziyade üçüncü dünya ülkelerinin sorunlarıyla ilgilenmeye başladılar. Bu hareket içinde yer alanları, ben gerçek Punklar olarak adlandırıyorum. Bir de Punk’ın ticaretini yapanlar var; biz onlarla hiçbir biçimde ilgilenmiyoruz. Siz de ilgilenmiyorsunuzdur zaten. Türkiye’deki durum biraz daha farklı tabii. Punk’ın Avrupa’da ve Amerika’da patladığı yıllarda o ülkelerin ekonomisi nasılsa bizdeki de öyle, hatta çok daha kötü durumda. Ülkemizdeki savaş ve savaş durumu inkar edildi ama yıllarca sürdü. Eşitsizlik, ekonomik çöküntü, savaşın tüm ülke halkına dayatılması sisteme ve siyasilere karşı müthiş bir öfke ve isyan patlaması doğurdu. Biz de kendimizi bu insanların yanında görüyoruz. Türkiye’de Punk’ı dinleyen gençlerin nispeten ekonomik durumları yerinde. Bu gençler Punk’ın ticari özellikler taşıyan biçimini daha çok benimsediler. Sonraları ise Punk’ın yaygınlaşmasıyla birlikte fakir aile çocukları da Punk’ın gerçek yüzüyle karşılaşmaya ve dinlemeye başladılar.

Nedir gençleri etkileyen?

Şimdi teybine bir kayıt koyduğun zaman seni etkilemesi için onun enerjisi gerekli. Ben yerli müziklerden de yabancı gruplardan da aynı enerjiyi almak isterim. Bu enerji ve heyecan için o müziğin illa ki hızlı olması gerekmiyor. Öyle deli gibi çalan black metal grupları var ama onlar beni hiçbir zaman heyecanlandırmıyor ve ilgilendirmiyor da. Ama öyleleri de var ki, adamın melankolik bir melodisiyle bile ben heyecanlanabiliyorum. Bu gençler için de geçerlidir. Punk’ın enerjik ve beni etkileyen grupları arasında Dead Kennedys, Ramones, Clash ve Sex Pistols’u sayabiliriz.

Sözleriniz Türkçe. Türkiye’de genellikle İngilizce rock müzik yapılıyor. Sizin Türkçe söyleme tercihinizin nedeni ne?

Biz bu ülkede yaşıyoruz. Bizim söylediğimiz şarkılarda anlatmak istediğimiz şeyler var. Madagaskar’da yaşasaydık Madagaskarca yapardık bu işi ki Madagaskarlılar söylediklerimizi anlayabilsin, tepki versin diye. İngilizce müzik yapan grupların asıl derdi yurtdışında görünebilmek. Onlar Avrupa ve Amerikalı plak şirketlerini etkilemeye çalışıyorlar. Şirket sahipleri bunu duyacaklar ve onlara plak basacaklar güya. İngilizce söylerlerse bu daha kolay olur sanıyorlar. Avrupa’daki plakçının öyle dille mille uğraştığı yok. Onun açısından söylem ve grubun kendine özgü tarzı önemli.

Sözleriniz dolayısıyla konserlerde ilginç tepkiler aldınız mı? Örneğin Kadıköy konserinizde epey tepki almıştınız. İlginç olaylar yaşanmıştı...

O konser Avrupa Müzik Festivali kapsamındaydı ve Kadıköy Meydanı’nda olacaktı. Meydan konserlerinin izleyenler ve gruplar açısından bazı riskleri var. Bizim sözlerimiz Türkçe olduğu için izleyenler ve etraftakiler anlayabiliyor. Bizden önce bir sürü grup çıkmıştı ve bunların tamamı İngilizce söylemişti. Radical Noise, Crunch gibi gruplar da sert ve sistem dışı bir söyleme sahiptiler ancak onları da İngilizce söyledikleri için kimse anlamadı. Biz bir iki Türkçe şarkı söyledikten sonra faşistler kurt işareti yaparak bizi protesto etmeye başladılar. Konser bittikten sonra bize bir saldırı oldu. Diğer gruplardan saldırı sırasında bir yardım beklemedik açıkçası, kendi grubumuzdan başkalarına da güvenmedik. Belki de bize saldırı onların sorunu değildir. Bursa’daki konserimiz sırasında 15-16 yaşlarında bir çocuk aniden sahneye fırladı ve yanaklarımdan öptü İbrahim Tatlısesmişim gibi. Daha önce hiç karşılaşmadığım bir şey olduğu için çok şaşırdım.

Punk türünde müzik yapan bazı grupların toplumsal mesaj derdi olmamasını nasıl yorumluyorsun?

İşlerine gelmiyor. Müzikte çok para var.  Memleket meselelerinden bahsetmek de açıkçası pek kârlı bir iş değil. Valla biz bundan para kazanamıyoruz. Bu söylediklerimiz yerine böyle lay lay, loy loy şeylerden bahsetseydik Athena, Teoman kadar belki olurduk belki olamazdık ama sonuçta o kulvarda yer alırdık. Ne yazık ki (!) bizim farkımız ve tarzımız bu yönde.
Ancak bizim Telaşa Mahal Yok albümü 9 bin sattı, klip olmadan promosyon olmadan. Bizim derdimiz daha fazla insana daha fazla şey anlatabilmek.

Birçok söyleşinizde, bir ideolojiye bağlı olmadığınızı söylediniz. Ancak söylemlerinizin ideolojik bir tavrı var. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Bizi söylemlerimize bakarak herkes sola yakın olarak gösteriyor. Biz de kendimizi o şekilde hissediyoruz ancak solcu değiliz ki. Bugün Ecevit’in, Baykal’ın, Özkan’ın Karayalçın’ın, İsmail Cem’in, Kemal Derviş’in solcu olarak bilindiği yerde biz kendimizi bunlarla bir tutamayız. Onlar solculuklarına devam edebilirler.

Peki, sizi farklı kılan ne?

Biz bu yaşananlar karşısında sinirle durabiliriz. Şarkı sözlerimizde şöyle diyoruz örneğin: “ya hain olursun ölürsün sokakta ya da kahraman olur vurulursun dağlarda.” Yani binlerce genç insan ya açlıktan ya dağlarda bir şekilde ölüyorlar. Biz bunların karşısında inatla ve sinirle durursak o zaman daha güzel bir ülkede yaşayabileceğimize inanıyoruz. Aman abdestim bozulmasın, aman şuram ağrımasın diye düşünürsek o zaman hakikaten hiçbir şey değişmez. Karşı çıkmazsan, protesto etmezsen her zaman tepene binerler. H 2000 festivalinde çok kötü bir organizasyon olmuş ben gitmedim. İki günlük festivalin süresinin dört güne çıkarıldığı, insanların para harcamak için içerde tutulmak zorunda bırakıldığı bir festivalden söz ediliyor. Yemek yemek için bile dışarı çıkmak yasaklanmış bir dönem. Bu haksızlığı gençler protesto etmişler ve de haklarını almışlar. Bu çok basit ve küçük bir olay ama önemli. Bence bunların sık sık olması ve aynı protesto biçiminin ülke sorunlarını da içine alan toplumsal boyutlar kazanması lazım.

Telaşa Mahal Yok albümünüzün son şarkısına bir tepki aldınız mı?

O şarkı maço bir tavır gibi duruyor. Maço musunuz diye bir tepki aldık. Biz kesinlikle maço değiliz. O şarkıda sevgilisinin terk ettiği bir erkeğin sevgilisine duyduğu üzüntü ve bu üzüntüyle küfretmesi, sevgilisine “orospu” demesi anlatılıyor. Bu kızları aşağılamak için değil terk edilmeye karşı duyulan öfkeyi dile getirmek için yazılmış bir şarkı. Biz de buna karşılık Timur Özselvi’nin yaptığı Dinozor Taşşağı diye çok kötü bir şarkıyı “maçoluktan” kurtulmak için konserlerde söylemeye başladık. Ama pek işe yaramadı. Yüzde Yüz Maço ise Türkiye’deki erkeklerin genel durumundan bahsediyor. “Bıyıklarının altında gizli bir nefret var” diyor. “Geleneklere bağlı, saygılı insanlar” Türk erkek tipi –posbıyıklıdır, gömleğinin önünü açar, asla taviz vermez, muhafazakârdır– ile ironik bir şekilde dalga geçen bir şarkıdır. “Gelecek günler için, önüne geç her şeye, güven ırkının üstün özelliklerine” diye bitiyor.

Yakın zamanda konserler var mı?

28 Ağustos’da Belçika’dan bir grup gelecek. Amerikan sounduyla Avrupa’da müzik yapan muhalif ve on beş yıldır var olan bir grup. Onlarla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya’da  çalacağız. Eylül gibi yine Avrupa’dan bir grup gelecek. Onlarla birlikte İstanbul’da bir konser vereceğiz. Eylül sonunda ise Oasis’in gelmesi söz konusu. Gelirlerse onlara alt grup olarak çıkacağız.

Yeni bir albüm düşüncesi var mı?

Albüm için şarkılar hazır. İlk albümümüzü 44 saatte kaydetmiştik. Bu neredeyse demo kaydı süresiydi. İlk albümümüzde yaptığımız şeyleri tekrar etmek istemiyoruz. Biz bu üç yılda birçok şey öğrendik. Enstrüman çalmayı öğrendik, ben vokal yapmayı öğrendim. Müzikal anlamda birçok deneyim kazandık. Bunu da albümümüze yansıtmak istiyoruz.

İlk albümün kayıtları sırasında ilginç olaylar olmuş...

İlk şarkıda klarnet ve darbuka kullanmak istiyorduk. Konservatuardan arkadaşlara söyledik, gelip çalıyorlar, gidiyorlar olmuyor. Biz de Nevizade’den Roman müzisyen bulalım dedik. En son ihtimal o, konservatuardakiler çalamadığına göre. Nedim abimize dinlettik şarkıyı. O da, valla ben kafama göre takılayım kendi havamda bir şeyler çalayım isterseniz kullanırsınız, dedi. Nedim Şahin klarneti şahane çaldı. Darbukayı da onun erkek kardeşi çalacaktı. O da beceremedi. O sırada stüdyonun önünden geçen Siya Siyabend’den Dede Murat’ı gördük. Elindeki darbukayla stüdyoya girdi çaldı o da şahane oldu.

Eklemek istediğin bir şey var mı?

İnsanların dinledikleri tür dışında olanlara karşı önyargılı olmamaları gerekir. Herkesin dinlediği bir tarz vardır. Kendi tarzları dışında da samimi şeyler yapmaya çalışanlara karşı kulak kabartmalarını istiyorum. Genç insanları dinlemek, desteklemek, konserlerine gitmek, gelişebilmeleri ve olgunlaşmaları açısından çok önemli.



Kaynak: Evrensel Kültür

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020