Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1758




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 50 müzisyen gazete okuyor
 
 
Hakkı Sabacanalı
 
 
Yayımlanan Sayı :

Eski Çiçekçi Sokağı... - 19.07.2007





Eski Çiçekçi Sokağı Rum kabadayıları, sermaye kadınları, kantocular, kalantor beyleri, beyaz Ruslar, milli futbolcular, Katolik papazlar, akordeonistler, lezbiyenler, sinemacılar, eli jiletli veletler, bitirimler, travestiler, denizciler, sanat eleştirmenleri ve bir zamanlar bu sokakta ikâmet etmiş olan Guiseppe Garibaldi. Ressamlar, entel toplantıları, vukuatı adliye, cinayetler... ve efsanevi kabadayı Hrisantos! Envai çeşit milletten insanlar. Seks, ihtiras, esrar, sanat... Bir sokağın librettosu... İşte Eski Çiçekçi Sokağı'nın öyküsü. Anekdotları bol. Bir metropol şarkısı.

Eski Çiçekçi Sokağı Beyoğlu İstiklal Caddesi ile Yeniçarşı Caddesi'nin arasında, Nuruziya Sokağı'nın bir üstünde, paralelinde yer alıyor. Daha Yeniçarşı Caddesi'nden girerken bile farklı bir dünyaya iniyormuşsunuz gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.

Bu sokak, Yeniçarşı Caddesi ile birlikte Beyoğlu'nun ilk genelevlerinin açıldığı sokak. 1855 Kırım Harbi'nden sonra açılmış genelevler. St. Antoine Katolik Kilisesi henüz yok. Onun yerinde tiyatrosu, gazinosu ve kumarhanesiyle ünlü bir eğlence yeri olan Concordia var. Önce Yeniçarşı'daki genelevler kaldırılıyor. Sebebi Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'ne yakınlığı. Bunlar sahip, sahibeleri ve sermayeleriyle Abanoz Sokağı'na naklediliyor. Sonra Concordia yıkılıp yerine St. Antoine inşa edilince Çiçekçi Sokağı temizleniyor ve ismi Linardo (Linardi) Sokağı olarak değiştiriliyor. 1934'te ise "Eski Çiçekçi Sokağı" ismini alıyor. Linardi isminin kaldırılışı ile ilgili Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi Çiçekçi Sokağı kısmında şöyle denmiş: "1934 Şehir Rehberi tanzim olunur iken de bilhassa Beyoğlu'nda münasebetsiz yabancı isimler taşıyan pek çok sokakla beraber Linardo adı da "Eski Çiçekçi" olarak tebdil edildi. (Cilt 7, sayfa 3963) İnsanlarına gelince bu sokağın, Şamran Hanım'dan başlayayım. Tanınmış bir kanto sanatçısı. 1910 - 20'li yıllarda çeşitli tiyatro, kabare topluluklarında, son olarak da Dümbüllü İsmail Efendi'nin topluluğunda çalışmış. Şamran Hanım (yukarıdaki foto Şamran Hanım) büyük bir olasılıkla 28 numaralı evde oturmuş. Gene bir dönemin ünlü kanto yorumcusu varyete sanatçısı ve ayrıca bu alanda diğer bir çok sanatçının yetişmesine ön ayak olmuş bir kişilik, yani Anjel Hanım da bu apartmanda ikamet etmiş. Şamran Hanım'ın oturduğu dairenin bir altında, dönemin ünlü muganniyesi Hermine Hanım var. O da kanto söylüyor. İstiklal Caddesi'ne doğru tırmanırken bir sonraki sağ tarafta yer alan apartmanda annesi ve büyükannesiyle birlikte oturan bir genç kız var ki belki de Beyoğlu'nun en güzeli. Gülistan Güzey bu. Şehir tiyatrosunun imtihanlarına girip oyuncu olması daha sonraki yıllara rastlıyor. O zaman ünlü tiyatrolar - komedi olsun, dram olsun - yakında oldukları için bir çok oyuncu Beyoğlu'ndan yetişiyor. Bir de Rıfat Telgezer'in Kasımpaşa Aşıklar Meydanı'ndaki cambazhanesinde program yapan akrobatlar var bu apartmanda. Çocukluğunu Çiçekçi Sokağı'nda geçirmiş olan sinema ses mühendisi Necip Sarıcıoğlu anlatıyor bunları.

Necip Bey özellikle Mösyö Bogos'u hiç unutmuyor. Daha doğrusu Bogos'un uskumru dolmasını. Madam Eleni ile evli olan Bogos, karısı ile birlikte yapıp hazırladığı uskumru dolmalarını akşamüstleri oralardaki Rum meyhanelerine girip, camekânlı, cam kapaklı, etrafı pirinç tezgâhlarında pırıl pırıl beyaz önlüklerle satarmış ve kapışılırmış bu dolmalar. İçi temizlenip fıstıkla, üzümle doldurulmuş uskumru, galeta ununa bulanır öyle pişirilirmiş. Beyoğlu'ndaki bu Ermeni geleneği artık sadece Nevizade Sokak'taki Boncuk Lokantası'nda sürdürülüyor.

Mösyö Bogos da aynı apartmanda oturuyor o dönem. Şamran, Hermine ve Anjel hanımların oturduğu içi ahşap merdivenli, eski kâgir bina bugün yerinde değil. Büyük bir olasılıkla Çiçekçi Sokak No: 28 adresini taşıyan bina yanındaki 22, 24 ve 26 numaralı binalarla birlikte yok edilmiş. Binaların yok ediliş öyküsünü sokağın eski sakinlerinden asansör tablo imalatçısı Ahmet Kamaoğlu'ndan dinleyelim: "Üç bina yıkılan kilisenin binalarıydı, eski yapılardı. Özellikle ikisi bayağı eskiydi. St. Antoine Kilisesi çok ucuza fakirlere vermişti buraları. Ben 28 numarada oturuyordum. 26 numaralı evde ise iki fakir İtalyan kadını vardı. Kilise bu binalar işe yaramıyor diye bir şahsa sattı. Ancak parasını alamadı kilise.

Satın alan kişi de davayı kaybedince hapis yattı ve binada oturan tüm yoksul insanları beş kuruş ödemeden attı ve dericileri soktu oralara. Mekânların yeni sahibi 26 numaralı binayı olduğu gibi yıktırdı ve han şekline getirdi. 22 – 24 numaralı diğer iki yapı ise muhafaza edilmişti. Zaten iyi durumdaydılar. Sonra 22 ve 24 numara ile daha önce han haline getirilmiş 26 numarayı Masonlar Cemiyeti aldı. Aynı cemiyet 28 numaralı yani bir çok ünlü sanatçının yetiştiği apartmanı da alarak yıktırdı. Yıkılan binaların altında mahzenler, yuvarlak kubbeler ve dehlizler çıkmış. Ve bunlar hemen toprakla doldurulmuş yıkıldıktan sonra. Belediyeler de bu olayı izlemişler. Yine bu sokakta yetişmiş olan kürkçü Ohannes Alaçoğlu ise St. Antoine'ın altındaki papazların aşevini hatırlıyor. Savaş yıllarında 1943 -1946 arasında çok iyi aileler oradan yemek alırlarmış. Çiçekçi Sokağı'nda St. Antoine'ın bir büyük demir kapısı var. Üstünde teller olan. Bir de küçük bir kapısı vardır. Oradan yemek çıkardı. Büyük kapısı ise yılda bir kez açılır ve buraya şaraplık üzüm gelirdi. Çünkü o zaman papazlar şarabı kendileri yaparlardı. O gelenek de bozuldu. Şimdi hazır alıyorlar şarabı.

Ohannes Bey kişilerden bahsediyor. Mesela Kamil Boran'ı hatırlıyor. Milletvekili ve hakim. 10 numaralı binanın en üst katında oturmuş. Burası eski kayıtlarda "Appartment Monnier" olarak geçiyor. Bir alt dairede Ohannes Bey ailesi ile birlikte oturmuş 40'lı, 50'li yıllarda. "Sahibinin Sesi" firmasının Türkiye temsilciliğini almış olan Vahram Gesaryan ve ortakları da bu binada imiş. Babası bu şirkette çalışan arkadaşı Nişan ve gene aynı sokaktan Arsen ile çok yakın arkadaşlık kurmuş Ohannes Bey. Hele Arsen'in birkaç sene önce Çiçekçi Sokağı'nı terketmemek uğruna, karısını bile terkettiğini söylerken kahkahayı basıyor.

Mösyö Ohannes Eski Çiçekçi Sokağı'nın kendi yetiştiği dönemlerde renkli bir yer olduğunu savunuyor ve bu sokak hakkındaki olumsuz fikirleri biraz fazla abartılı buluyor. Evet böyle diyor Ohannes Bey, ama bir şu kantoyu dinleyin:

"Ocağıma incir dikti
Yavukluğum beni terk etti
Dört senelik emeklerim
Eyvah boşuna mı gitti
Paralarımı hep yedi
Ben seni istemem dedi
Dün ben burada yok iken
Aşırdı sandığı sepeti"

Evet ne kadar olsa da sokağın olumsuz karakteri Şamran Hanım'ın bu ünlü kantosunda da sezilir. Sanki bu kantoda Şamran Hanım Çiçekçi Sokağı'nın şarkısını söylüyor.

MADAM ŞURA VE RUS RUBLELERİ

Erol Örter, nam-ı diğer "Buzuki Erol" eski Beyoğlu anılarından söz etmekten çok zevk duyuyor. Kınalıada'da son zamanlarda eşi Despina Hanım'la inzvaya çekilip Pera'dan uzak kaldığı için herhalde.

Erol Bey konuşmamızın başında Yeniçarşı Sokağı 66 numarada oturduklarını, Eski Çiçekçi Sokağı'nın ise 40'lı, 50'li yıllarda girilmeyecek bir sokak olduğunu ifade ediyor. Gece uyanmadan yatılamayan, cinayetlerin, intiharların olduğu bir sokak. Erol Bey renkli kişiliklerini sayıyor sokağın. Kapıcı Tahsin, Arabacı Cemil (O zaman araba ahırları varmış. Çiçekçi'den gidip aşağıya doğru inince sağ taraftaki sokağın başında) Arap Zehra, Erkek Nebahat vs. Sonra Madam Şura'yı düşünüyor. 1917 Rus muhaciri olan Madam Şura evinde kozmetik malzemelerini kendisi imal edermiş. Kremler, pudralar falan. Gündüzleri ekseriyetle Rum ve İtalyan hanımların evlerine gider ve bu kremleri satarmış. Erol Bey'in validesi de müşterilerinden. Bir gün Erol Bey - o zaman daha çocuk - top oynarken, malum, saatte bir araba geçtiği için rahat oynuyorlar, Madam kendisini götürüyor, "Erol gel," diyor ve evine davet ediyor. Evde eski bir dolaptan, eski bir sandık çıkarıyor. Aşağı yukarı 50 x 60 santim ebadında ve 20 santim yüksekliğinde bir sandık. Ve içinde rubleler var.

Çarlık Rusyasından, muntazam, temiz, gıcır gıcır bağlanmış deste deste. Madam Şura Çarların yeniden iktidara gelmesi umuduyla sakladığı bu rublelerin tamamını küçük Erol'a veriyor. Erol bunları götürüp annesine gösteriyor. Annesi ise korkuyor ve gördüğünde Madam'a soruyor. Madam da, "Bunca zaman beklettim, bir boka yaramıyor, verdim, çocuk oynasın," diyor Rus şivesiyle. Yıllarca oynamış bunlarla Erol Bey. Arkadaşlarına da vermiş bir miktar. Başka Ruslar da ruble vermişler Erol ve arkadaşlarına oynamaları için. Bunlardan biri de Madam Tina imiş. Yeniçarşı'da oturan Madam Şura'nın eski Rusya'daki saltanatlı dönemlerinden söz edip nasıl ağladığını da hatırlıyor Erol Bey. Söz konusu kopukluk, yitiriliş ve deklase oluş, bir çok Rus'un ortak kaderi o dönemler. Bazılarının çok nitelikli, kaliteli insanlar olduğunu, ancak ağır hayat şartları sonucu fuhşa bile yönelecek derecede sosyal yönden degrade olduklarını anlatıyor Erol Bey. Söz Ruslardan açılmışken, o civarlarda bir elinde bir boya fırçası, diğer elinde de bir kutu kireç boyası ile dolaşan sarışın uzun boylu Rus asıllı badanacıyı hatırlıyor. Bu adam Rusya'da iken yüksek rütbeli bir generalmiş.

Erol Bey'le sohbetimiz sürüyor. Sürdükçe belleği daha da açılıyor. 

Bu kez de aklına İtalyan asıllı Mösyö Mayna geliyor. Mayna Çiçekçi Sokağı'nda oturmuş. Matbaacıymış. Çiçekçi Sokağı'na girdikten sonra sağda başlayan sokağın köşesinde imiş Mayna'nın evi. Sokağın bir başka renkli kişiliği de lotaryacı Hristo. Nam-ı diğer Sariko Hristo. Hristo evini çiftlere kiraya verirmiş. Hatun götürenler "Evin boş mu," diye sorarlar, boşsa anahtarı teslim alırlarmış. Eski Çiçekçi Sokağı'nın dahil olduğu Galatasaray Tomtom Mahallesi 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başında İtalyan çoğunluklu bir semt. Gerek mimari dokusu, gerek dönemle ilgili topografik incelemeler bunu doğrular nitelikte. 1876 öncesinde Guiseppe Garibaldi'nin de Fransızca öğretmeni Madam Sauvaigo'nun evinde bir süre ikamet etmiş olduğunu unutmayalım.

AKORDEONİST TAKİ CENERİNİ VE ARKADAŞLARI

Erol Bey'in teyzesi Vangelia Cenerini'nin oğlu Taki Cenerini 50'li yıllarda Türkiye'nin bir numaralı akordeon virtüözü. Bugün Milano'da yaşayan Cenerini çocukluğunda kısa bir dönem bu sokakta oturmuş. Daha 12 yaşında iken sokağın İstiklal Caddesi'ne çıkan sol köşesinde yer alan ve genellikle kalantor takımının uğrak yeri durumundaki Kibar gazinosunda çalışmaya başlamış. Taki'nin babası berbermiş. İtalyan uyruklu olduğu için de polis çok kez peşinde imiş. Malum ki İtalyan, Yunan ve Fransız pasaportlulara çalışma izni yok. Onun için babası evlere gidip saç kesiyor, Taki de aynı sebepten ötürü gazinoda çalışıyor. Çünkü gazinolarda çalışma müsaadesi sorulmuyor. Taki Cenerini asıl yükselişini 1950'lerde İstanbul Radyosu'nda, 1960'larda da Hilton Otel'inde yaptığı programlarla gerçekleştiriyor. "Taki Cenerini ve arkadaşları" adıyla. Kendisine gitarda Valerio Marusiç, basta Tacettin Orturay eşlik ediyor.

Ancak tüm bu güzellikler sokağın belirli imajını değiştiremiyor. Mekanın daha farklı yönlerini yine Erol Bey'den alalım. "Beyoğlu'nun, özellikle İstiklal Caddesi'nin bir Pazar günleri vardı. Dünyanın hiç bir uygar ülkesinde bunu göremezdiniz. Annem çocukken bizi maydanoz almaya Balık Pazarı'na gönderirken bile üstümüzü değiştirirdi. Beyoğlu'na günlük kıyafetle çıkılamazdı. Ama Çiçekçi Sokağı başka bir dünya idi. Annem bu sokaktan hiç geçmemiştir. Bizlere o sokaktan geçmememiz tembih edilirdi. Gel gör ki Çiçekçi Sokağı'nın yokuşu Nuruziya Sokağı'na göre daha rahattır. Nuruziya'nın yokuşu çok diktir. Tüm tembihlere rağmen, Çiçekçi'den çıkardık İstiklal Caddesi'ne." Erol Bey Rum ve İtalyan çocuklarının bu sokağa giremediklerini hatırlıyor. "Çocukları bile belalı idi. Gelen geçenin saatini falan alabilirlerdi," diyor ve ekliyor, "Orada yetişenleri aramıza almazdık, onlar da bizlerin arasına girmeyi hele hiç düşünmezlerdi. Bir de elleri jiletli çocuklar vardı. Daha sonra bunlar büyüyünce karaborsacı oldular. Bilmem, duydunuz mu, 1940 - 1960 arası dönemde sinema, konser ve futbol maçı karaborsası vardı. Mesela Atlas Sineması'nın 9,15 seanslarına bilet bulunmazdı. Bunlar gelirler, genellikle kadın olan gişecileri tehdit eder ve bütün biletleri alırlardı. Gişecilerden biri direnecek olsa, "Suratına cilet atarım ha," diye korkuturlardı. Zabıta gelse fazla bir şey yapamazdı. Herhalde onlar da paylarını alıyorlardı. Bazı zabıtalar bunları kovalarlar. Bu sefer girersiniz, bakarsınız sinemanın yarısı boş. Biletler kalmış karaborsacının elinde."

Galatasaray'da İngiliz Konsolosluğu'nun karşısında dişçi malzemesi satan mağazalardan birinin sahibi Ertuğrul Eren de bu sokakta büyümüş. Ertuğrul Bey'in anlattıklarını dinledikçe sokak daha da bir renkleniyor.

ŞARAP İÇEN HOROZ

"Beyoğlu'nda her sokağın ayrı bir havası vardı ve Çiçekçi'de genellikle ses operası artistleri ve pavyon hanımları otururdu," diye söze başlayan Ertuğrul Bey, binaların altında ilginç tünellerin bulunduğunu ve bunların belki de Bizans dönemlerinden kalma olabileceğini belirtiyor. Sokağın renkli kişilikleri olarak aklına ilk gelenler Pezevenk Cemile ile Arap Zehra oluyor. Ve Arap Zehra ile kocası Tahsin gözünde yeniden canlanıyor Ertuğrul Bey'in. "Karı koca devamlı şarap içerlerdi. Bulundukları binada bir de odaları vardı. Ayrıca bir de horozları vardı odalarında. Horoz da bunlarla birlikte yaşardı. Şarabı Balık Pazarı'ndaki şarapçı Andrea'dan alırlardı. Horoz için bir konserve tenekesi vardı. İçine şarap dökerlerdi. Horoz da gelip bu şarabı içer, kendi kabından su içer gibi ve oradan oraya çırpınır uçardı!" Bir de Albay Hayati vardı. Kardeşleri Haluk ve Hayrisemâ. Babaları da eczacı idi. Ablaları Şişli'de öldürülmüştü. Hayrisemâ ise bir kavga sırasında başına bir kiloluk dirhemle vurulmak suretiyle vefat etti.

ÇİÇEKÇİ SOKAĞI'NDA FUTBOL

Rezzan ve Suzan kardeşleri de hatırlıyor Ertuğrul Bey. Nasıl hatırlamasın ki! Beyoğlu'nun belki de en güzel kızlarıymışlar. 46 numaralı binanın ikinci katında oturuyorlardı o zaman. İçlerinde daha güzeli olan Rezzan'ın mekânı, dönemin ünlü futbolcularının da uğrak yeri.

Londra Bar'da çalışan Leyla da; nam-ı diğer Sidikli Leyla, burada oturuyordu ve milli futbolculardan birinin dostuydu. Ertuğrul Bey sporcu bir muhitte yetişmiş. Koyu bir Galatasaray'lı olduğu, üzerinde taşıdığı blazerin üstündeki rozetten de anlaşılıyor. Delikanlılık yıllarında futbol oynamış ve boks yapmış.

Kendisinden o ilk futbol dönemlerini dinleyelim. "Bizim grup benim dışımda Feridun ve Haldun Bukeger, Bahriyeli Haluk, Loli (İngiliz kökenliydi,) Tatar Orhan ve Yani'den oluşuyordu. Bazen Piç Kadri de gelirdi (Kadri Aytaç.) Toplanma yerimiz Yeniçarşı'daki çeşmenin yanıydı. Yani Çiçekçi Sokağı'nın başladığı yer. Top pahalı idi. Fakat çözüm bulmuştuk. Galatasaray Lisesi'nde tenis oynarlardı. Tenis topları aşağı düşsün diye beklerdik. Düşünce de tabi bizim olurdu. Talebeler aşağı düşen topu almaya gelemezlerdi. Yatılı okudukları için dışarı çıkma müsaadeleri yoktu. Yıllarca tenis topu ile futbol oynadık." 

Ertuğrul Bey'den ayrıca Galatasaray'lı futbolcu Musa'nın o zamanlar Çiçekçi Sokağı'nda bir evde oturmuş olduğunu ve buraya arada sırada kaleci Osman'ın da geldiğini öğreniyorum. Ertuğrul Bey ayrıca civarda bir çok erkeğin ilk ilişkilerini burada kurduğunu belirtiyor.

Daha ilginç anıları da 40 yıldır bu sokakta oturup, Yeniçarşı'da büfe işleten ve halen bölgenin popüler insanlarından biri olan Çarli'den, yani Çetin Yakıcı'dan dinliyorum. Çarli emekli olduktan sonra çeşitli işlerde çalışmış. Tüm Avrupa'yı gezmiş. Pul, para, kartpostal ve eski evrak alım satımı yapıyordu. Dükkanı Türkiye'de para alım satımı yapan Maliye'ye kayıtlı ve resmi nitelikteki ilk dükkan. Türk Nümismatik Derneği ve I.B.N.S. üyesi. Bir süre öncesine kadar işlettiği büfe kendisiyle aynı adı taşıyordu. Çarli büfesinin yerinde seneler evvel bir "Berber Hamdi Baba" varmış. Çiçekçi Sokağı, "Hamdi Baba'nın karşısındaki sokak" diye tanımlanırmış. Konuşmamızın başında Çarli de başladı isim sıralamaya. Ancak daha düzenli bir şekilde. "Şimdi sokağın sağ tarafındakiler," diye başladı.

Deli Barbaros, Arap Selahattin, Bahriyeli Haluk, Manav Selahattin (Arap Zehra'nın kocası,) Galatalı Muzaffer, Başkomiser Basri'nin hanımı Suzan Hanım ve Yamalı Dimitra (yüzünde simsiyah bir yama var.) "Şimdi sol tarafına dönüyoruz sokağın," diyor Çarli. Eyvah diyorum, daha kaç isim sayacaksın. "Dur, sana özelliklerini anlatacağım," diyor ve gidiyoruz 20 - 30 yıl öncelerine. İlk önce karşımıza Muhtar Türkan çıkıyor. Adres, Çiçekçi Sokak, 46 numara. "Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar balkonda oturur. Ne sokağa çıkar, ne de balkondan içeri girer. İçeri girecek olsa herhalde bir şeyler kaçıracaktır. Her şeye karışır, herkesi bilir. Kim nerde oturuyor, ne yapıyor." Muhtar Türkan yirmi yıl olmuş buradan gideli. Apartmanın en üst katında Madam Eleni kırk senedir oturuyor. Bir önceki yani Yoktaş Apartmanı'nda Madam Zoi halen oturmakta. Madam'ın kocası yetmişli yıllarda iki tane Marlboro satarken yakalanmış ve hapiste ölmüş. Türkiye'de askerlik yapmış olan oğlu Foti sonra Yunanistan'a yerleşmiş. Arada sırada geliyor buralara.

Biraz ileride, herhalde 30 numaralı apartmanın ikinci katında yıllar evvel oturmuş İtalyan bir aile belleğinde kalmış Çarli'nin. Buzdolabı tamircisi bir baba ve dört çocuğu. İkisi erkek, ikisi kız. İsimleri de aklında. Sandro, Georgi, Elma ve Mafalda. Sandro ve Giorgi o zaman talebeler ve mahallede çok iyi futbol oynuyorlar. Sandro sonra İtalya'ya gidiyor ve orada birinci lig takımlarından Parma'da top koşturuyor. Giorgi de hem Beyoğlu Yeniçarşı Spor'da, hem de İstanbul Üniversitesi Futbol Kulübü'nde oynuyor o dönemlerde. Yani 1959'lar. Ablaları Elma ve Mafalda da en güzel kızları Yeniçarşı bölgesinin.

Bahriyeli Haluk'a gelince, kendisi Çarli'nin dayısının kayınçosu ve 12 yıl bahriyelilik yapmış. O dönem sürekli Eski Çiçekçi'ye takılan bu zat, herhangi bir apartmanın ön cephesinden terasına kadar tırmanmayı becerebiliyormuş. Ve bunu hiç bir alet filan kullanmaksızın yapıyormuş. Şimdi geldik Yeniçarşı - Eski Çiçekçi sol köşesine. Günümüzde Yeniçarşı bakkaliyesinin bulunduğu bina eskiden, 70'li yıllara kadar ahşapmış. Birinci katta Miran'ın plakçı dükkanı varmış. Üçüncü katta da ünlü kırık çıkıkçı Dr. Haçık Hıçkırıkyan'ın muayenehanesi. Hıçkırıkyan'a Kıçıkırıkyan da derlermiş mahallede. İnsanların bütün yamulmuş, burkulmuş yerlerini düzelten bu doktorun, o kadar insan iyileştirdiği halde 6 - 7 eylül olaylarında bütün cihazları sokağa atılmış. "Çok iyi bir insandı," diyor Çarli ve ekliyor, "eğer yetişebilseydim, orada olsaydım, kimse dokunamazdı doktorun muayenehanesine." Çarli ayrıca 6 - 7 eylülde St. Antoine'ın papazlarından birinin on beş kişilik bir grup tarafından nasıl sünnet edildiğini ve adamcağızın kan kaybından nasıl öldüğünü de hatırlıyor.

SOKAKTA BİR YENİLİK: YAZAR SEZER TANSUĞ

Sanat eleştirmeni ve yazar Sezer Tansuğ ile İngilizce öğretmeni İskoçyalı Thomas McBride bu tarihi sokağın en yenileri olma özelliğini taşıyorlar. 1950 - 75 arası Beyoğlu'nu kazımış, İstiklal Caddesi'nde bugün Virgin Apart Oteli'nin bulunduğu Artdeco binanın beşinci katında uzun yılar oturmuş olan Sezer Tansuğ, Beyoğlu'na dönüşünün mutluluğunu yaşıyor. "Beyoğlu konusunda çok hassas olduğum, zamanlama konusunda özellikle çok hassas olduğum için tam zamanında, 1992 mayısından itibaren Beyoğlu ile olan irtibatımı güçlendirdim."

Sezer Bey'in ikamet ettiği bina 1932'de yapılmış. Cumbalı Sefertası Apartmanı. Kendisi ikinci kattaki 50 metrekarelik tek odalı daireyi çalışma odası olarak kullanıyor. Bilgisayarını, tanınmış ressamlar tarafından yapılmış resimlerini, kitaplarını yerleştirmiş. İçeride rahat, fakat sokaktan biraz rahatsız.

"Yeteri kadar itina edilmemiş bir sokak, Nuruziya daha bakımlı," diyor Sezer Bey ve devam ediyor. "Saint Antoine'ın arkasında olması önemli, çünkü muhteşem bir arka cephe veriyor sokağa. Mimari yönden Beyoğlu'na özgü çok karakteristik cepheler varsayılmaz. Apartmanlar mütevazı. Bir kaç tanesi onarılmaya çalışılmış ve yeni sahiplerini bulmuş vaziyette. Bu sokakta ayrıca Galatasaray'ın alt kesimlerindeki diğer sokaklarda olduğu gibi, en üst katlardan denizi görme olanağı da yok. Bu nedenle sokak pitoreskinin yaşantısı itibariyle değerlendirilebilir." Sezer Tansuğ, bugünkü Eski Çiçekçi Sokağı'nı modern bir yaşantı kurulması yönünden şanslı bulmuyor. Bu sokağın en büyük handikapının birbirine yakın olan karşılıklı apartman daireleri arasına ip gerilmek suretiyle çamaşır asılması ve böylece bir bozuk düzen mahalle görüntüsüne mecbur bırakılması.

Sezer Bey bu hususta öneriler getiriyor. Sayın Beyoğlu Belediye Başkanı ve arkadaşlarına duyurulur: "Belediye nizamnamelerine göre sokağa çamaşır asmak yasaktır. Ancak yasaklarla sorunların halledilemeyeceği de malum olduğuna göre, Belediye'nin uygun bir kaç yerde landromatlar (çamaşırhaneler) açarak halkın çamaşır sorununu halledecek bir önlem oluşturması ve bu suretle yalnız Galatasaray'da çamaşır asılan bu sokakta değil, gene bu yönde hazin manzaralar oluşturan Tarlabaşı sokaklarına da modern, çirkinliği giderilmiş bir görünüm vermenin çaresini bulmaktır." Çamaşır asılmış sokak pitoreskini modern bir turizm politikasına hiç uygun bulmayan ve şehrin görsel disiplini bakımından hiç bir suretle ihmal edilemeyecek kadar önemli bir hususu karşımıza çıkardığına inanan Tansuğ, sokağa çamaşır asma sorununun turizm politikasının da ötesinde, ondan da daha önem taşıyarak aynı sokağı, aynı mahalleyi, aynı kenti paylaşan vatandaşların saygılı olup olmadıklarının da bir kıstası olduğunu öne sürüyor.

Bu eleştirel görüşlerine karşın Tansuğ, bir süre öncesine kadar geceleri karanlık olan sokağın, yapılmakta olan bir inşaat sayesinde gece lambalarına kavuştuğunu belirtiyor ve bu sürecin sokağın kaplamasının da ele alınarak devam ettirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Thomas McBride ise farklı bir görüşte. Çamaşır asılmış sokakların kendisini hiç rahatsız etmediğini söylüyor. "Her halde sana egzotik geliyor de ondan," diyorum. "Hayır," diyor, "İskoçya'da da var bu olay."

ÇİÇEKÇİ YOSMALARI VE GÜLLERİ

Sinema ses mühendisi Necip Sarıcıoğlu'ndan, yüzyılbaşı İstanbul'unu titreten bir numaralı kabadayı Hrisantos'un bu sokakta büyüyüp yetiştiğini öğreniyorum. Bir çok güzel kadını kapatan, eşcinsellere düşkünlüğü ile de bilinen Hrisantos'un Çiçekçi Sokağı'nda 46 numaralı evde oturmuş olabileceğini söylüyor Necip Sarıcıoğlu. Daha o yıllarda travestik ve eşcinsel fuhuşun da bir geleneği olsa gerek Çiçekçi Sokağı'nda. Özellikle iki tane ev var ki, bu evlerin sermayeleri olan delikanlılar kadın kılığına girip pencere ve kapı önlerinde, civar kahvehanelerde ve sokaklarda boy gösteriyorlar. Bütün evlerin uşakları da aynı boydan gençler ve adamlar. Çiçekçi Sokağı'nda fuhuş yapan kadınlara "Çiçekçi yosmaları" veya "Çiçekçi'nin gülleri" deniyor.

Bir de sokak ile aynı adı taşıyan bir koltuk meyhanesi var. 1880 ile 1890 arasında Doktor lakabı ile anılan İstelyo isminde bir Yunan uyruklu tarafından işletiliyor. Çiçekçi Sokağı ile Yeniçarşı Sokağı kavşağındaki bu mekan her iki sokağın fahişelerinin uğrak yeri olarak tanınıyor. Fuhşun acemisi olanların eşiğinden içeri adım atamadıkları "Çiçekçi"nin müşterileri ise Yunanlı, İtalyan, Rus, İngiliz ve Fransız gemiciler. İçeride Rumca konuşulur, kapısından sokağa neşeli kahkahalar, küfürler, Rumca şamata ve yaygarası taşarmış. 1890 kışında işlenen bir cinayet sonucu kapanan "Çiçekçi"nin sahibi doktor hakkında da cinayet davası açılmış. Daha sonra da doktor sınır dışı edilmiş.

ÇİÇEKÇİ SOKAĞI CİNAYETİ

Çeşitli zabıta vakaları ile ünlenmiş bu sokakta işlenmiş benzeri az rastlanır bir cinayet olayını da anlatmadan geçmeyelim. Katil 17 yaşındaki Kız Yani. Bir yıldan beri beraber yaşadığı Perikli adındaki kayıkçı ile bir gece müdavimi oldukları tavernadan çıktıktan sonra Çiçekçi Sokağı'ndaki genelevlerden birine giderler ve birer kadınla yatarlar. O gece Kız Yani'yi konuk eden, asıl adı Viyolet, muhitindeki takma adı Deniz Kızı Despina olan 35 yaşındaki kadın güzel oğlana aşık olur ve kendisinden on sekiz yaş küçük olan bu delikanlıyla sevgili olur. Üç ay süren yakın dostlukları sonunda birbirlerine hayat hikayelerini anlattıklarında korkunç gerçek ortaya çıkar. Despina ve Yani kardeş olduklarını öğrenirler. Facia bu kadarla da kalmaz. Despina kendisini kandırdıktan sonra yüzüstü bırakan ve fuhuş girdabına düşmesine neden olanın kayıkçı Perikli olduğunu söyler. Despina Aranvutköy'deki baba evinden ayrıldıktan sonra Yani dünyaya gelmiştir. Daha sonra iki kardeş intikam amacı ile kayıkçıyı öldürme kararı alırlar. Kız Yani kopuk aşığıyla bir gece Çiçekçi Sokağı'ndaki geneleve geldiklerinde bir işret sofrası kurulur. Perikli sarhoş olup sızar ve iki kardeş tarafından kendi kuşağı ile boğularak öldürülür. 

Cinayet davası iki yıl sürer. Suçlu olarak yalnız Yani sorguya çekilir. Ablasının adı, en küçük ayrıntıya dahi girmeden, "Müntehir Despina," diye geçer. Cinayeti işlediği zaman 17 yaşını doldurmamış olması, ağır tahrik ve başka hafifletici nedenlerle Yani yedi yıl hapse mahkum edilir.

Kökü benzersiz bir öyküye dayanan bu cinayet "Çiçekçi Sokağı cinayeti" olarak biliniyor. Sanki mitolojik bir öykü. Apayrı bir dünya bu Çiçekçi dünyası. İnsana adeta bir Passolini sinematografisi sunuyor. Daha çoook şeyler dinlemek isterdim. Bir toplumsal deşarjın şarkısıydı burası. Gelenin içini ve tüm birikimlerini boşalttığı. Yıkılan kozmopolitik imparatorlukların bu köhne başkentinde insanların ihtirasını dinlemek isterdim. Blues dinlercesine, tango dinler gibi, belki de bir rebet... Metropollerin yazgıları galiba hep aynı olacak.

IN SHORT 

Eski Çiçekçi Sokak (The old flower sellers' street) runs between Istiklal and Yeniçarşı avenues in Beyoğlu. Parallel to and one street above Nuruziya street, the very moment we turn into it from Yeniçarşı we get the feeling that we are entering an entirely different world. Here is and was the world of Greek toughs, women of the night, cabaret singers, portly gentlemen, white Russians, national footballers, Catholic priests, accordion players, lesbians, the cinema crowd, hoods carrying razor blades, bullies, transvestites, sailors, artists and Guiseppe Garibaldi who once lived on this very street. Sex, passion, drugs, art. This is the libretto of this street.





 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020