Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Doğan Akın
 
 
Yayımlanan Sayı :

Söz ve müziğin aşkı... - 16.07.2007





Çiğdem Talu. Türk müziği son dönemde en çok onun sözleriyle dile geldi. 28 Mayıs 1983'te yaşama veda ettiğinde 44 yaşındaydı. Daha yolun başındaydı. Türk müziğinin söz geleneği, onun eserlerinde anıtlaştı.

Sözleri bir ses arıyordu, teslim olacak bir ses. O ses de, gencecik bir kimya mühendisinin, henüz 25 yaşında bile olmayan Melih Kibar'ın yüreğinde sahibini bekliyordu. Kibar, o sözleri besteleyecek ve Türk pop müziğinde yepyeni bir dönem başlayacaktı. Hızla kentleşen, biraz da kentlileşen Türkiye'nin popüler müziğine yumuşacık bestelerle, ama görkemli, unutulmaz bir giriş yapacak, 7 Nisan 2005'de henüz 54 yaşındayken yaşama veda edene kadar o "unutulmaz" mertebede kalacaktı.

Ne büyük onur, henüz hayattayken sözleri, müzikleri ve aşklarıyla efsane olmuşlardı. Kibar, Can Dündar'ın "Ne kadar sürdü beraberliğiniz?" sorusuna, "25 Mayıs 1975'ten 28 Mayıs 1983'e kadar, yani tam 8 sene 3 gün" yanıtını vermişti. Bütün sayılı günler gibi 8 sene 3 gün de, bir göz açıp kapar gibi geçmişti.

Zeynep Talu, annesi ile Melih Kibar'ın ilişkisi için "Aslında karakter olarak baktığınız zaman hiç benzemiyorlardı birbirlerine... Onların yarattıkları şeyler arasında aşk var bence. Çiğdem Talu'nun sözüyle Melih Kibar'ın müziği aslında birbirine âşık olan" diyor. İşte o birbirine âşık sözler ile müzikler, "Melih Kibar'ı Anma Gecesi"nde bir kez daha buluştu Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde.

Nemli de değil, yağmursuz ama ıslak bir İstanbul akşamında, basamaklar dâhil, tek kişilik boş yer bırakmayan tuhaf bir "açık hava"da, o aşkın binlerce çocuğu kardeş, kardeş sıralanmış bekliyordu.

Aslında Kibar'ın, ölmeden 3 ay önce Aspendos'ta Erol Evgin'le yapmayı planladığı bir konserdi bu. Ancak proje Kibar'ın eşi Estel Kibar ile Talu'nun kızı Zeynep Talu'ya kalmıştı. MOST Production'un sahibi Mustafa Oğuz Açıkhava'yı teklif edince, Garo Mafyan'la birlikte parçalar seçilmiş, provalar gözyaşları içinde geçmişti. Konser, Garo Mafyan yönetiminde sahneye çıkan Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası'nın enfes "Çoban Yıldızı" yorumuyla başladı.

Evet, o Çoban Yıldızı. Timur Selçuk, orkestrasında org çalan Kibar'ın da aralarında bulunduğu isimlere, 1975 Eurovision yarışması için 45 saniyelik bir sinyal müziği siparişi verir. Açık oylamayla seçilen "Çoban Yıldızı" Kibar'ın sadece çaldığı orkestraya değil bütün Türkiye'ye verdiği ilk güçlü sinyal olur.

Tam 30 yıl sonra binlerce kişinin ayakta alkışladığı başka bir sinyal var mıdır!

Yine orkestradan "Sessiz Veda" ve solistler...

Ağdalı-özgün üslubu Talu-Kibar şarkılarıyla özdeşleşen, sahnede geçirdiği 35 yıla meydan okuyan bir Erol Evgin. Kaygan ve gülle gibi sesiyle Nükhet Duru. Ve uzun, ince sesiyle sözcükleri umulmadık tepelere çıkaran Candan Erçetin.

Üç sanatçı, "Hisseli Harikalar Kumpanyası" müzikalinin açılış şarkısı ile başladı. Koronun da eşlik ettiği parçanın ardından Evgin, "Melih ve Çiğdem, Çoban Yıldızı'nın üzerinden bu gece bizi izleyecekler" derken, yüzlerce kişinin, bir umut, gökyüzüne bakakalacağını düşünmüş müydü acaba?

'Yalan rüzgârı' başlıyor!

Şimdi durun ve o hemen hepimizin hayatına kurulmuş şarkıyı düşünün. Talu-Kibar ikilisinin Türkiye'yi "sallayan" ilk şarkısını. Çünkü o cehennemî sıcakta tüylerin diken diken olmaya başladığı Açıkhava'da gözyaşını tutamayan kardeşlerin "yalan rüzgârı" onunla başlıyordu. Erol Evgin "İşte Öyle Bir Şey"i bitirdiğinde "gözlere bir şeyler kaçmış"tı.

Alelacele çıkarılan gözlüklerin buğuları silinirken, şarkılar peş peşe aktı. İkinci bölüm "en yaygın bilinen film müziği" olan "Hababam Sınıfı" ile başladı. Rıfat Ilgaz'ı, Adile Naşit'i, Kemal Sunal'ı da, belki seyre çıkmışlardır diye Çoban Yıldızı'nda arayanlar, "Yok bir şey" diyorlardı yine, "Gözüme bir şey kaçtı da!"

Sıra "Bir de Bana Sor"a gelmişti: Nerden aklıma esti kim bilir / Dün akşam şehri dolaştım şöyle bir...

Evgin, birkaç kuşağın ezberine soktuğu şarkıyı noktaladığında, Açıkhava "yıkılıyordu." Bu yıl belki de en uzun alkış "Bir de Bana Sor"a yağmıştı. Noktayı, Kibar'ın "Mastika"sını çalan ve bazı parçalarda Melih Kibar'ın kızı Merve'nin piyanoyla eşlik ettiği orkestra koyarken, gözlerin kızardığı gece, üç sanatçının sevimli danslarıyla tatlıya bağlanmıştı! 5 bin kişinin katıldığı "bis"te "Sevdan Olmasa" bir kez daha söylendi.

Garo Mafyan, karizmatik üslubuyla orkestra yönetiminin en güzel örneğini verdi. O kadar ki, bu tür konserlerde şefliğin genellikle karşılıksız kalan emeği, belki de Açıkhava'da ilk kez Mafyan için uzun, çok uzun alkışlarla takdir gördü. Mafyan, orkestra üzerindeki etkisini seyirciye de şaşırtıcı bir düzeyde yansıtabilmişti.

Hülasa... 106'sı "1 numara" olmuş 270 şarkı sığdırılan o "8 yıl 3 gün"ün karşısında önümüzü bir kez daha ilikleyip gökyüzünü seyre daldık...

Ve sizi düşündük efendim, dün akşam yine...

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021