Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1749




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 74 müzisyen gazete okuyor
 
 
Edip Günay
 
 
Yayımlanan Sayı :

Ses Çizgileri - 09.07.2007





ÖZET:
Ezgi çizgisi kendine özgü bir varlık alanıdır. Tek başına ve özgür olabilir. Sözler ise, müzik söz konusu olunca, ancak ona eşlik ettiği müzikle var olabilir. Tek sesli olarak düzenlenmiş ezgi, aynı zamanda bir "Ses Çizgisi"dir. Her ses çizgisi (ya da ses dizisi) ezgi olarak düzenlenmiş değildir. Müzik yaratılarında her şey ezgi ile olup bitmez, ama ezgi önemlidir. Ezgiler sevilir. Günümüzde dahi, insanoğlunun şu kadar yüzyıllık deneyimlerinden sonra, ezgilere düşkünlük sürüp gitmektedir.



Anahtar Kelimeler:    Ezgi - Ses Çizgisi – Beste



Tek sesli olarak düzenlenmiş ezgi, aynı zamanda bir "Ses Çizgisi"dir. Her ses çizgisi (ya da ses dizisi) ezgi olarak düzenlenmiş değildir. Bu deyim genelde, sesin izlediği inişli-çıkışlı hareketini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bazı ses çizgilerine ise, ezgisel özellikler kazandırılmıştır.

Örneğin; Türküler, Okul Şarkıları ve Lied'lerden en büyük opera aryalarına kadar bütün sözlü eserler... Etüt, Prelüd, Envansiyon, Romans, Balad, Noktürn, Kanzonetta... gibi eserlerle Allamande, Courante, Chaconne, Menüet, Vals gibi bütün eski ve yeni danslar...(CANGAL, 2004; 35)

Bu eserlerin kimisi küçüktür ve yalnızca bir ezgiden oluşmaktadır. Kimisi ise, büyüktür ve bir ezgiden yararlanıp büyütülerek, onu aşan, daha kapsamlı müzik yaratıları elde edilmiştir. Bu yaratıların yapısallıkları; Müzik Bilimlerinde Form ya da Biçim olarak adlandırılan, Rondo, Sonat ve Füg gibi çeşitler içinde, lied formları olarak nitelendirilmektedir. Bir tek lied formu olmadığından, bu türün bir kaç çeşidi söz konusu olduğundan -Bir Bölümlü Şarkı Formu, İki Bölümlü Şarkı Formu, Üç Bölümlü Şarkı Formu ve Katlı (ortada Trio'su olan) Şarkı Formu- "Lied Formları" olarak çoğul halde kullanılmaktadır. Ses çizgileri ve Ezgi konusu bu yazıda genelde ele alınmakta olduğundan onların yapısallıklarına değinilmeyecektir.

Ezgisel özellikler, iki kutup arasında olacak biçimde düzenlenebilir. Bu kutuplardan biri "bilişsel", diğeri "duygusal"dır. Bir ezgi bu iki kutup arasında herhangi bir bölgede yer alabilir. Bir ezgi, baştan sona aynı duygusallıkta ya da aynı bilişsel özellikte olmaz. Ezgiyi tek düzelikten kurtarabilmek için çeşitli gerilimler, zıtlıklar, sürprizli ritmik yapılar, ses hareketleri kullanılır. Bu, o ezginin kapsadığı bir bölge (alan) olduğunu ve bu bölge içinde değişik ifadelerle var olduğunu gösterir. En bilişsel (soyut) uçtan, en duygusal (çarpıcı) uç arasında bulunan bir var oluş alanında yaşam bulan ezgi, bulunduğu bölgenin özelliklerini taşır. Sözsüz olan her ezgi aslında soyuttur. Soyutluk ise tartışmalı bir kavramdır. Yalnızca seslerden oluşan (sözsüz) ezgilerin, ses çizgilerinin neyi anlattığı, ne gibi duygusal / bilişsel yoğunlukta olduğu bireyden bireye değişebilmektedir. Aslında, sözlü olan ezgilerde de müziğin, sözün anlatmak istediğine uyup uymadığı, birbirini ne derecede desteklemekte?
 Özele inerek tartışılması gereken bir sorun olmakla birlikte, üzerinde herkesin anlaşabildiği çözümleri olan konular değildir. İnsanların, özellikle sözsüz olan müzikler hakkında farklı görüşlerde olabilmelerinin nedeni, bu çeşit müziklerin mesajlarının belirgin olmayışıdır. İnsanlar kendi yaşantılarına göre farklı anlamlandırmalar yapabilmektedirler. Sözlerle birleştirilmiş ezgiler (Şarkı, Türkü, Lied, Arya, Sözlü Oyun Havası,...), sözden yola çıkılarak düşünüldüğünde somutlukta ağırlık, sözlerin anlamlarına, yani bireylerin yaşam biçimlerine verilmiş olur. Sözlerle müziğin bütünleşmesi her iki iletişim alanının birbirinin mesajını destekleyip desteklemediği ile ilgilidir. Daha doğrusu, sözlerin anlamlarından yola çıkarak ya da müziğin mesajından yola çıkarak diğerinin katkısı hakkında yordamlarda bulunulabilir. Oysa yaşadığımız günlük hayatta sözlerin bize daha yakın olduğu düşünülebilir. Sözleri anlamak, onun yanındaki müziği anlamaktan ve anlatmaktan kolaydır ve sözlere verilen anlamın o dili bilen herkese onaylatılabilirlik olasılığı yüksektir. Bu nedenle, sözlü müziklerde sözler kılavuzluk eder, insanları yönlendirir, müzik de ona eşlik eder diye düşünebiliriz.

Sözlü bir ezgiyi, sözsüz olarak, keman, flüt gibi bir çalgı ile seslendirirsek, sözlerini düşünmeden bunu yapabilirsek, o zaman ezgi yolu ile müziğe ulaşmış oluruz. Müzik yaratılarında söz, ancak müziği destekleyici ikincil bir boyut olabilir. Sözler çarpıcı bir sanat yaratısı olsa da, bizi etkilemiş olsa da, müzik sanatı ortamında yaşadığımız (edebî ortamda yaşamadığımız) unutulmamalı, söz ikincil olarak kabul edilmelidir. Bu aynı zamanda sözlü müziklerde anlam yorumunun ses çizgisine dayandırılması ve onun yürüyüşünün ait olduğu stilin geleneklerine göre gerçekleştirilmesi gerçeğini bize göstermektedir.

Ezgi çizgisi kendine özgü bir varlık alanıdır. Tek başına ve özgür olabilir. Sözler ise, müzik söz konusu olunca, ancak ona eşlik ettiği müzikle var olabilir. Kendi başına var olduğunda, bir başka alanda yaşam bulmuş demektir, belki edebî alanda. Ezgi çizgilerinde asıl olan ses ve onun müziksel yürüyüşüdür.

Müziksel yürüyüş; bestecinin ait olduğu müzik stilinin geleneklerine uygun olarak sesleri düzenlemesi ile oluşur. Bu bir çeşit "Akıl yürütme"dir. Bestecinin elinde sayısız olanak vardır. Zihninde kurduğu modele göre ya da anında gelen fikre göre (doğaçlama başlangıcı) başlar. Şimdi, pek çok olanak içinden seçmeler yapacak, sesleri yürütecektir. Bazen duygusal kutba doğru, çok çarpıcı oluşumlar ortaya çıkabileceği gibi, bunun zıttı da oluşabilecektir (çöğe atılmış kim bilir ne kadar çok ezgi yapılmıştır). Ezgi bestecisi, ses yürütücüsüdür. Çok çözümü olan problemle uğraşan, akıl yürüten düşünüre benzer. Ortaya koyduğu ezgi bir "Müzik Fikri"dir. O bir araştırmacıdır, problem çözücüdür. Bilim adamı gerçeği ararken o, seslerin soyut evreninde, insanları duygusal / bilişsel düzeylerde etkileyebilecek olanı arar. Ezgiyi oluşturma sürecindeki olağan dışı (üstün) var oluş biçimi, aynı biçimde çalışan, gerçeği arayan felsefecininkine, araştırmacınınkine benzer. Her üçü de denemeler yaparlar. Varılan sonuçlar denemelerin sonuçlarıdır. Bir ezgi de, bir deneysel araştırmanın sonucudur. Besteci de bir denemecidir, sınama-yanılma-sınama-doğrulama (beğenip sonuçlandırma) yolu ile deneysel bir ürün ortaya koyar. Her orijinal ezgi, böyle bir araştırmanın, denemenin bir başka deyişle ses yürütmenin ürünüdür. Tek sesli ezgi düzenleyicisi de, çok sesli yazan besteci de bir denemeler sürecinden geçerek ürün verirler. Bestecilik, deneysel araştırmacılıktır. Akıl yürütme aracılığı ile ses yürütmedir.

Çalgı, insanın sonradan edindiği bir müzik aracıdır. Tarihsel gelişimine ve bugünkü durumuna baktığımızda çalgı ve ona bağlı müzik çeşitleri ve türlerinin olağanüstü gelişmiş olduklarını görürüz. Çalgıların müziksel olanakları, çeşitliliği, kullanım alanlarının genişliği ve en önemlisi "Musique Pure (Saf Müzik)" için tartışmasız tercih edilebilirliği nedeni ile müzik alanında kendine uygun önemli yerini almış bulunmaktadır. Bir ezgi, çeşitli çalgılarla çalınabildiği için, her değişik çalgı ile seslendirmede yeni izlenimler verici olabilir. Bu farklılığın temelinde, her çalgının kendine özgü "ses rengi" vardır. Ayrıca çalgıların yapısal farklılıklarından (yaylı, nefesli, tuşeli,...) doğan seslendirme ayrıcalıkları da olduğundan, ezgilerin seslendirilişleri çeşitli etkililikler kazanabilmektedirler.

Müzik yaratılarında her şey ezgi ile olup bitmez, ama ezgi önemlidir. Ezgiler sevilir. Günümüzde dahi, insanoğlunun şu kadar yüzyıllık deneyimlerinden sonra, ezgilere düşkünlük sürüp gitmektedir. Pek çok yaratı; müziğin her çeşidinden, türünden ve döneminden olsun, çarpıcı ezgileri nedeni ile aranmakta, seslendirilmekte ve yaşatılmaktadır.

Ezgi anlayışı, tarihsel süreç içinde gelişmiş ve özellikle yirminci yüzyıl çok sesli müziğinde değişik anlamlar kazanmıştır. Eskisinden farklılaşan örneklerinde, soyutluğa, bilişselliğe doğru yürütülmüş, matematiksel düşünceye yaklaştırılmıştır. On iki ton dizgesi ile yazılan yaratılarda, yaratının temelini oluşturan ve seçilerek sıralanan on iki ses (bir çeşit tema) bize bu alanda düşünme ve ezgi anlayışını yeniden tartışma olanağı sağlamıştır. Ezgi, bazı yaratılarda gizlenmiş, bazılarında kayıplara karıştırılmış ve ses örgüleri ile oluşturulan kompozisyonlar dinleyiciye sunulur olmuştur.

Müzikte, (güzel) ezgiden uzaklaşılmasının nedenleri acaba neler olabilir? Bu soruyu bazı yordamlarla ya da sorular aracılığı ile düşünmeye çalışalım:

        Özgün olabilmek için geleneklerden uzaklaşmak gerekli olması sonucunda, bu yoldaki arayışlarının bestecileri soyutluğa doğru götürmesi.

        Yaşanılan toplumsal sistemin, sözgelişi kentleşmenin getirdiği karmaşanın müziğe yansıtılması için gösterilen gayretler.

        Ezgilerdeki motif ve soru-yanıt gereği ile bütüne değer bağlama yerine, her sese statü ve rol kazandırma düşüncesi. Toplumsal anlayıştaki "bireysellik"olgusunun; her bireyin biricik varlık olarak kabul edilişinin müzikteki yansıması olarak ezginin ya da temel ses çizgisinin yerine on iki ses dizgesinin konulması.

        Duygular yerine, aklı ve soyut düşünceyi öne çıkarmak. İnsan, duygusal olduğu kadar, aynı zamanda bilişsel bir varlıktır.

        Soyutluğa yürüyüş, aynı zamanda halktan kopuş anlamına da geliyordu. Bu sanatçı için bir gereksinme miydi? "Sanat için sanat" mı yapılmalıydı?

        Müzik sanatı, piyasa kurallarına uygun bir çalışma biçimine uydurulamazdı. Sanatçı olarak yetişmiş olan besteciler, "Pop Kültür"ün geniş halk kitlelerine seslenen stiline uygun, sanat değeri tartışılabilir ürünler verme yerine, kendi yollarında yürümeyi seçtiler. Sevilen müzikten, güzel ezgili müzikten uzaklaştılar.

Zamanımızda, orijinaliteye orijinalite (özgünlük) değer bağlamayan, teklikten kaçınmayan müzik çeşitleri (Hafif Müzikler) "güzle olsun da nasıl olursa olsun", "sevilsin de varsın taklit olsun" gibi düşüncelerle sayısız ezgi üretmektedirler. İnsanımız, güzel ezgiye düşkündür, sevdiyse öğrenir, arar, yaşatır.  Böylece hafif müziklerimizde de -günümüze dek gelen seçkinlerle birlikte- geleceğe kalarak, taklit de olsa ölümsüzleşebilecek (böyle bir şey olanaklı ise) ezgiler olabilecektir.

KAYNAKLAR:  CANGAL, Nurhan; (Ankara, 2004), Müzik Formları, Arkadaş Yayınevi.
   

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019