Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1762




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 36 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ali Yakıcı
 
 
Yayımlanan Sayı :

Havada Kar Sesi Var ya da Türkülere Eleştirel Bir Bakış (1. Bölüm) - 20.06.2007





 Popüler (populaire) sözcüğünün sözlüklerde; biri "Halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan", diğeri "herkesin tanıdığı"(Türkçe Sözlük 1988:1195) olmak üzere iki anlamı verilmektedir.

Bu tanımlardan yola çıkıldığında "popülerlik nasıl olmalı, ölçüsü ne olmalı, popüler kültürden ne anlamalı, popüler müzik kavramıyla hangi doğrulara ya da yanlışlara ulaşmalıyız. Yapılanlar ya da gerçekleştirilenler halkın zevk ve düşüncesine uygun mu, yoksa herkesin tanıdığı mı olmalı" vb. sorulara karşılık bulmak sanıldığı kadar kolay değildir. Eğer üzerinde durulacak konu popüler kültürün bir öğesi olan müzik ise bunun boyutlarını tespit etmek daha da güçleşecektir.

Bu karmaşık yapı içinde Türk müziğinin durumuna bakmak, genel olarak Türk kültür tarihine bakıldığında Türk müziğinin temelini oluşturduğu kabul edilen ve "musiki şiir" olarak literatürdeki yerini alan Türk halk müziğinin doğuşundan itibaren gelişme sürecini mercek altına almak, bu konu üzerinde önemli ve kalıcı kararlar vermek elbette kolay değildir. Müzik alanının bütün güç ve zor şartlarına karşın özellikle sosyokültürel bakımdan irdelenmesi, araştırılması, incelenmesi ve üzerinde önemle durulması gereken bir boşluğa sahip bulunduğunun da bilincindeyiz. Bu bilinçten hareketle bir müzik araştırıcısı, bir müzik eleştirmeni olarak değil ama bir müzik dinleyeni, "popüler" kavramının içinde yer aldığını düşünen bir halk müziği dinleyeni, kısacası bir "türkü" dinleyicisi olarak belki de bir takım endişelerden kaynaklanan bazı düşüncelere burada yer vermek istedim.

Türk kültür tarihine bakıldığında, Türk kültürünün oluşumunda temel öğe olarak yer alan somut olmayan sözlü gelenek ürünlerinin başında müziğin geldiği bilinmektedir. Milat öncesi arayışlar dönemi ritüellerinden olan "av, yuğ, şölen" gibi törenlerin özünde müzik bulunmaktadır. Köprülü'ye göre Türk edebiyatının doğuşunu da bu "musikişiir" oluşturmuştur.(Köprülü 1986: 1054) Ozanlar, bir gelenek icrası olarak binlerce yıl geliştirmiş, sanata dönüştürmüş, bulundukları coğrafyada yaşayan insanların zevkine ve icra ortamına göre biçim vermiş, popüler kültürün ayrılmaz bir parçası olarak kopuz vb. enstrümanları eşliğinde insanına sunmuş, onun yaygınlaşmasını, kısacası popüler hale gelmesini sağlamışlardır. Önceleri "koşuk, koşak, sagu, ir, yır, cır" gibi terimlerle adlandırılan bu Türk halk müziği ürünleri yeni coğrafyalarda, muhtemelen 13. yüzyıldan itibaren "türkü"ye dönüşmüştür. "Türke özgü" anlamına gelen "türkî" söyleyişinden "türkü"ye dönüşen ve söyleyiş biçimi olarak da Türkçeleşen bu terim, bugünkü bilgiler ışığında yazılı kaynaklarda ilk olarak 15 yüzyılda Ali Şir Nevai'nin Miznü'1Evzan'ında görülmektedir. Aynı yüzyılda Türkiye sahasında da "türkü" icra edildiği Atsız tarafından belirtilmektedir. (Dizdaroğlu 1968: 258259)

Tarih içinde Avrupa Hunlarmda, özellikle Attila döneminde, Memluklularda, Selçuklularda büyük önem verilen, sarayda icra edilen bu halk müziği türü, Osmanlıda bir ara sarayın kabulleri dışında yer almıştır. Osmanlıda belki bir süre sarayın dışında tutulan bu gelenek ürünü, l.yüzyılda sarayın içinde yer almamakla birlikte sarayın desteğini almış, saray tarafından
 "türkü" icra ortamları olan "kahvehane"lerin açılması sağlanmıştır. Bu icra ortamlarında geleneğin kaynak kişileri olan ozanlar (âşıklar), yeni yeni halk müziği ürünlerinin, türkülerin ortaya çıkmasını ve popülerleşmesini sağlamışlardır. Ayrıca saray tarafından yapılan sünnet düğünü ve benzeri toplantılarda türküler söylendiği "surname" vb. kaynaklarda belirtilmektedir.

18. yüzyılda Batıdan esen "romantizm" rüzgârları Osmanlı coğrafyasında yaşayan Türk insanını da etkilemiş, bu dönemde Türk halk müziğine doğru bir yöneliş görülmüştür. Nedim gibi klasik şiirin usta şairleri bile bu rüzgârdan etkilenme sonucu "türkü" formatında şiirler yazmıştır. 19 yüzyıl ise romantizmin resmî bir hüviyet kazanmasıyla birlikte halk müziği sarayda da temsil hakkını elde etmiştir.

Türk halk müziği denilince akla ilk gelen şüphesiz türküler olmaktadır. Türk kültüründe önemli bir yeri olan türkülerin derleme ve tespit çalışmalarına ancak 19. yüzyılın sonlarında başlanabilmiştir. Bilimsel anlamda ilk türkü derleyenlerin başında îgnacz Kunos gelmektedir. Derlediği ilk türküler arasında ise 1885 yılında Adakale'de derlediği;

Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu
Bülbülün figanı bağrımı deldi
Gül alıp satmanın zamanı geldi
Aldı Nemse bizim Nazlı Budin 'i

Ve

Şu Ada 'dan gelip geçtim
Acı tatlı suyun içtim
Ben yârimden ayrı düştüm
Hey Ada, güzel Ada, kal selamet şirin Ada (Kunos 1998: 11)

gibi dörtlüklerin yer aldığı türküler bulunmaktadır.

Cumhuriyetle birlikte Halk müziğine yöneliş eğilimleri görülmüştür. Özellikle Atatürk'ün Türk toplumunun kendi varlığının bilincine varması, kendi özgüvenini yeniden kazanması için söylediği şu sözler büyük ölçüde cesaret vermiştir:

Genellikle incelemelerimizde ve düşüncelerimizde esas olarak kendi memleketimizi ve gereksinimlerimizi almalıyız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, bütün diğer milletleri tanır, ama öncelikle kendimizi bilmeliyiz. Çünkü her milletin kendine özgü özellikleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir ne de kendine özgü olabilir. Bir millet için mutluluk olan bir başka millet için felaket olabilir. Aynı koşullar birini mutlu, diğerini mutsuz yapabilir. Onun için de dünyanın her türlü halinden, zevkinden, ilminden yararlanalım, ama unutmayalım ki asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız. (Güngör 1990:50)

Cumhuriyet döneminde türkü derleme ve bilimsel yönden inceleme faaliyetlerine Muzaffer Sansözen(Coşkun 1997) lerin yanı sıra "Kesinlikle Türk müziği geleneklerinin ve halk havalarının araştırılması ve kayıt edilmesi savsaklanamaz bir görevdir. Bıkıp usanmadan olabildiğince uzak köşeler aranmalı, olabildiğince çok halk ezgisi toplanmalıdır." diyerek bu konudaki düşüncelerini belirten Bela Bartok ve Poal Hidemith gibi uzmanlar da katılmış fakat çeşitli nedenlerle beklenen sonuç elde edilememiştir.


devamı var



Kaynak:
Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi
Kasım 2004, Sayı:57 

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020