Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Filiz Ali
 
 
Yayımlanan Sayı :

"Bizler gitsek de festival yaşayacak" - 18.06.2007





Müzik Festivali’nin açılış konseri, festivalin ve Türkiye müzik devriminin tarihine genel bir bakıştı

35. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin önceki akşam Aya İrini’de düzenlenen açılış konseri, geçmiş 34 yılın bilançosunu anlatan filmin gösterimiyle başladı. İlk günden bu yana festivale emek verenlerin listesi büyük ekrandan geçerken, çoğunun artık aramızda olmadıklarını düşünmek bile insanın içini cız ettiriyordu.

Ne var ki insanlar fani, festivaller ise uzun ömürlü idi. Nitekim, sahneye bütün ihtişamıyla çıkarak Ayla Erduran ve İdil Biret’e “onur ödüllerini” veren, dünya opera sahnelerinin benzersiz divası Leyla Gencer, yaptığı konuşmanın bir yerinde “Bizler gitsek de festival yaşayacak” diyerek sanatın ölümsüzlüğüne dikkat çekti. İlk gecenin konser programı festivalin geçmişine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin müzik devrimi tarihine genel bir bakıştı.

Seçkin örnekleri gördük


Eğer 1940’lı yıllarda dünya büyük bir savaşla yanarken bile, devletin eğitim ve kültür kurumları sanata bunca değer vermemiş olsalardı, 2 Haziran akşamı Aya İrini sahnesinde 70 yıllık bir geçmişi olan müzik atılımının en seçkin ürünlerini göremezdik.

Eğer Atatürk, İsmet İnönü, Hasan Âli Yücel, Vedat Nedim Tör gibi insanlar olmasaydı Biret ve Erduran bugün ulaştıkları dünya çapında düzeye gelmeyi hayallerinden bile geçirmeyeceklerdi.

Eğer Kâzım Taşkent, yine '40’lı yıllarda başlattığı Doğan Kardeş dergisinde İdil Biret, Suna Kan, Ayla Erduran gibi çocuk müzisyenleri çocuk okuyuculara tanıtıp, onları özendirmeseydi bugün Aya İrini sahnesinde onca genç ve yetenekli sanatçıyı görmeyecektik.

35 yıl önce festivalin açılış konserinde Ayla Erduran ve Suna Kan adında iki genç Türk kemancısı, dünyanın en usta kemancılarından Yehudi Menuhin ile sahneyi paylaşmışlardı. Bugünün genç kuşak kemancılarıyla sahneye çıkma sırası Erduran’daydı. Cihat Aşkın zaten kariyerinde belli bir noktaya gelmiş. Ancak, daha kariyerinin eşiğinde olan Özcan Ulucan için sahnedeki bu beraberlik, sanırım onun hayatında bir dönüm noktası, her zaman hatırlanacak değerli bir anı olacak.

Türkiye’de adına yasa çıkarılmış ilk sanatçı olan Biret ise omuzlarına çok küçük yaşta yüklenen sorumlulukları müthiş bir olgunluk, üstün başarı, akıl almaz üretkenlik ve çalışkanlıkla taşımış, eşi bulunmaz bir müzisyen.

Biret ile aynı sahneyi paylaşan Mertol Demirelli, 11 yaşında; şimdiden özgeçmişi konserlerle dopdolu bir piyanist. O da bu ülkenin şanslı çocuklarından biri. Yeteneği zamanında keşfedilmiş ve doğru okullarda eğitim görme olanağı bulmuş. Umarım Mertol, bu şansını iyi kullanır ve onu da bundan 35 yıl sonra başka gençlerle Aya İrini sahnesini paylaşırken görürüz.
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021