Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 29 müzisyen gazete okuyor
 
 
Filiz Ali
 
 
Yayımlanan Sayı :

Genç Müzisyenler Nasıl Yetişir? - 07.05.2007





Cumhuriyet’in ilk yılında İstanbul Belediyesi’nin kurduğu müzik eğitim kurumu ile İstanbul Devlet Konservatuvarı’ndan yetişen öğrenciler dünyaya yelken açıyor

Yirminci yüzyılın ilk yıllarından sonlarına dek İstanbul’un klasik müzik yaşamını yönlendirmiş olan besteci Cemal Reşit Rey, anılarında 1923 yılında Paris’te eğitimini sürdürürken İstanbul Belediyesi Güzel Sanatlar Daire Başkanı (o zaman böyle bir makam varmış demek ki) Halit Ziya Uşaklıgil’den bir mektup aldığını, İstanbul Belediyesi’nin açtığı Darülelhan’a (konservatuvar) bir “alafranga” kısmı ilave edileceğini, kendisine de kompozisyon ve piyano sınıflarının verildiğini anlatır. Böylece Cumhuriyet’in ilk yılında İstanbul Belediyesi bir müzik eğitimi kurumu oluşturur.

Konservatuvarın temeli

Devletin kurduğu İstanbul Devlet Konservatuarı ise, 1971 yılında Etiler’deki bir ilkokulda eğitime başlar. Kurucusu piyanist ve eğitimci Fuat Turkay’dır.

Kurum, ilk yıllarında göçebe gibi İstanbul’un çeşitli semtlerindeki mekânlardan mekânlar arasında taşınıp durur. Sonunda Beşiktaş’ta şimdiki son mekânında karar kılar.

Okul, göç yıllarında Kültür Bakanlığı’na bağlı iken, son durağında artık YÖK’e bağlı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite’sinin bir parçası olur.

Otuz beş yılı aşan bu serüven boyunca yetişen öğrencilerin neredeyse tümü İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin, Senfoni ve Opera Orkestralarının; Akbank, Borusan, Enka, Tekfen gibi özel orkestraların genç kadrolarında yer alır. Kimi de dünyaya yelken açmış, başarıdan başarıya koşmaktadır.
Örneğin bas Burak Bilgili, 1999 yılında başladığı dünya çapında kariyerini büyük başarıyla sürdürmekte, Metropolitan Operası dâhil, Amerika ve Avrupa’nın tüm önemli opera evleri ve festivallerinin aranan bas sesi olarak göğsümüzü kabartmaktadır.

Efe Baltacıgil, 2005’ten beri Philadelphia Senfoni Orkestrası viyolonsel grup şef yardımcısı.

Yo-Yo Ma ve Pinchas Zucherman gibi dünya çapında müzisyenlerle New York’ta Carnegie Hall’da konserler veren mezunlardan biri. Kemancı Özcan Ulucan, Saarbrücken Konservatuvarı’nda ünlü virtüoz Maxim Vengerov’un asistanı olarak ders veriyor ve konser kariyerini başarıyla sürdürüyor.
Bale sanatçısı Mehmet Yumak, 2003 yılından beri Lisbon Operası solist dansçısı iken 2007-2008 sezonundan başlayarak Berlin Devlet Operası solist dansçısı olarak sahneye çıkacak.

Listeyi uzatacak olursak eğer; fagot, flüt, korno, obua, keman bölümleri mezunları bugün Avrupa’nın belli başlı orkestralarında görev yapmaktalar.

Ne var ki, orkestra çalgıları ile opera ve bale sanatçılarına açılan dünya kariyeri kapıları piyanistlere öyle kolay kolay açılamıyor. Çeşitli dünya müzik okullarından solistlik diploması alan, festivallerde çalan, yarışmalar kazanan piyanistler bile zorlanıyor.

9 Nisan akşamı İTÜ Maden Fakültesi Konser Salonu’nda MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Orkestrası eşliğinde Schumann’ın la minör piyano konçertosunun birinci bölümünü dikkat çeken bir olgunluk ve müzikalite ile yorumlayan 1986 doğumlu Can Okan, bakalım piyanistlerin bu zorlu yarışını kazanacak mı?

Genç sanatçı, piyano yanında teori-kompozisyon ve orkestra şefliği alanlarında da eğitimini sürdürerek belki piyanistlerin önünü tıkayan engelleri aşacak ve yeteneğini dünya müzik çevrelerine gösterme olanağı bulacak.


 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021