Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Filiz Ali
 
 
Yayımlanan Sayı :

Gencecik bir opera - 02.04.2007





Editör’ün Notu: Filiz Ali, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu “Otello”yu üniversite öğrencileriyle izledi. Ali, genç sanatçıların rol aldığı “Otello”yu yazdı.




Geçenlerde bir grup üniversite öğrencisi ile operaya gittik. Konumuz Otello idi. Öğrenciler daha yeni Shakespeare’in Othello’su ile Verdi’nin Otello’sunu karşılaştıran bir ödev yapmışlar ve konuyu yutmuşlardı. Grubumuza iki de konservatuvar mezunu genç katıldı.
Epeydir operaya gitmiyordum. Şimdi unuttum, herhalde birkaç kötü temsil seyrettikten sonra, çocukluğumdan beri aşkla sevdiğim bu sanat dalından iyice soğumayayım diye böyle bir karar vermiştim. Fakat öğrenciler uğruna şeytanın bacağını kırmış, içim pır pır ederek AKM’den içeri adım atmıştım. Hep birlikte heyecanla yerlerimize yerleştiğimizde dünyayı pespembe görmüyordum.

Kitapçık kalın ama...
Ve... salon karardı, sessizlik. Verdi’nin “Otello” operası müthiş bir fırtına sahnesi ile başlar. Otello’nun gemisi Kıbrıs açıklarında fırtınaya yakalanmış, limana yaklaşamamaktadır. Orkestra kıyameti koparmaktadır perde açıldığında. Baktım, bizim orkestra, özellikle de bakır üfleme çalgılar iyi kıyamet koparıyor. Yerime daha bir keyifle yerleştim. Operaya gelmeyeli kadro yenilenmiş; çoğu vaktiyle öğrencim olan gençler artık sahnede. İnsanın koltukları kabarıyor haliyle. İstanbul Devlet Opera ve Balesi, “Otello” operası için gayet kalın bir kitapçık hazırlamış. Ancak, o akşam seyredip, dinleyeceğimiz solistlerin özgeçmişleri yok bu kitapçıkta. Oysa ben izleyici olarak, bu gençler, görmeyeli neler yapmışlar diye merak ediyorum açıkçası.

Kışlalı’yı tanıdım
Neyse, önce Otello rolündeki Efe Kışlalı’yı tanımış oldum. Gerçekten çok güzel bir tenor ses. Yorum, İtalyanca diksiyon gayet iyi. Bu arada operaların orijinal dilinde oynanmalarını çok doğru bulduğumu da ekleyeyim. Zaten Türkçe üst yazılar sahnenin üzerinden sürekli geçiyordu. Desdemona rolünü Burçin Çilingir canlandırıyordu. Onu daha önce Leyla Gencer Şan Yarışması’nda dinlemiştim. Sahneye yakışan, sesiyle, yorumuyla Desdemona gibi zor bir rolün üstesinden gelebilen bir soprano.

Iago’yu canlandıran genç bariton Murat Güney de hiç fena değildi. Bu üç başrol dışındaki Cassio, Roderigo, Lodovico, Montano ve Emilia rollerini de gençler yorumladı. Hepsini kutlarım.

Yekta Kara, “Otello”yu sahneye koyarken farklı bir yorum düşünmüş anlaşılan. Otello, Desdemona ve Iago’nun birer sessiz ikizi var. Bunlar asıl karakterlerin gölgesi gibi. Ya da rejisör, asıl karakterlerin ifade edemedikleri duyguları bu gölgeler jestlerle ifade etsin istemiş. Sahnenin hemen tümünün kullanıldığı bir sahne tasarımı söz konusu olduğundan bu gölgeler sayesinde sahnede zaman zaman oluşan boşluklar dolduruluyor aslında ama dansçı olan bu gölgeler insanın dikkatini fena halde dağıtıyor.

Kostümleri beğenmediler
Gelelim bizim üniversite öğrencisi opera izleyicilerinin yorumlarına. Hem arada hem de temsil sonrasında beni epey terlettiler. Önce “Opera şarkıcıları neden şişman olur?” sorusu ile karşılaştım. Aslında Kışlalı dışında kimse öyle fazla kilolu değildi ama ben ne kadar “Fakat sesi çok güzel” dedimse de bizimkiler insafa gelmedi. Kostümlere taktılar bir de. Efendim, madem olay eski zamanlarda geçiyormuş, ne gerek varmış öyle siyah deri pardesülere, spor kıyafet giymiş koroculara. Hele Iago’nun karısı Emilia’nın pantolon giymesi olur şey miymiş? Operanın büyüsü kaçıyormuş.

Gençler ne kadar da acımasız olabiliyor. Ya da ben artık eskisi kadar sivri dilli değilim, iyice yumuşamışım. Ancak, şu da bir gerçek ki, 1965 yılında Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda temsiller veren İstanbul Şehir Operası’nda çalışmaya başladığım günden bu güne İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne dönüşen bu kurumun aldığı yol ve eriştiği uluslararası düzeyin gerçekten bir mucize olduğunu kabul etmek gerek. Böyle olunca da bazı kusurları görmezden geliyor galiba insan.
 


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021