Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1766




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Haberler
 
 

Sanat sezonu biterken devlet sanat kurumlarında yeni sezon da ne olacak? - 10.06.2016



Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kazanımları olan  devlet sanat kurumlarının özellikle 2005 yılından itibaren uygulanan genel siyasete hakim ülkeyi yöneten iktidar eliyle bir yıkım operasyonuna tabi tutulduğu  artık net görülen bir gerçektir.

2002 yılında uluslararası bir operasyonla intidara getirilen Recep Tayyip Erdo
ğan başkanlığındaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne kadar ülkeyi yeneten tüm siyasi iktidarlar, devlet sanat kurumlarına özel bir ilgi göstermiş ve bu kurumların yöneticilerinin istediklerini genelde harfiyen uygulamıştır.

Sanat kurumlarımızın tarihine baktı
ğımızda, bu kurumlarda uzun süreli genel müdürlük yapmış olan kişier, ilk bakışta pek fark edilmese bile, icra ettikleri sanatı kişiselleştirme yoluna giderek kendi varlıklarının gücünü sanat kurumlarında meşru hale getirme çabasın içine girselerde, bu zaman içinde kesintiye uğramış ama kurumlara da zarar vermiştir.

Bunun en belirgini merhum Cüneyt Gökçer'in aralıksız 25 yıl Devlet Tiyatrosu Genel Müdülü
ğü'dür. 1969 yılında onun genel müdürlüğü sırasında Türkiye Sanatçılar Sendikası'nın de desteği ile kurum içinde büyük bir sanatçı kalkışması yaşanmış, dönemin başbakanı  merhum Süleyman Demirel sanatçıların tüm isteklerini kayıtsız ve şartsız kabul etse bile Cüneyt Gökçer engeli aşılamamıştır. Bu kalkışma sanat kurumlarının tarihinde yaşanan en büyük kalkışmadır:

1980'lere gelindi
ğinde sanat kurumlarına askerler özel bir ilgi göstermiş ve sanatçıların istekleri doğrultusunda gerekli taahhütler yerine getirlmiştir.

Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller hükümetlerinde sanat kurumlarına özellikle çalı
şanların maaşlarına ciddi zamlar yapılmış ve bu kurumların, özellikle Devlet Tiyatrosu'nun Anadolu sathında yerleşik sahneler açılmak suretiyle yaygınlaşması sağlanmıştır.

2000'lere gelindi
ğinde, yazının başında sözünü ettiğimiz siyasi iktidarın katkılarıyla, aynen Özal hükümetleri sırasında kısa adı KİT olan Kamu İktisadi Teşebbüslerine uygulanan zayıflatma ve yok etme politikası bu kez yine bir KİT olan sanat kurumlarına yönelmiştir.

Öyle ki, en kapsamlı ve alınan personel sayısı açısından önemli olarak nitelendirilebilecek olan sınav Fikri Sa
ğlar'ın Kültür Bakanlığı döneminde 1993 yılında yapılmıştı. Bu tarihten sonra sanat kurumlarında küçük çaplı sınavlar gerçekleşirken başkaca yeni personel alma yoluna gidilmemiştir. 2005 yılından itibaren taşeron olarak nitelenen şirket elemanı adıyla kurumlarda C kadrosu ve idari birimlerde çalıştırılmak üzere personel alımı yapmıştır.

Sanatçı alımı yapmayan sanat kurumları, puantaj usulü geli
ştirerek "Konservatuar Mezunu" adıyla sadece SGK primini yatırarak teşviksiz ve ikramiyesiz asgari ücret düzeyinde bir paraya, oyun başına sözleşmeyle sanatçı istihdamını özellikle 2005 yılından itibaren yoğunlaştırmıştır. Kurumlara çalışanlar arasında çifte standardı getiren bu uygulama genişletilerek yaygın ve meşru hale getirilmiş ve halen uygulanmaktadır.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Sanat kurumlarında uygulanan bu zayıflatma ve i
şlerliğini ortadan kaldırma politikası, özellikle 2010 yılından itibaren daha vahşi boyutlara ulaşştır. Dönemin Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'ın Ankara'da Büyük Tiyatro'da bir oyunu izlerken, oyunda rol alan bir sanatçının türbanıyla dalga geçtiği gerekçesiyle salonu terk etmesinin ardından büyük bir kriz yaşanmış ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, parti kongrelerinde, televizyonlarda yaptığı konuşmalarıyla kurumların zaman içinde tasfiye edileceği açıklamasına dönüşştür. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, A Haber'de yaptığı bir söyleşide sahnelerin kullanımının sanatçılardan alınıp sivil inisiyatife yani özel sanat  topluluklarına açılacağı bizzat söylemiştir.

Mavi Nota Müzik Gazetesi'nde sanat kurumlarının akıbeti ile ilgili onlarca haber yaptık. Bu haberler somut bilgilerin yanı sıra istihbarat kaynaklarımıza ula
şan kulis bilgilerinden oluştu. Haberlerimizin hiç birisi havada kalmadı.

Sanat kurumlarımızın gelece
ğinin bugünden itibaren ne olacağı konusunda yine istihbarat kaynaklarımızın ulaştırdığı kulis bilgilerine dayanarak, geride kalan 10 yılı aşkın süreyi gözlemleyerek şöyle bir sonuca varıyoruz:

65. Hükümet programında açıklanan idari yapılanma dahil çok fazla bir hamle yapılmayacaktır. Emeklili
ği dolan sanatçılar emekli edilecektir. Ancak kurumların iyileşmesi ya da bugün itibariyle kapanması için hiç bir hamle yapılmayacak ve kurumlar kendi haline bırakılacak, işleyemez hale gelişleri beklenecektir. Çalışanlar, özellikle sanatçılar açılan mesnetsiz iddialara ve parti yandaşlarının yaptığı ihbarlara dayalı soruşturmalarla, idari ve sanatsal hiyerarşinin uygulanmamasıyla, yandaş basında çıkartılan onur kırıcı haberlerle (örnek, son günlerde yaşanan Refik Erduran provakasyonu) mesleğini yapmaktan bıktırılacak kendiliklerinden kurumları terk etmeleri sağlanacaktır. Sonuç olarak, insan odaklı bir üretime sahip olan sanat kurumlarında, geçmişte uygulanan yöntemlerle zaten liyakat, işi bilmek, konservatuar okumak, sanat eğitimi almış olmak gibi spesifik özellikler artık değerli olmadığından, aynen bugün tasfiye edilmiş KİT'lere uygulanan yıpratma ve yıkım süreci (bugün uygunlandığı gibi) gelecek zaman içinde de şiddetini artırarak uygulanacaktır. Altın vuruş için son bitiş beklenecektir.  Çünkü, her yetişkin kişiyi bir oy olarak gören siyasi iktidar, kendine oy veren ama mesela Devlet Tiyatrosu'nda meşrebine uygun oyun, Devlet Opera Balesi'nde Türk operası izleyen seyirciyi bir anda bunlardan mahrum etmek ismeteyecektir. Siyasi oyunlarla kurumun içini oyarak yıkımı kurum çalışanlaranı yükleyip, "bakın onların yüzünden biz o kurumları kapatmak zorundan kaldık" diyerek oylarını (kaybetmekten) kurtarmaya çalışacaklardır.

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020