Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1750




Güzel Sanatlar Fakülteleri ve benzeri okulların yetenek giriş sınavlarının YÖK tarafından kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kaldırılması doğru bir karar, Katılıyorum.
Kaldırılması yanlış bir karar, Katılmıyorum.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 65 müzisyen gazete okuyor
 
 
Haberler
 
 

Mini Form ... La Boheme bir TÜSAK Provası mıdır? - 24.01.2015



Zorlu Center tarafından sahneye konulan ve iddialı bir organizasyonla dinleyiciye/seyirciye sunulan La Boheme adlı prodüksiyonla ilgili gazetemizde yapılan "La Boheme bir TÜSAK Provasıdır" başlıklı haberin Facebook sayfasında, genç bestecilerimizden Mehmet Erhan Tanman, akademisyen Oya Akyıldız ve piyanist Yeşim Gökalp'in konu üzerine beyan ettikleri fikir tartışması verimli ölçüde karşı görüşler üzerinden bir "mini Forum"a dönüşünce, değerli Mavi Nota okurlarını bu formdan haber etmek istedik. Sözkonusu haberimizin Facebook sayfasında cereyan eden bu tartışmayı aynen sunuyoruz.


Ye
şim Gökalp: Semih bey Bakanlık yine kurum sanatçıları için ücret talep etmiş olabilir bu dosim meselesi hatırlarsınız selamlar

 

Mehmet Erhan: Tanman Haberde kilit bir ayrinti es gecilmis: devlet opera ve balesi produksiyonun teklifini begenmeyerek geri cevirmis. geri cevirebilir ancak non profit bir kurum olarak bunun sebebini halkla paylasmak zorundadir. paylasmiyorsa dob yoneticilerinin produksiyondan "pay" bekledikleri sonucu bile cikabilir, tehlikenin farkindalar mi acaba? Nihayetinde, kusura bakmayin ama yemeyenin malını yerler.. Kimse de DOB kabul etsin diye bi tarafini yirtmaz. Ben hala saskinim zaten produksiyon dob'a neden teklifle gitmis diye, hayir yani opera izleyemez olduk da kalitenin yerlerde surunmesinden dolayi.

 

Tusak provasidir demek isin en kolay yani, ben de diyorum ki her zaman dedigim gibi, bu isler devlet desteksiz de yapilir. Taseron anlaminda degil, boyle boyle baslar sonrasinda borusan gibi kurumsallasir ve markalasirsiniz. Bunun icin de en onemli sey produksiyonun para kazanmasidir, sanatin mumkun mertebe devletten maddi destek almamasi gerektigi de aşikar. Hele bizimki gibi bi devlette! Ben yine soyluyorum, kurumsallastigi takdirde sanatin her dali ozel alana devredilebilir, ekonomik acidan gayet mumkun bisey bu. Bugune kadar yapamayan proje ve organizasyon kafasi olmayan yoneticiler ve sanatcilar utansin ne diyim.

 

Muhalif Oya Akyıldız: Mehmet bey, demişsiniz ki: "kurumsallaşğı halde sanatın her dalı özel alana (sektöre) devredilebilir". Böyle ise, İngiltere ve A.B.D.'de neden birçok köklü sanat kurumu (ve sanat eğitimi kurumu) özelleşmek yerine kapandı, devlet ödeneği kısılınca? Neden tarih boyunca özellikle sahne sanatları ancak yönetici sınıflar (saray, aristokrasi, kilise) sponsor olduğunda gelişti? Neden kapitalizm ile modern devletin birlikte geliştiği aşamada bunlar devlet kurumu olarak devam etti de yatırımcılar tarafından sahiplenilmedi?.. Yüksek kâr beklentisi olunca sanatın düzeyi, yüksek sanat beklentisi olunca da kâr düzeyi yetersiz kaldığı için olabilir mi?

 

Mehmet Erhan Tanman: Oya hanım, siz bana çayın şekere "doyduğu" ülkelerden örnek veriyorsunuz. Bahsini ettiğiniz ülkelerde bu şekilde organize olmuş o kadar çok sanat kurumu var ki.. şöyle düşünün: bir spor ayakkabı ürünü var ve bu üründen 15 farklı marka olabildiğince perfekt üretim yapıyorlar, tasarımları mükemmele yakın. Şimdi, buna rağmen bu 15 ürün de piyasada tutunabilir mi? Tutunamaz.. aralarından ağızlarıyla kuş tutsalar bile bir kaç tanesi en tepeye çıkacak, ve zaman içinde diğerleri piyasaya yenik düşüp yok olacaklardır. Veya form değiştireceklerdir, yeni ürün çıkarmak vs gibi. Siz batılı deyip geçmeyin, ben bizzat yaptığım projelerden bildiğim üzere sadece ve sadece devletten fon alabilmek için proje üreten sanat kurumu ensemble orkestralar var. Yani proje yaparsa diyelim ki 1000 lira fon alacak, bunun 500'ünü kullanıyor kalan 500 kırışılıyor. Bu tarz hareketler sadece biz Türk'lere mahsus değil yani

 

Tarih boyunca sahne sanatlarının devletten destek almış olması kadar doğal bir şey yok. Haydn'ın orkestra kavramını nasıl kurduğunu ve geliştirdiğini unutmayalım. Başta saraya MASRAF olacağı için reddedilen bu fikir, ortaya çıkan "büyük ses" imkanı sayesinde bir propaganda aracı olarak kullanılabileceği için sonrasında saraydan açık çekle destek görmüştür. Sonra dönemlerde de bu orkestraların sayısının ne kadar az olduğunu Beethoven'ın bir mektubundan anlayabiliyoruz. Özellikle yaylı enstrümancı sıkıntısının çok yaşandığını, en çok da bugünkü gibi viyolacı sıkıntısı yaşandığını dertlenerek dile getirmiş. Wagner keza, yönetimlerle ilişkileri o kadar iyi olmasaydı ne Bayreuth Operası inşa edilebilirdi ne wagner operalar temsil edilebilirdi. Yönetimler her zaman sanatın özellikle bu dalını bir güç gösterisi ve propaganda aracı olarak kullandılar. Fonlama sebepleri budur! Sanata destek olmak falan değil. Bu gerçeği görünce bugünkü sorunları da anlıyorsunuz, bugün artık para çok daha çevrilebilir bir durumda dünyada. Ve bir organizasyonun kolayca aklını kullanarak çok para kazanması çok çok muhtemel. Yeter ki girişim olsun. Girişim olmaz ise tabii ki hiç bir sonuca varamazsınız! Türkiye'de sadece paralarının faizlerini birleştirip bedavaya bir festival bile düzenleyebilecek kadar zengin sanatçı varken akla hiç bir girişim fikri gelmiyor oluşu beni asıl düşündüren şey. PARA YOK demek işin en kolay kısmı! Ben bile şu k.çı kırık halimle kendi konser serilerimi başlatabilecek noktaya gelmek üzereysem, vay bu camianın haline.

 

Son cümlenize de tam olarak katılamıyorum, bu işler malesef biraz zaman ve istikrar istiyor. Yüksek kâr ve yüksek düzeyli sanat birarada gerçekleşebilir! Ancak bu aşamaya gelmeden önce yıllarca ödenmeyen bazı bedellerin ödenmesi gerekebilir! Yıllarca oturdukları yerden vasat performanslarla maaşlarını alanlar bunun bedelini ödemicekler, emekli olup hayatlarını sürdürücekler. Malesef aynı savaşı çıkaranlar değil, savaştan sonra sağ kalanların bedel ödemesi gibi bir şey bu: Bugünkü genç sanatçı nesil eğer ki bu ülkede hem yüksek düzeyli bir sanat icrası olsun hem de yüksek kâr olsun istiyorsa önce bu realitenin farkına varıp bunu kabul etmek zorundadır. Ancak hiç kimse kusura bakmasın ama, genç neslin büyük çoğunda "KADROYU ALANA KADAR AYIYA DAYI" kafası yatmaktadır. Bu genç sanatçıların hiç birine gram acımıyorum! Bu zihniyetteki bir insan bu ülkenin hak ettiği sanat seviyesine ve potansiyeline layık DEĞİLDİR! Ben eleştirdiğim için akademilerin içine girmedim, girdim ve çıktım! Eleştirdiğim için devlet orkestralarıyla çalışmıyorum! Eleştirdiğim için camianın önde gelenleriyle proje falan yapmıyorum! Kendi başıma bir şeyler inşa etmeye çalışıyorum, ediyorum da! Son derece sıradan bir programı olan bir keman piyano resitaline 50 lira bilet parası kesilirken gıkını çıkartmayanlar yılan kendilerine dokununca koskoca opera prodüksiyonunun 350 liralık (o da maksimum bilet fiyatı!) biletine isyan ediyorlar. Bu İKİ YÜZLÜLÜKTÜR! Kendileri prestij olsun diye büyük sanatçılarla bedava çalışırken gıkı çıkmayanlar boğaziçi korosu aynı sebepten bedava çıkmış diye şikayet ediyorlar. Bunları aklı başında kimse yemez arkadaşlar.

 

Mehmet Erhan Tanman: La Boheme'in tüsak provası olması durumunu da anlayamıyorum, zorlu ana prodüksiyonu devlet opera balesiyle yapıyor olsa ve koroyu dışardan bedavaya tutuyor olsa bu tüsak provası olurdu evet. Ama bu prodüksiyon birilerinin tamamen kendine has özel prodüksiyonu. Prodüksiyon parası cepten çıkıyor huuu! Devletten kısmen destek almalar falan yok, Royal Opera House rejisörünü ve kostüm dekoru yollayarak bu prodüksiyona ismini vermiş mi? VERMİŞ! O zaman eleştiriyi Royal Opera House'a yapıcaksın. Eğer ki bu koşulları royal opera house bile kabul etmişse, o zaman birilerinin tamamen kendi çabalarıyla yaptığı bir prodüksiyona laf etmek kimseye düşmez. İzlemezsin olur biter, zorunda değilsin. Yani ben bugün kalkıcam bir konser serisi yapıcam, kendi sanatçılarımı seçicem onlarla anlaşıcam, devletten gram para almicam, birileri kalkıp bunu hainlikle suçlicak. Niye? Çünkü bu kişilerin bir çoğu devlete sırtını yaslayıp yıllarca vasat performans yapıp maaş almaya alıştılar ondan olabilir mi acaba? O devirler çoktan geçmeliydi, bizim bütün o batılı devletlerden bir avantajımız var Oya hanım: Biz henüz özel prodüksiyonlar özel orkestralar işine girmedik! Tembelliğimizi mazur görün! Vergiden kaçırdığımız paralarla orkestra kurduk evet, bu aynı şey değil! Sen öyle bir prodüksiyon yap ki, öyle reklam yap ki konsere gitmek sıradan insanlar için bile prestij olsun! O zaman bilet fiyatları max. 100 lirayı da bulur. Ama şu aşamada özel prodüksiyon yapanları bu şekilde topa tutmayı da ben hainlik görüyorum. Üstelik bu eleştiriyi yapanların savundukları kurumun daha senkrondan entonasyondan bi haber devlet opera balesi olmasını da ekliyorum. Süreyya operasının dibinde oturup içine giremez olduk, keyfimizden değil heralde. Hemen yanı başındaki Moda Sahnesi'nde gönül rahatlığıyla tiyato izleyebiliyorsam Süreyya'da da gönül rahatlığıyla konser dinlemeyi istiyorum ben. Parası neyse vericem!

 

Aynı mantıkla o zaman yılda milyonlarca lira kazanan bazı özel müzik kurumlarının neden kendi festivallerini veya konser serilerini yapmadıkları konusunda da eleştirelim! Para var kardeşim, sanattan kazanıyosun sanata aktarsana diyelim! Ne derler biz? SANANE ARKADAŞIM derler di mi. Serbest piyasa acımasızdır, sermaye sahibi istediğini yapar! Bak akbank'a, kapadı orkestrayı gitti. Neden eylemler yapmadık o zaman? Yılan bize dokunmadı di mi? O yılan cem mansura dokundu ama, o da gitti bugün türkiyenin en iyi bir kaç orkestrasından birini kurdu! O orkestraya kalkıp "toplama orkestra" deyip küçümseyenler gitsinler yurt dışında çıkan haberlerini okusunlar. Adam gitmiş sponsorlarını bulmuş bağlantılarını kurmuş insanları biraraya toplayıp bir iş yapmış, herkesin keyfi yerinde, bu işin içinde olamayanlar da ağlayıp dursunlar. PROJE ÜRETİN DOSTLAR, PROJE! Ağlamayana ekmek yok. Ağlamadan çalışmadan ekmek rüyası sona eriyo. Ayılana günaydın diyelim!

 

***Not: Bu yazı hükümetin ve onun işbirlikçisi olup bugün tüsak karşıtı gözüken bazı şerefsizlerin hazırladığı malum yasayı destekler bir yazı değildir. Ama daha öncesinde desteklediğim "yarı özelleşme ve ardından tam özelleşme" sistemini destekiyorum, evet. Tüsak destekçisi deyip hatta yücel erten gibi küfürler falan ederek manipüle etmek isteyenler baştan söyleyeyim yazmasınlar. Asıl değindiğimiz noktaların es geçilmesine sebep oluyorsunuz.***

 

Muhalif Oya Akyıldız: Mehmet Erhan bey, sanatın finanse edilmesinin altında yatan motivasyonun propaganda olduğu malum, elbette. Eksik söylemişim. Demek istedim ki, sanat düzeyi yüksek ve yenilikçi işler (en azından sahne sanatlarında) masraflı ama kârlı değil; dolayısıyla ancak uygarlık ligindeki rekabete talip olan yönetimler tarafından finanse ediliyor. Maddi kârlılık beklemeden bu toplumsal işlevi üstlenen sermaye kuruluşu pek az. (Üstlenenler de reklam ve vergiden düşme amacıyla yapıyor zaten.) Benim asıl üzerinde durduğum, rejimi demokratik cumhuriyet olan bir devletin görevleri arasında sanatı geliştirme ve toplumun tümünün buna erişimini sağlamak olduğu, Siyaset üstü bir devlet siyaseti olarak bu ilke benimsenmedikçe, ve halkın tamamının sanata ve sanat eğitimine erişim hakkını anayasal hak olarak kabul etmedikçe, hiçbir toplum ve devlet çağdaş uygarlık düzeyinde sayılamaz artık. (Tersini monarşik devletler bile savunamaz oldu, 20. yüzyılda. Ama, son çeyrekte ortaya çıkan şu neo liberal küreselleşme ideolojisi, buna cüret etti. Batıdaki nezih kurumların başına gelen de bu yüzden, bizim TÜSAK da, çalışan sınıfların haklarının geriletilmesi gibi çok daha genel problemler de.) Yoksa, beceriksiz yönetimler de bencil veya tembel sanatçılar da teferruat. Hepsini verimli hale getirmek mümkün olsa bile -ki sanmıyoruz, herhalde-, eğer toplum ve birey için sanatı hak olarak kabul etmezsek ve asıl sorumluluğun devlette olduğunu kabul etmezsek, genel sorunu çözemeyiz. Şu sorulara da gerçekçi bir cevap veremeyiz: "Uygar bir toplum olmaya hala niyetli miyiz? Uygarlık yüksek sanatı da kapsadığına göre, sanatımızı geliştirmek için devlet siyasetimiz ne olacak? Gereken koordinasyon, organizasyon ve finansmanın başat sorumlusu kim olacak?" Özetle, ben işin teorik ve siyasi kısmıyla ilgileniyorum, günlük ve lokal problemlerle değil. Bunlara karşı tutumumuzda bile bir felsefi ve siyasi bilinç olursa, birlik olup bu toplumun sanatını kalkındırabiliriz.

 

Muhalif Oya Akyıldız: Sermaye sınıfının üstleneceği farz edilen sanat kurumları işletmesinde, bir siyasi ve sanatsal sorun potansiyeli daha görüyorum: Sansür ve oto sansür. Tamer Levent arkadaşımız, memur sanatçıların devlet / hükümet eleştirisi yapamayacağı ihtimaline dikkat çekiyor, haklı olarak. (Bense bunun çözümünü tam özerk devlet kurumlarında ve liyakat sisteminde görüyorum.) Peki sermaye sınıfına karşı halkın haklarını ve sanatçıların, sanatsal özgürlüğünü kim, nasıl savunacak? Sanatçının temel toplumsal işlevlerinden biri de halkı , güçsüzü savunmak değil mi? Bunu da içeren, mesleki ilkeleri de içeren nedenlerle, kendi sanatının bağımsızlığını savunma görevi de yok mu?.. Hükümetleri yönlendirme gücü de olduğunu hesaba katarsak, sermaye sınıfının sanatın iplerini elinde tutması,, bence daha büyük bir tehlike.

 

Muhalif Oya Akyıldız: Diğer eleştirilerinizi genel olarak dikkate değer buluyorum, diyeyim kısaca. Yine de, iktidarla sorunumuz olan bir dönemde değil köprüyü geçtikten sonra bunları tartışmayı tercih edeceğim. Çünkü şu ara karşı tarafın elinde bütün sanatçılara ve kurumlara karşı koz olarak kullanılmaktan başka bir işe yaramıyor, gördüğüm kadarıyla. Bir de, kendi aramızda çekişmemize, birlik olamayışımıza varıyor ucu. Bu da hiç istenmeyecek sonuçlar arasında, böyle bir dönemde.

 

Yeşim Gökalp: Oyacim paylasimlari gördükçe okuyorum mehmet beye katıldığım çok nokta var birincisi yurtdışıni ve işleyişi hem oradaki yabancı arkadaşlarım vasıtasıyla ve çoğu çok büyük uğraşı vererek şu an bizdede olduğu gibi kadrolu veya sözleşmeli hayatlarını sürdürüyor ama hiçbirinde yıllarca çoğunlukta calistirilmadan veya keyfi olarak kurum çerçevesinde işini aksatip başka şeylerle uğraşanini veya böyle bir lüksü olduğunu asla görmedim burada değinmek istediğim konu işleyiş ve kanunlarda problem gorunmese bile bu çerçevede sunulan hak ve özgürlüklerin çok keyfi ve çoğunlukla yanlışşünce ve kişilerin elinde yonlendirildigini zaten hepimiz görüyoruz sadece belli bir kurum içerisinde oradaki belli odenekle yol almak mümkün değil buralara defalarca bunu yazdım çünkü bu ödenekler inan belli kişi ve projenin dışına çıkmadı onlemide alınamadı zorlucenter daki durumu doğru bulmuyorum oraya alianz sigortadan para bulup lang lang i getirebilen ve Resitali sanal ortamda naklen vermeye kadar giden bir merkez kendi ülkesinden kisilerede cuzi bir rakam bile olsa ödeme yapmalıdır bu tip sınıflandırmalara son derece karşıyım lang lang yada başka bir ünlü isim hiç farketmez işini yapar parasini alır gider tusak konusunda çok tehlikeli buldugum en önemli noktadır bu benim için yurtdışındaki rekabetle ulkemizdekini karşılaştırmak birçok noktadan mümkün değil oralarda kurumları kapatıliyorsa bu yeterince profesyonel çizgide ve sayıda sanatçı ayrıca kayıt vs.olmasi ilk sırada geliyor bu sayılara nasıl ulastiklari konusu da uçsuz bucaksız rekabet ortamında en başta bilgi birikimi yetenek ve girişimcilik kimliğiyle mücadele etmeleri ve tabii bu şansı deneyebilecekleri ortamın kendilerine sunulması birlik beraberlik diye birşey bizim camia için çok geç artık gemiyi kurtaran kaptan olacak çünkü mevcut durumda yeterince çalışmak isteyen eleman varken bekletirsen adlarini bankamatikci yaparsın ve bunu temizlemekte zor olur çok düzgün bir yol izlemek genel anlamda gerekiyor selamlar

 

Muhalif Oya Akyıldız: Sevgili Yeşim, katıldığını bildiğim eleştirilere genel olarak ben de katılıyorum zaten. ("Dikkate değer" derken bunu kastettim, sadece yazımı uzatmak istemedim.) Sanat kurumlarında pek çalışşğım olmamasına rağmen ben bile karşılaştıysam şöyle ifadeler kullananlarla, elbette sizler daha fazlasını biliyorsunuzdur: "Bu yıl hiç bir eserde görevim yok, rahatım." "Operada 6 korepetitör var kadrolu, ama bütün işi 2-3 tanesi yapıyor çünkü torpille girenlerin çalamayacağını bildikleri için görev vermiyorlar." "Kaç yıldır rol / görev alamıyorum, pas tutacağım." Dahası, benzerlerini TRT kadrosundakilerden duydum, sanat eğitimi kurumlarının hocalarından da. En fenası da bu sonuncuda, çünkü sorunu doruğa çıkaran bir rezalet var: Daha ehliyetsiz ve tembel olanlar bir şekilde yükselirken, bencileyin bir kısım "enayi" hem aşırı iş yüküyle çalıştırılıp hem de yükselmesi engelleniyor.  Yani adam gibi çalışmak isteyip de derdi olmayan yok. Hatta bu sanat alanına özgü de değil. (Geçenlerde çift doktoralı bir asker bile aynı şikayetleri dile getirdi. Nispeten en düzgün kalmış kurumumuz ordu; gerisini düşün artık.) Bu genel bir toplumsal sorun: İnsan kalitemiz düştü, aile ve okul eğitimi niteliği çok düştü, suça eğilim ve köşe dönmecilik, torpil ve çalışma adaletsizlikleri çok arttı.

 

Yeşim Gökalp: Hay ağzına sağlık çok güldüm ama şaka biryana çok acıklı bir tablo ne olacak bende bilmiyorum selamlar öptüm

 

Muhalif Oya Akyıldız: Yalnız, çalışma hayatındaki haksızlıkları ve düşük iş verimini özelleştirme ile çözmeye kalkarsak, çözemeyiz: 1) Az önce belirttiğim gibi, toplumsal kirlilik her kuruma yayıldığı için, bu "çare"nin bütün kurumları kapsaması gerekir. Dünkü Yüce Divan oylamasında görüldüğü gibi, balık baştan kokmuş durumda. Bunun en temizi devletin toptan özel işletmeye devredilmesi.  2) Üstelik,, en büyük holdinglerde bile bu işler böyle; onu ne yapacağız?  Örnek: Özelleştirilen elektrik, gaz vb. hizmetleri daha iyi oldu mu? Nayn. Hiç değilse iş verimliliği arttı mı? No. So?.. Sanatın özelleşmiş halinin daha iyi sonuçlanacağını hangi denklem gösteriyor?.. 3) Yukarıda belirttiğim, sanatsal özgürlük, sansür, halka hizmet (sanatı ve sanat eğitimini hak olarak kabul edip bütün bireylerin bunlara erişimini sağlama) gibi temel meseleler nasıl hallolacak? Büyük sermayenin topluma karşı devletten daha sorumlu ve fedakar davranacağını, çalışanlara karşı haksever olacağını mı farz ediyoruz?!.

 

Muhalif Oya Akyıldız:  Bi-mukabele, Yeşim'cik. (Osmanlıca konuşalım, di mi?  Uyar.)

 

Yeşim Gökalp: Tamamen ozellestirmeyle sanatçılar bu alt yapı eksikliği olduğu müddetçe yola cikamazlar şu an yeni duydum birsürü boş kadro var ve yazdan bu yana birçok emeklilik dilekçesi veren olmuş bu sadece yaş haddinden de değil ve hiç sınav açılmıyor ve kadrolarda iptal edilmiş falanda değil yani gençleri desteklemek bu kadrolardan onları faydalandirmak olmalı ama bu kadar kötü oluşum var ve birdaha bir 80 sene bu böyle gidemez ben burada cidden bu hükümete suç bulmuyorum diğerleri bu durumu senelerce takip etti ve üst makamdayken hangi yetkiyi ne için kullandı genelleme yapmak yanlış çünkü gerçekten hizmet eden duyarlı olanlarda oldu durumu ozellestirmeyle çözmek için daha çok sayıda sanat kurumu olmasi gerektiği gibi üniversitelerde yeni orkestra oda Orkestrası gibi oluşumları da başlatmak lazimki her genç mezun için imkan olusabilsin çünkü tusak daha devam ediyor mevcut durumda çalışanlar aynı haklarla kalmak isterlerse devam edecektir ama diğer yeni oluşumlar zor düzene girer oda ayrı mesele selamlar tekrar  

 

Mehmet Erhan Tanman: Oya hanım, " sanat düzeyi yüksek ve yenilikçi işler (en azından sahne sanatlarında) masraflı ama kârlı değil " demişsiniz. Siz içerik olarak harika olduğunu söylediğiniz ve yepyeni bir formülle üretildiğini söylediğiniz ama tadı hiç de güzel olmayan bir ürünü toplum tabanında satabilir misiniz? Satamazsınız. Sanatın en büyük sorunsalı budur. Kuruş kuruş ekmeğinden kısan halka satmak istediğiniz şeyin reklamında sadece içeriği güzel yeni diyorsunuz. Ama tadı yok tuzu yok? İnsanlar tat tuz bekliyorlar artık. Haklılar da! Sadece bu yeni müziktir deyip çağdaş müziği insanlara sunamazsınız. Bu şekilde hak ettiğiniz yer olsa olsa tarihin tozlu rafları ve bir tadımlık konserlerdir. İstediğiniz şey bu ise, o zaman hiç lafım yok. Bu tercih meselesidir, özgür iradeyle tercih edilebilir. Ama benim derdim de artık mümkün mertebe toplum tabanına yayılabilecek potansiyeli olan bir sanat icrası. Merak etmesinler, 20.yy'da sanat yeterince nitelik açısından ileri gitti, o kadar gitti ki kendi dışında her şeyden koptu. Ve kapitalizm açısından anlamsız bir hal aldı, sunulabilir satılabilir tüketilebilir bir şey olmaktan çıktı. Öyle ki devletler bile eskisi gibi propaganda aracı olarak kullanmaktan vazgeçti. Bundan daha büyük bir rezillik olabilir mi? Siz diyorsunuz ki sanatsal içeriği yüksek işler karlı değil, karı yüksek işler sanatsal açıdan yüksek değil. E ben de diyorum ki, sanatsal açıdan fazlasıyla ileri gittik ama kullanılabilir değil, kullanılabilir olsun biz yine sanatsal içeriğini kaliteli tutalım! Bu o kadar da zor değil!

 

Sanatı toplum tabanına yaymanın devletin sorumluluğu olduğunu söylüyorsunuz, modern demokrasilerde sosyal devlet bunu gerektirir doğru. Peki bana Türkiye'de şu an sosyal devlet'in hangi dinamiğinin doğru işlediğini söyleyebilirsiniz? Devlet kalmış mı ortada? Kalmamış! Kalmamış bir devlet realitesi içerisinde hala o sosyal devletten mi medet umucaz bir 90 yıl daha? Yoksa hali hazırda hiç denenmemiş ve çok rahat uygulanabilir başka formülleri denesek mi diyorum? Opera bale kurumları işletip 6 ilde opera yaparak sosyal devlet dinamiği mi oluyor? Ben yine müfit bey'in iletisi altında sayın Yücel Erten ile bu konuda tartıştım. 244 milyon liralık bütçeyi 6 ilde opera yaparak kullanacağımıza 16 ilde veya 26 ilde daha düşük bütçeli sanat işlerinde kullanalım, toplum tabanına daha verimli yayalım dediğimde işitmediğim laf kalmadı. Neden laf işitiyorum HAKKIM olan bir şeyi savunduğumda? Bu toplumun hakkı olan bir şeyi savunduğumda? Düşünün durun bakalım..

 

Her ülkenin dinamikleri farklı. Batıdaki formüller bize tam uymayabilir. Bizim sermaye sınıfımız batıdaki sermaye sınıfı değildir. Onun benzeridir. Üretimden ziyade para üzerinden para kazanan bir sermayedir. Bu sermayenin sanata beklediğimiz yatırımı yapmasını beklemek artık enayilikten başka bişey değil. Kısmen yine yapabilirler, yapıyorlar da. Eyvallah. Ama ben burjuvanın sermayenin desteğiyle özelleşmeden veya devlet kurumlarının özelleşmesiyle olacak özelleştirmeden bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim tamamen burjuva ve sermaye sınıfı dışı yepyeni bir sermaye ile, ki buna ben sanat sermayesi diyorum, bu sermaye ile yapılabilecek tonlarca şey var. Çok büyük paralardan bahsediyoruz burda, özellikle istanbul'da sanat okulları sektörü çok çok büyük bir sektör. Akp iktidarıyla zenginleşmiş ve bugün kültürel dönüşüm aşamasına gelmiş çok büyük bir zengin taban var. Bunlar belki farkında bile olmadan bizim onlarca yıldır hayalini kurduğumuz şeyin sermayesini oluşturmaya deli gibi katkıda oluyorlar. Bugün sadece istanbul'da bütün yıl boyu sürdürebileceğiniz haftalık konserler serisi yapabilecek en az 20 tane festivallik sermaye birikiyor. En az diyorum!  Ben işin içerisindeyim, ben realiteyi yaşıyorum! Gerçekler üzerinden konuşuyorum. Devlet bize destek olmuş olmamış sosyal devlet anlayışı varmış yokmuş beni artık ilgilendirmiyo bunlar. Benim sanatsal yatırım yapıp dev olabileceğim bir sermaye kaynağı varmı, VAR! O zaman banane devletmiş burjuvaymış onlardan, ben kendi özel girişimimle bugüne kadar imkansız denen şeyleri yapabilecek potansiyeli görüyorum. Görüyorum dediğim, bunu tam şu anda yapabilecek onlarca kişi var bu işin içerisinde ve yapmıyorlar tercih gereği. Kendi sermayesiyle özel olarak oluşmuş hareketler artık son derece mümkün, devlet opera bale kurumları da kalitelerini artırmak istiyorlarsa ki HİÇ SANMIYORUM, yarı özelleşme sistemine gidebilirler. Ama bunun için çok çalışmaları gerekiyor, imajlarını düzeltmeleri gerekiyor, opera bale kurumlarını toplum tabanında özenilecek prestijli kurumlar haline getirmeleri gerekiyor. Malesef yılllllardır değil bu yönde adımlar atmak bunun TAM AKSİNİ yaptıkları için geçmiş olsun diyorum. Hem tembel olucam, hem bankamatik sanatçılarına göz yumucam, kendim de kadroyu alana kadar ayıya dayı dicem, sonra devlet bize fon versin. Hangi rüya bu yahu ben de görmek istiyorum 2015 dünyasında??

 

Gelecek yıl ben kendi konser serilerimi başlatacağım. Mekanım hazır, sermayem hazır, bugün bu kartel camiasının bilerek dışladığı iş vermediği pırlanta gibi müzisyenler hazır, onların kaşeleri hazır. Dileyen dahil olur ve kaygısız dertsiz tasasız sanatını icra eder paylaşır. Zamanla da büyüyecek bir proje. Adam olup, prestij kazanıp, ilgi çekip, kaliteli ve tüketilebilir olup, doğru reklamla doğru adımlarla kendi kendini büyütecek. Zaten kendisi kendisini büyütemiyorsa yok olsun daha iyi. Bugünkü beklenti malesef boktan işler yapıp prestij kazanmaktan yoksun proje kafasından yoksun kalitesiz ve tüketilebilir olmadan bütün bu güzel sonuçları beklemekten başka bişey değil. Bunu kime anlatsanız bi tarafıyla güler, yıllarca sanat okulunda okuduk demek kimseye bir ütopyada yaşama vizesi vermiyor. Rüya sona erdi!

 

Muhalif Oya Akyıldız: Mehmet bey, uzun uzun anlattığınız için teşekkürler, şimdi daha iyi anlaşıldı fikriniz, ve geldik asıl meseleye: Çözüm önerileri. (Aklı başında ve dürüst olan hiç kimsenin"ortada sorun yok, işler aynen devam etsin" dediği yok zaten. Sadece çözüm üretmekte yetersizlik ve uyuşmazlık var. Sizlerin saha içinden verdiğiniz bilgiler, çözümün tespit aşaması için çok değerli. Ama daha verimli ve adaletli bir sanat politikası oluşturmak için eleştiri ve tespit yetmiyor. İlk adımda çözüm önerilerini derlemek ver aynı zamanda bazı temel prensiplerde uzlaşmak gerekiyor. Böylece çözüm önerileri geliştirilip ortak bir proje haline gelebilir. Son aşamada ise, birlik olup bulduğumuz çözümlerin arkasında durmak ve siyasete baskı yapmak var. Bu nedenle, ilk aşamadan itibaren, bu uzlaşma ihtiyacını düşünerek yapıcı konuşmakta yarar var.  Kimse sorunları tek başına çözecek güçte değil.) Sizin düşündüğünüz çözümler ve başarılı olabilmeniz çok iyi bir örnek oluşturuyor. Öte yandan, ülke genelinde bir sanat siyaseti olmaya uygun değil ve zaten böyle bir iddianız yok; umutlu olmadığınız kurumlar ve sorunlarla boşa enerji harcamak istemiyorsunuz sanırım. (Bence de geçerli bir çözüm. Her bir sanatçının idealist olması ve siyaset kısmıyla ilgilenmesi gerekmiyor. Üstelik sizin yaptığınız da topluma dolaylı bir hizmet zaten.) TÜSAK gibi iyi niyetli olmaktan çok uzak bir tehlike varken, hiç değilse geri bir noktaya düşmemek için birlik olmaz gerekiyor; mesela 6 opera yerine 3 veya 1'e inmemek için, onlarca tiyatro yerine 3'e inmemek için, ve ülkenin sanat hayatını ve siyasetini hükümet kontrolündeki bir küçük gruba teslim etmemek için. Hiç değilse bunda hemfikir olmamızı dilerim. Yoksa çözüm falan arayacak halimiz kalmaz; özel girişimleri de denetlemenin bir yolunu buluyor hükümetler, bildiğiniz gibi.

 

Müfit Semih Baylan: Bütün yorumları okudum, haberi benim haberim, sonuçta şunu söyleyeceğim, millete Bekir Coşkun'un göbeğini kaşıyan adam olmakla suçlayıp, konunun özünde, gelecekteki projeleri için yapılan yanlışları es geçen, bu yanlışları eleştirenlere, konuyu burada kapatalım diyen büyük sanatçıları görünce herşeyi bir tarafa bırakıp, boşverin demek geliyor içimden. Öyle boşverin ki, haberimin bile hükmü yok bu ortam içinde

 

Mehmet Erhan Tanman: Oya hanım tekrar merhaba, bizim gibi insanlar için ortada çok büyük sorunlar var elbette. Ancak bütün bu işlerin başındaki kişiler için o kadar da sorun yok, bu kişilerin de aklının başında olduğundan ve dürüst olduklarından çok büyük şüphelerim var zaten. Bunlardan en meşhuru herhalde bugün bir kurumumuzda (hala öyle mi bilmiyorum ama öyle idi) baş rejisör olan bir kadındır. Bugün televizyona çıkıp tüsak karşıtı görüşlerini dile getirirken aynı yayında bir anda sunucunun (twitter'dan kendisini bilgilendirmem sonucunda) kendisine 8 yıl önce tüsak'ı şekil olarak savunduğunu söylediklerini dile getirdiğinde ve bunun doğru olup olmadığını kendisine sorduğunda yayın reklama girmişti. Aynı kişinin bir akrabası da yine kendisinin jüri olduğu bir seçmede 15.000 lira ödül kazanmıştı. Bir de utanmadan hep beraber fotograf çekip bunu paylaşşlardı. Bunların dile getirilmeme sebepleri malesef Müfit bey'in de dediği gibi göbek bağlarıdır. Bunun içine sanatçılar da, klasik müzik medyası da, yöneticiler de dahildir.

 

İkincisi, sizle görüş ayrılığı yaşadığımız bir nokta kalıyor ki o da şu: Siz ısrarla devletin sanat politikasının değişmesi ve devletin sanata karşı duruşu üzerinden gidiyorsunuz. Ben açıkça şunu söylüyorum: Ben artık devletten hiç bir şey beklemiyorum, gölge etmesin yeter ki. Bu kurumlar için tüsak evet bir tehlikedir, ama unutmayın ki herhangi bir revizyonsuzluk daha büyük bir tehlikedir. Şu an klasik müzik camiasının sanatçısı medyası yöneticisiyle herkesin (müfit bey sizin tüsak karşıtı yazılarınız masumane olabilir, ben olmayanları kastediyorum) tüsak aleyhine sert bir duruş sergilemelerinin sebebi sadece tüsak'ı baştan def etmek değil sonrasında sıkı yönetim ilan etmişçesine bir demir yumrukla bu camiayı idare etme arzusudur. Çünkü tüsak'tan kurtulunduğunda bu sefer de "zaten çok büyük bir tehlike atlattık" deyip her türlü muhalefeti sindirmek istenecektir. Yani tekke devam edecektir. Eğer tüsak karşıtı yayınlar, kişiler, kurumlar, yöneticiler, sanatçılar samimi olsalardı sadece tüsak'a karşı durmakla kalmazlardı, hükümete olabildiğince realist ve kabul ettirilebilir alternatif sistemler sunarlardı. Ben bunu herhangi kimseden görmedim, varsa bilgilendirin beni. Görmediğim için de kendi "tüsak alternatifi"mi hazırlayıp gerekli kişilerle paylaştım. Bunlardan biri bakana kadar çıktı onu da biliyorum, ama sonrasında işin gidişatı sertliğini yumuşamaya bıraktı ve askıda kaldı. Benim tarz sunulan alternatiflere en yüksek itiraz sesinin de yine tekkenin başındakilerin olması hiç de sürpriz değil, zira bu öneri rekabeti, rekabet çalışkanlığı, çalışkanlık da tembel kişilerde endişeyi tetikliyor ve gündeme getiriyor. İşte tam da bu noktada devlet kurumlarının statükocu zihniyetiyle vakit kaybetmeme kararı aldım zaten. Çalışğım üniversiteden ayrıldım ve kendi işimi kurdum. Statükonun, kayırmanın, tembelliğin, projesizliğin olmadığı bir oluşumu. Bu bağlamda, ben sanatın siyaset kısmıyla fazlasıyla ilgileniyorum diyorum, ama ilgilenmek illa ki direk o konu üzerinden "çözmek" anlamına gelmiyor. Devlet kurumlarının düzelip olması gerektiği gibi senfoni ve opera yapmasını bekleyeceğime kendi oluşumumun kendi ekonomik dinamikleri ve sanatsal dinamikleriyle senfoni ve opera yapması için enerji harcarım daha iyi.

 

Ülkenin sanat hayatı ve sanat siyaseti şu an ve yıllardır zaten küçük bir zümrenin elinde? Öyle olacakmış gibi bir tehlike yok, zaten öyle! Ödüller haberler röportajlar burslar konserler solistlikler hepsi bu zümrenin kontrolünden geçiyor. Tüsak karşıtı bu kişilerin karşı olma sebebi ağırlıklı olarak bu kontrolü başkalarının eline kaptırma endişesi. Yemezler. Ha, yemezler evet ama umrumda da değil artık. Bu kirli ilişkiler içerisinde iyi ki başından beri yer almadım, kurtuldum ve özgürüm. Göbek bağım yok, vermem gereken hesaplar yok. Vermesi gereken suçlular düşünsün dursunlar. Ben devlet bazında bu işin çözülemeyeceğini net bir şekilde düşünüyorum. Çok büyük çıkarlar söz konusu ve bu çıkar sahipleri kolay kolay pes etmezler. Öleceklerini bilseler etmezler. Bunun ülkenin şu anki yönetimiyle de bir ilgisi yok, akp öncesinde de böyleydi, şimdi de böyle. Sonrasında da böyle olacak. Bunu yegane değiştirebilecek güç sosyal medya ve teknolojinin imkanlarıdır. Bu pisliklerin rezilliklerini yalanlarını yolsuzluklarını üç kağıtlarını "leak" ettikçe düzenin değişme şansı belki olabilir. Onun dışında tek alternatif, kendi adımını atmak. Realist olmak ve doğru adımları atmak. Kimseden yardıma gerek yok, ne devletten ne burjuvadan sermayeden. Kendi kendini finanse edebilen, sunabilen ve sattırabilen sanat yine sanatı var edecektir. Tarihte de kavga buymuş, hala da bu. Kendini besleyemiyorsa, devlete veya sponsorlara bağımlı kalıyorsa, o sanat değil zaten. Ya propaganda aracına dönüşür, ya da kalitesi yerlerde sürünür. Seçim sizin

 

Muhalif Oya Akyıldız: Mehmet bey, anlattığınız sorunların örneklerini hatırlayarak, hepsi içime oturarak okudum. (Sonu hariç. Baştan dediğiniz gibi, sanat politikası konusunda hemfikir olamıyoruz. Bu çok da sorun değil.) Burada ortaya koyduğunuz görüş, bence ciddi olarak tartışılması gereken bir yöntem sorunuyla ilgili. Sizlerin mesleğinizde özgürce çalışabilmeniz ve hak ettiğiniz gibi karşılık alabilmeniz, halkın da sizlerin ürünlerine ulaşabilmesi en iyi hangi yoldan sağlanır? ( Gelecek için vizyonumuz siyaseti de ilgilendiriyor, ama şu anda yöntem üzerinde duruyoruz.) Var olan kurum ve haklarımızı korumaya öncelik vererek, savunmacı bir strateji ile mi, yoksa iktidarın yapısal değişiklik girişimini olumlu bir değişim için kullanarak mı?.. Her iki yol da ciddi riskleri ve kazanımları içeriyor. Sizin önerdiğiniz, ikinci seçeneğe uyuyor, yanılmıyorsam. Yine yanılmıyorsam, bunu TÜSAK toplantılarına katılan yöneticiler de ummuş ve denemişti; iyi ve kotu niyetleri bir yana bırakırsak, asla umduklarını bulamadılar. Statükonun korunmasının riskleri konusunda, ayrıca suyun başındaki bazılarının niyetleri konusunda düşüncelerinize katılıyorum, maalesef benim tahminlerim de öyle. Yani kişisel veya klik olarak çıkar çatışmaları da var camiada, ve birbirimize güvenmiyoruz; böylece sorunlarımıza güven bunalımı da ekleniyor. (Tam da bu nedenle işe burnumu sokuyorum: Müzik piyasasında / kurumunda çalışmıyorum, yani hiçbir çıkarım yok. Umarım tarafsız konumum ortak fikir üretmekte işe yarar.) Diyorsunuz ki "herhangi bir revizyonsuzluk daha büyük tehlikedir". Normal olarak, elbette öyle. Ama anormal şartlardayız ve bir şeyin (sanat kurumlarının, sanat hayatımızın) revize edilebilmesi için var olması gerekir. Yani en büyük tehlike yok ediliş, şu anda. (İnanın farazi konuşmuyorum; süreç ve sonucun neye benzediğini biliyorum. Komşumuz olan bir ülkedeki rejim değişikliğinden kaçan bir çiftle tanışştım, Kanada'da. Olayı halk devrimi sanan bizlere gerçeği anlatabilmek için çırpındılar, bütün aydınların kandığını ama durumun çok kötü olduğunu söylediler de inanmadık. Hemen ardından bir şeriat ülkesinde, hiçbir müzik kurumunun bulunmadığı ve yayın organlarında da müziğin neredeyse tamamen yasak olduğu bir yerde birkaç yıl yaşadım. Karşılaştırmak gibi olmasın da...) Dediğim gibi, her iki yöntemin de riskleri ciddi ve ne yazık ki bir orta yol gelmiyor aklıma. Sorumluluklarımız da ciddi. Tarihin kritik bir noktasındayız; ya onun kara listesine gireceğiz ve muhtemelen ülkemiz uygarlık liginden düşecek, veya bu süreçten alnımız ak çıkacağız ve muhtemelen ülkemiz yeniden çağdaş uygarlık yolunda ilerleyecek. (Bunda üçüncü bir ihtimal de var: Ülkemiz bölünür ve sizleri AB'ye alırlar, rahat edersiniz. Bu seçenekte, tarihe geçme durumumuzu bilemiyorum doğrusu; belki de hepimizin kara listeyi boyladığının resmidir.)

 

Muhalif Oya Akyıldız: Müfit bey, tebrik ediyorum! Bizler bile yazdığımız destanları okumakta / cevaplamakta zorlanıyoruz. Ama orada karamsar karamsar durmayın lütfen! Konuyu siz açtınız ama burada bir minik forum oluştu işte. Farklı bakış açıları sanat camiasından çıkmayacak da nereden çıkacak!..

Müfit Semih Baylan: Rica ederim Oya Hanım'cım, aksine hiç karamsar de
ğilim, şu formu okuduktan sonra nasıl karamsar olurum. Sadece bir değerlendirme yaptım. İşine gelmeyince "göbeğini kaşıyan adam", işine gelince, "yok dokunmayın, Masis'i iyi tanırım, yeteneklidir, caz korosu şöyle iyi bir korodur, bu meseleyi burada kapatalım, onları daha fazla hırpalamayalım" gibi laflar. Kimse Masis'in yeteneği için bişey demedi ki, kimse Caz korosu için, kötü bir korodur demedi ki. Sadece neden onlarca sanatçının önünü kesip gidip bu işe ortak oldular dedi. Ben de aynı lafı söyledim. Benim takıldığım nokta bu. Birde TÜSAK'ın bir paranoya olduğunu söyleyenler var. TÜSAK gerçeğin ta kendisidir ve şu an uygulanıyor zaten. Neyse, şimdi bu mini formu, daha fazla kişinin okuması için bu mini formu haber yapmam gerek

Muhalif Oya Akyıldız: Müfit bey, te
şekkürler.  Ama yazılan her cümleye takılmayın lütfen; farklı konularda farklı değerlendirmeler olabilir. Üstelik, zaten temel meselelerde hemfikir olmak zor iken bu gibi detayların tartışılması konudan uzaklaştırıyor ve yeni kırgınlıklar/ uzlaşma sorunları ekleyebiliyor. Bu gibi tartışmalarda -bu paylaşımda değil- bazen şahsıma yönelen laf atmalara bile pek takılmıyorum bu yüzden. Sanat camiası, "sen -ben" ve "dedi-etti" çekişmelerinden tarih boyunca kurtulamadı; belki de hiç kurtulamayacak. Ama şu ara hiç sırası değil gerçekten; ülke ve tarih önündeki sorumluluklarımız ağır, ve zaman çok dar. Bir an önce temel meselelere odaklanıp birlik olmayı başarmamız lazım. Saygılar, sevgiler...

 

Muhalif Oya Akyıldız Mehmet Erhan beyin son yorumunda ortaya attığı temel bir sanat felsefesi meselesi de arada kaynadı, güncel derdimize odaklanayım derken: Sanatta ilerlemenin halktan kopuşla sonuçlanması. Ayrıca uzun uzun tartışma ve araştırma gerektiren, çok önemli bir mesele. Burada konuşmakla bitmez ve konunun asıl sahibi sanat üretenlerdir diye, fikrimi söylemedim. Kısaca, en azından böyle bir meselenin yaklaşık yüz yıldır var olduğunu ve çözüm beklediğini düşünüyorum. Sosyalist sanat felsefesi (özellikle Jdanov) ve SSCB sanat politikası bunu halka inerek çözmeyi denedi, ama başarısı ve özellikle sanatı güdüleme yöntemleri çok tartışmalı. Bir yandan bu tartışmaların da yapılması lazım, bu konuda Mehmet beye katılıyorum. Geniş katılımlı bir panelde devam edilir inşallah.



Mavi Nota

 

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019