ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1835
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


"Gerçeğin Yerine" ne konabilir?Sayı: 453 - 10.12.2007


Tuhaf bir hızla akıp giden zaman içinde, bir çok şeyi ıskaladığımızı düşünürüm. Olmadık bir anda tokat gibi iner kimi sözler, kitaplar, olaylar. Ne yaşadığımızı, nereden gelip, nereye gittiğimizi sorgulamak için çıkmıştır karşımıza sanki onlar…

Remzi Kitap Gazetesi umduğumdan çok daha kısa zamanda bana büyük keyifler yaşattı. Yazın dünyasının daralan, cemaatleşen ilişkilerine soluk olmasını istediğim bu gazete de, yazdıklarını açığa çıkaramayan insanlara da yer vermek arzusundaydık. Başardık. Henüz üçüncü sayımız olmasına karşın, iki genç dostumuzun yazısı gazetemizde yer almayı başardı. Bize ileti ile ulaştılar, onları binamıza davet ettik, tanıştık, dostluk kurduk, yazdıklarına inandık ve yayınladık. Cemil Kavukçu’nun ‘Gamba’ adlı romanını Merve Bağdatlı; Leyla Erbil’in ‘Üç Başlı Ejderha’ adlı novellasını Güneş Yenal tanıttı size.

Yurdun dört yanından bizimle iletişim kuran herkese yanıt verdik, iletişim kurduk. Berlin’den, Silifke’den dostlar aradılar, katkı yapmak istediklerini ve iyi dileklerini ilettiler. Geçen  sayımıza ilişkin bir de eleştiri aldık. “Komik-İ Şehir Naşit Bey ve Çocukları” adlı kitabın tanıtım yazısında, yazarımız  kitaba ilişkin eleştiri yaparken, gerekçelerini ortaya koymamış. (Daha doğrusu yer darlığı nedeniyle bu gerçekleşmedi.) Okur da haklı olarak soruyor; “Nedir eleştirdiğiniz? Bilmek istiyorum.” diyor. Yazarımıza haklı eleştirisini ilettim. Bundan böyle eğer bir değerlendirme yapmamız gerekirse, okuru aydınlatacak ölçülerde olacağından kuşkunuz olmasın. Söz konusu kitapta yazarımızın eleştirisi, kimi tarihsel gerçeklerin çarpıtılması ile ilgiliydi, bunu da bildirmiş olayım.

Mozart tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Bana öyküsü ironik gelir Mozart’ın. Neredeyse yaşamını kabusa çeviren Salzburg ve halkı, şu günlerde büyük besteci sayesinde hayli kalkınmış ve zenginleşmiş durumda. Nasıl ticarileştiğini kenara bırakırsak bu tür anma dönemlerinin, bir dehanın bu biçimde gündeme gelmesinden mutluluk duymamız gerekir. Mozart’ı bilenler, sevenler için ayrı bir keyif bu yıl; bilmeyenler için de öğrenme şansı demek. Biz bu sayı da üç Mozart kitabını ayrıntılı biçimde öne çıkardık. İki kitabımız yetişkinler için, biri de çocuklarımıza. Sevindiğim şu, artık çocuklara da güncel kaynaklar sunma olanağına sahibiz. Doğru kaynaklardan Mozart’ı öğrenmenizi ya da bilgilerinizi tazelemenizi öneririm. Elbette Mozart’ın müziği eşliğinde okunmalı bu kitaplar.

Eyüp kitabı sade bu semti yaşayanlara değil, tüm İstanbul’lulara çok şey söyleyecektir. Ben “Eyüp: Bir Semte Gönül Vermek” adlı kitabın sayfalarını çevirirken hem çok haz duydum, hem de biraz hüzünlendim doğrusu. O sokaklarda yürümüş, o çevreyi, insanları görmüş biri olarak heyecan ve burukluk kol kolaydı yüreğimde…

Doğan Hızlan’la ben söyleştim. Çok keyifli bir sohbet oldu. Bakalım size iyi aktarabilmiş miyim? Bir dünya yurttaşı olan Ece Temelkuran’la Esra Karaduman Okay konuştu. Doğrusu Ece’nin tanıklıklarını, yaşadıklarını kıskandım.

Söze başladığım yere dönersem; günün en telaşlı saatlerinden birinde editör arkadaşım Melisa aradı; “Size bir paket geldi. Dayanamadım açtım. Mutlaka hemen görmelisiniz.” dedi. Ermenek- Karaman M- Tipi Cezaevi’den geliyordu paket. İçinde bir mektup ve bir de kitap vardı.

“Enver arkadaş; ben uzun süredir cezaevinde kalıyorum. (Utanılacak bir şey yapmadım, insanlığa karşı bir suç işlemedim) Oldukça uzun bir süre daha kalacağım. Ancak olanaklar elverdiğince felsefe, şiir, göstergebilim ve İngiliz dili üzerine çalışmalar yapıyorum…Cezaevinin tüm yetersiz olanaklarına karşın el yapımı bir şiir kitabı oluşturdum ve bir örneğini sana gönderdim. Şiirlerimi eleştirecek, değerlendirecek kimseye ulaşamıyorum… Bir umut ve istekler sana yazdım; eğer ilgilenirsen ve kitabımla ilgili düşüncelerini iletmek istersen abimle iletişim kurmanı rica ediyorum. Benimle yazışman zor olabilir. Garip bir istek mi?”

Gerçekten de elle yapılmış bir kitaptı gelen. Tek ve biricik. Üstünde “gerçeğin yerine” yazıyordu. Açınca, kitabı gönderen sevgili dostun fotoğrafı çıkıverdi karşıma. Uzun süre baktım gülümseyen yüzüne. Şiirle, felsefeyle uğraşmak bilgeleştirmişti sanki bu yüzü. Dolaştım sayfaların arasında. Doğrusu beklediğimden çok ötede şiirlerle karşılaştım. Yaşam imbiğinden geçirilerek, süzülüp gelmişti bu şiirler bana dek.

zaman
zaman içinde

evren
zaman içinde

kavram
kuram içinde

uzaklardan
uzak

zamanlardan
öte

gönderdiğim
O yerde

düşlerinde
Gör beni

usunla
konuştur beni

kurgularında
duy beni

yeniden
ol’dur beni



Kendimizle o kadar meşgulüz ki, başka insanların da yaşadığını unutuyoruz. Dört duvar arasında geçen dakikaların ne denli zor aktığını, yazgının kimi zaman koca bir yaşamı hoyratça alıp götürdüğünü, sildiğini unutuyoruz. Günlük telaşlarımız içinde, bir soluklanma arası vermeyi bir türlü akıl edemiyoruz. O yüzden mi acaba çiçekler kokusuz, meyveler tatsız, aşklar gelir geçer? Kim daha tutsak?

Beni
Görebildiğine
Kapatır
Sevgili

Ve
Kırmızıyı
Ayrı sever
Gelincikten

Elleri
Yüreği
Küçücük
Sevgili



Gerçeğin yerine ne konulabilir?
Düşünmek gerekmez mi?



Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.