Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 16
Sayı: 1789




Halen içinde yaşadığımız Pandemi Sürecinde; konser, tiyatro, opera ve bale gibi sanat etkinlikleri devam etmeli midir?

Devam etmelidir.
Devam etmemelidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Rüya Efsun Algan
 
 
Yayımlanan Sayı :

Belki Alışman Lazım! - 24.11.2006





“Un homme averti en vaut deux” demiş Jacques Brel. Meali, “Önceden bilen kişi, iki kişi eder”…

Bilmek önemlidir. Bilgi ile malum, aydınlanma, uyanma, ayma vesaire gelir. Kafatasının içindeki gri kütlenin yakıtıdır ya bilgi; bilen insana kalan da düşünmek olur haliyle. Tabii – tarihi deneyimle kanıtlandığı gibi – her bilen insanın düşünmesi ya da düşünse bile muhakeme etmeyi başarması gibi bir şart da yoktur. Kimisine zul gelir düşünmek, kimisinin kapasitesi sınırlıdır – bir elin beş parmağı aynı değil hesabı. Bilgiyi alma, yani öğrenme, en ilkel haliyle deneyimden gelir: Elini suya ilk kez sokan insan ıslanmanın ne olduğunu öğrenir - > bilir.

Şöyle bir formül söylesem beni döver misiniz?
 

Deneyim - > Öğrenme - > Bilgi - > Düşünme - > Muhakeme - > Eylem - > Teknoloji - > Uygarlık. 

Kesin döversiniz, işkembeden sosyal antropoloji yapmaya kalktığım için; hem de sosyal antropoloji ne demek onu bile bilmeden. 

Pekala. Şimdi efendim, diyeceğim şudur önce: Uygar insan korkar. 

Korkar çünkü hem kendi deneyimlerinden hem de toplumsal hafızada birikmiş deneyimlerden – haliyle tüm bunların sonuçlarından – yapılacak şeylerin olası sonuçları üzerine fikir sahibidir. Örneğin, alkollü araba kullanmaz uygar insan. Çünkü olası sonuçlarından haberdardır bu işin. (Tsuhahahaha di mi ? Ama bu şekilde mesela memleketimizin uygarlık seviyesini ölçebiliriz belki, hı ?) Ya da uygar insan savaşa karşı çıkar falan filan. Korkar, çünkü gri hücrelerin bir yerlerine kazınmıştır bilgi ve muhakeme ederek vesaire vesaire yapar işte.

Tabii bu “korkma” işinden bahsedince içerden bir yerlerden “sttir olm tırsaklığına kulp takma len” ile dışarlardan da muhtemelen “Kendi hesabına konuş kardeşim, ben tırsak değilim”leri çağırmış oluyorum lakin, hemen heyhöy etmeden önce bu konuyu nereye bağlamaya niyetli olduğumu söyleyeyim de bir: Duman’ın ikinci albümü “Belki Alışman Lazım”a… 

Haydeee, ne alaka olm? 

Çok alaka. 

Başka bir şeye şey edeceğim: Müzikli alemde istisnası az olmamakla birlikte pek de bozulmayan bir “yazılmamış” kural, daha doğrusu bir sendrom vardır. Buna işin literatüründe verilen özel bir isim var mıdır bilmiyorum ama kabaca “İkinci albüm sendromu” denebilir herhalde. 

Şöyledir genelde: Bir eleman ya da bir grup süfer bir “debut” albümü çıkarır (ukala olmayanlara meali: başlangıç olıyır) acayip satar, şarkılar dillere düşer, falan olur, filan olur. Eleman/Grup meşhur olur, para bulur, hayran bulur, kabarır, kimisinin götü kalkar falan filan. (Süfer “başlangıç” albümü yapmanın ön şartları arasında illa ki yetenek ve diğer içsel şeylerin yanında açlık, heves, özenme, zaptetme ateşi ve benzeri yoksunluk ve yoksunluk getirileri de olmazsa olmazlardandır – ya da “olsa daha iyi olur be”lerden diyeyim de ‘zengin aile çocuğu meşhurlar n’olacak?’ diyenlere önden cevat yetiştirmiş olayım) Fakat bu işin içinde olanlar için, dünyalar yutucusu aç manyak Galactus* misali, dişi mişi kalmadığı halde habire yalayıp yutma ve daha isteme delisi olan “pop piyasası” denebilecek canavar, azami dikkate layık bir şeydir. Tüketir ve yenisini ister. Yenisi daha güzel tüketilecek cinsten değil ise tükürüp atar kenara ve başkasına bakar öğütmek için. 

Şimdi, diyelim ki eleman/grup yukarıda bahsettiğim özelliklere sahip ve süfer (görece tabii) bir başlangıç albümü yaptı. Para geldi, şöhret geldi vesaire. Derhal, düzenin icabı olarak, bu/bunların etrafını çakallar sarar – emecek yeni yer bulunduğu için. Bu çakallar arasında daha akıllı olanlar elemanı/grubu uyarır, strateji falan önerir/belirler vesaire. Bunlar genel için çok da gereksiz şeyler değildir, çünkü dişsiz canavar “daha iyisi” olmazsa “birazcık iyisi” hiç olmazsa “aynı kalitede” olanını bekler; haydi hakkını yemeyelim, sabırsız da değildir o kadar, “bir gıdım kötüsü”ne bile razıdır. Kısacası, iyi bir başlangıç beklentiye açık davetiyedir. 

Bu aşamada sanatçının (eleman/grup) kim olduğu ve kim olabilitesi devreye girer. Yani, eleman/grup belki potansiyel süperstradır, belki “yersen ve vasatlar” olmaya mahkumdur, belki de tek atımlık barut sahibidir. Fakat hangisi olursa olsun, salak değilse eğer yani kafatası içindeki organ işlevlerini en azından vasat seviyede yerine getiriyorsa evet, evet, korkar. 

Korkar, çünkü başladığı yerde değildir. Kaybedecek şeyi vardır artık. Temkinli davranmak durumunda hisseder kendisini. “Ya zçarsam?” telaşı vardır. Ve bu da illa ki yaptığı işe yansır. 

Kısacası ikinci albümler çoğunlukla aşağı doğru bir eğridir kariyerlerde. (‘Çoğunlukla’ dedim, olm)

Efendim, eğer kişizade/ler potansiyel bağlamda bu işin piri olma yolunda iseler bu ikinci albüm şeyi sorun olmayabilir; sorun olmamak ne demek, ikinci işi birinciyi aşan da vardır bir avuç – zaten yukarılarda bir yerlerde bahsettiğim istisnalar bunlardır. Bu tip elemanlar arasında (ikincide ilkini de aşanlar), eskilerden Crosby, Stills and Nash (end Young tabii), The Beatles, Lynyrd Skynyrd, yenilerden Pearl Jam gibi bir kaç isim sayılabilirken, pek çok süprestar kişi/grup esas patlamayı üçüncüde ya da dördüncüde yapmış, önü açılınca da yıkıp geçmiştir. (Bkz.: Neil Young (tek başına yani), Leonard Cohen, Joni Mitchell, King Crimson, Talking Heads, Led Zeppelin, The Who hatta dibidik Pink Floyd falan filan). Bu tayfa ikinci albüm şeyini “idare” edebilmiş tayfadır – ki bu “idare” kısmı da az buz iş değildir yani. Tabii işler illa böyle olur diye bir şey yok, o da var yani.
 

İkinciyi idare etmeyi beceremeyip fena halde batanlara örnek çok, hem törkiş pop piyasasında hem dışarıda. Tek kazanımları kimi zaman akıllarda oluşan ‘şöyle biri vardı n’oldu yaaa?’ sorusudur bunların. Yazık tabii ama herkeş başarsaydı n’olurdu di mi baldudak ? En azından dinleyiciye ızdırap yani. 

Ay be, amma uzattım. 

Şimdi efendim, üç gündür Duman’ın yeni işini dinleyip duruyorum. 

2000 senesi başları mıydı tam hatırlamıyorum, Duman’ın ilk albümünü edinmiş ve çok da beğenmiştim. Kendi kendime “ulan bu ”Türkçe” Pörl Cem ya” demiştim. Raksever için epey doyurucuydu albüm; sözüyle sazıyla hesabı. Elemanlar gayet havvanat çalıyorlardı. Müzik kalburüstü idi, hoş detaylar falan vardı, sözler gayet de güzeldi (hakim bey itirazım var / hakim bey son bir sözüm var / kayıp gençlik deyip geçme bak / hiç olmazsa biz / dönek değiliz) falan filan. Bir kaç şarkı – tamamen kişisel ölçülerime göre – Törkiş rak için epey üst düzeydi. 

Ay ne güzel yeni şey buldum heyecanıyla Deniz’e demiştim hemen “Duman var biliyon mu?” diye. Deniz gayet sakin “Bırak abi, yavşak oldu onlar” demişti. Niye peki ? Tanırmış bunları Deniz. Meşhur olunca kalkmışmış bir tarafları meğer. Deniz dediyse doğrudur tabii ki dedim ve derhal hayranlık seviyemi şabalak ‘hebe hebe’den temkinli ‘hmmm’a indirdim.  

Sonra… 

E işte, dişsiz canavar tarikatı mensubu olarak hevesle ikinciyi beklemeye başladımdı tabiyatıynen. 

E işte, uygarcık insan olarak da ikinciden o kadar fazla şey beklememe gerektiğini de biliyordum tabiyatıynen.  

Yani bir taraftan memleket halleri, bir taraftan hayat gailesi, bir taraftan Beşiktaş halleri, diğer taraflardan bilumum çağdaş ıvır zıvır arasında, bir kenarda da bu beklenti (kenar dediğim de epey kenar; yani Duman’ın yeni albümü aman ne zaman çıkacak vay vay gibi bir dert sahibi değildim) yaşayıp durduk işte. 

Geveze. 

Neyse, Duman ikinci albüm sendromunu elbette yaşamış. “İdare edebilmiş” diyebilirim kendi adıma. Daha önce de söylediğim gibi, bu “idare” işi az buz iş değil. Mesela törkişmiyuzikıl piyasanın leydi vampirellası Sezen abla yıllardır “idare” ediyor, saygı duymak lazım. Belki de Duman gayet de zeki elemanlardan oluşuyor ve Sezen’in “Her Şeyi Yak”ını kavır ederek “idare ediyiriz abi, idare edin” demeye getirmiştir, kim bilir ? (Gerçi büyük olasılıkla satışa yönelik çakallıktır bu ama ben hala ıvırzıvırcıyım) 

Neyse, albüm öncekinin altında bence. “Haberin yok ölüyorum” favorim albümde. “Oje” “Masal” “Belki alışman lazım” “Manası yok” plaseler. Sezen kavırı “Her Şeyi Yak” da iyi, hatta kuvvetle muhtemel, klibi çekilir, sağda solda epey çalar bu. 

İlk albümde hoşuma giden “Türkçe” dediğim şey, hem müzikte (ritmden vokale), hem sözlerde bize ait epey renk/tat olmasıydı. Bu albümde ise belki yukarıda tarif etmeye çabaladığım (anlamadıysanız kabahat sizin kardeşim aaaa) bir araba kaygı yüzünden bu yerli malı tadın nerdeyse hakim hale gelmiş olması. Lafın dolanmamış hali: Rak için fazla oryantal abicim olay. Ha, fena mı ? Olmayabilirdi, sürekli içimde “ikinci albümde zçmamak için hoşa gidelim derdiyle böyle etmişler” hissi uyandırmayaydı. 

Ama elemanlar diyor zaten: “Belki alışman lazım” 

İlk albüm bana göre on üzerinden sekizbuçuktan dokuz idi. Bu, altıbuçuktan yedi. Vahşi piyasamızda üçüncüyü hatta dördüncüyü yapabilirlerse, sanıyorum daha iyisi olacak. 


* Galactus: Gezegen yiyerek beslenen bir eleman. Önemli biri değil yani. Referans: Marvel şeyleri, iksmen falan. 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2021