Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1749




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 56 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Menteş
 
 
Yayımlanan Sayı : 1343

Será Tokay : ''Tatlıses dinleyicilerine Mahleri tavsiye ederim! '' - 21.12.2011





-Orkestra, yönetilmelidir. Çok iyi orkestralar, şefsiz de çalabilir. Fakat özel bir yorum ve nüanslar ortaya çıkmaz. Tüm orkestrayı aynı anda, aynı nüansla kıpırdatmak hiç kolay değildir. Şefin, enstrümanlar arasındaki etkileşimi sağlamak ve tek tek enstrümanları duymak gibi görevleri vardır.

-Orkestra
şefliği de TIR şoförlüğü gibi erkek mesleği. Niye böyle?

-Çünkü otorite gerektiren bir meslek olarak görülüyor.
Şefin, orkestraya emirler yağdırdığı, orkestranın da boyun eğdiği düşünülüyor.

-Peki i
şin aslı nedir?

-Aslında orkestra yönetmek, müzik yetene
ğinin bir uzantısıdır. Dışarıdan bakılınca, elinde ‘sopa’ tutan biri gibi görünseler de, şefler orkestraya şiddet uygulamazlar.

-Klasik Batı Müzi
ği ülkemizde neden yaygın değil?

-Çünkü biz bir Do
ğu ülkesiyiz. Klasik Batı müziği adı üstünde Batı’nın müziğidir. Avrupa’da doğmuştur. Avrupa, klasik müzikle 600 yıldır iç içe yaşıyor. Bize ise Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmasından sonra gelmiş. Osmanlı Sarayı’nda, Klasik Batı Müziği’ne ilgi gösterilmiş fakat tabii ki çok sınırlı.

-Heavy metal, arabesk, tekno, rock, pop, rap gibi müzik türleri var...

-Evet, onlar klasik müzi
ğe çok benziyorlar.

-Arabesk diyorum, metal diyorum?!

-Evet, ben de. Bunlar klasik müzikle aynı tonal sistem üzerine kurulmu
ştur. Hepsinin temelinde klasik müzik vardır.

-Yani?

-Popüler müzikte, nitelikler klasik müzi
ğe kıyasla çok sade, hattá fakirdir.

-Yani klasik müzikle, popüler müzik arasındaki fark...

-Zenginlik ile yoksulluk arasında farka tekabül eder.

-Bu konuyu biraz açar mısınız?

-Klasik müzikte kavramlar müzi
ğe içkindir. Pop müzik türlerinde hiçbir kavram yoktur. Yalnızca duygulara hitap edilir. Zihni harekete geçirmeye, düşünerek fark etmeye imkan veren hiçbir nitelik bulamazsınız orada. Pop müziği hislerimizle, ritim duygumuzla, içgüdülerimizle dinleriz. Klasik müzik aynı zamanda zihnimize hitap eder. Müziğin kendisi bir metin gibidir.

-80 yıldır klasik müzi
ğe adapte olamadık!

-Türkiye’de çok iyi müzisyenler de yeti
şiyor, özellikle son dönemde.

-
İbrahim Tatlıses albüm yaptığında bir anda milyonlarca insana ulaşıyor halbuki.

-Popüler müzik Batı’da da klasik müzikten daha çok ilgi topluyor. Bu anlamda
İbrahim Tatlıses’in benzerleri Batı’da da var. Fakat orada, köylerde de klasik müzik dinleniyor. Almanya’nın bütün köylerinde orkestra vardır.

-Neden?

-Çünkü klasik müzik, kilise müzi
ğiyle de etkileşim içinde. Çaykovski’nin bazı eserleri metafizik duygular uyandırır. Bach zaten dinî müzik yapıyordu.

BEETHOVEN LA
İKTİ

-Klasik müzi
ğin dinî olmayan verimleri de var, değil mi?

-Laik diyebilece
ğimiz tarzdaki klasik müzik daha sonraları ortaya çıkıyor. Bach teokratik, Beethoven laiktir bu manada. Ya da demokratik diyelim.

-Demirel bu yüzden mi Beethoven’in 9. Senfonisi’ni laikli
ğin simgesi ilan etti?

-9. Senfoni’den ziyade, 5. Senfoni laiklikle irtibatlı sayılabilir. Orada militanca bir ateizm yoktur fakat Tanrı’ya kar
şı iddialı bir ifade söz konusudur.

-Klasik müzik dinlemek bize ne kazandırır?

-Her insanın klasik müzik dinlemekten kazançlı çıkaca
ğını iddia edemeyiz. Ayrıca, Bach ile Mozart arasında mesela çok ciddi farklar vardır. Yani klasik müzik bölünmez bir bütün değildir.

-Mozart’ı sevmez gibisiniz. Repertuarlarınıza almıyorsunuz.

-Mozart’ı çocuksu, hatta çocukça buluyorum. Ekspresyonlarında sürekli tekrarlar yer alır. Bir masumiyet taklidi var müzi
ğinde. Ve bazen de bir sapmaya dönüşür saflığı. Don Giovanni’de mesela. Bütün bu kontrastlar bana zevk vermiyor.

-
İyi de, o, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik dehası...

-Öyle deniliyor fakat bu riayet etmek zorunda oldu
ğumuz bir yargı değil. Klasik müzik özgür insanların müziğidir.

-
Şu anda bir savaş başlattınız?!

-Bence en büyük besteci kesinlikle Mozart de
ğildir. Mozart’ın nesnel değerini inkar etmiyorum. Kişisel olarak bana hitap etmiyor. Beethoven mesela çok iyidir fakat en iyisi...

-Evet, en iyisi?

-Gustav Mahler’dir.

-Mahler’den sonra en sevdi
ğiniz besteciler?

-Bartok,
Şostakoviç ve Çaykovski.

-Klasik müzi
ğin tadına varabilmek için ne yapmam lazım? Diyelim İbrahim Tatlıses’ten vazgeçemedim. Bir Ferdi Tayfur benim için çok şey ifade ediyor. Buradan bir Mahler’e, Şostakoviç’e ya da Dvorjak’a geçebilir miyim?

-(
Şefkatli bir sesle) Geçersiniz.

-Nasıl?

-Mahler’in bir senfonisini alıp dinleyerek... 5. senfonisini tavsiye ederim.

-Emin misiniz, ben
şimdi İbo’dan Mahler’e pattadak geçebiliyor muyum?

-Evet. Klasik müzi
ğin evrensel bir özelliği bu. Afganistan’da kalaşnikof sesleriyle büyümüş biri bile anında sevebilir klasik müziği. Klasik müzik eğitimi almış bir burjuva da müziğin tadına varmaktan uzak olabilir.

-‘Ey
İbocular, Müslümcüler, Yıldız Tilbeciler! Mahler dinleyin!’ mi diyorsunuz?

-Evet, aynen öyle diyorum. Metalciler, rapçiler, arabeskçiler... Hepsine buradan sesleniyorum! (Gülümsüyor)

-Peki ya ilk anda ho
şlanmazsak?

-Biraz ısrarda fayda var. Çünkü bu eserler çok sofistikedir. Klasik müzik, bize kelimeleri kullanmadan hikayeler anlatır. Orada trajediyi, sevinci, cesareti, ölümü, zaferi, a
şkı, yıkımı, hüsranı işitiriz. Nitekim, mesela Shakespeare’in eserlerinden uyarlanmış müzikler yazmıştır birçok besteci.

-Metallica, Iron Maiden, AC/DC ve tabii ki
İzzet Altınmeşe dinliyoruz...

-Neye kulak verdi
ğimiz çok önemli. Bazı sesler ruhumuzu, kalbimizi lekeler, bazıları da içimizi temizler. Dinlediğimiz müzikler bizi duygu durumlarına, ruh hallerine bazen de entelektüel duyuşlara sevk eder. Klasik müzikte bizim nasibimiz vardır, onu arayalım diyorum.

KEMAN
İÇİN 10 YIL GEREK

-Klasik müzik dinlemeye niyetle-nenlere önerdi
ğiniz bir kitap var mı?

-Bence klasik müzik ilkel metotlarla dinlenmelidir. Bu müzik entelektüel eforlarla sevilecek bir
şey değil. Bu bakımdan İbrahim Tatlıses dinlemekten farkı yoktur. Sizdeki bir eksikliği gideriyor ya da bir fazlalığı anlamlı kılıyorsa tamamdır işte.

-Piyanistsiniz aynı zamanda. Nedir piyano? Ya da enstrüman nedir?

-Ünlü Filozof Martin Heidegger der ki ‘Enstrümanları kendimize adapte ederiz.’ Piyano benim kontrpuan analizleri yapmamı, senfonileri anlamamı, tanımamı sa
ğlar.

-Enstrüman çalamıyoruz biz. Çalalım mı?
İyi midir?

-Enstrüman çalan ki
şi kendisini ifade etme şansı yakalar. Fakat eğitime erken başlamak gerekir.

-Kaç ya
şında?

-4, 5, 6 ya
şlarında. Çünkü kas ve beyin ilişkisine dayalı bir şeydir bir müzik aletini çalmak.

-Yani amatörce çalsak, müzik tarihine geçmeden bir kenarda tıngırdatsak olmaz mı?

-Bakın, amatör de, profesyonel de küçük ya
şta başlamalıdır müziğe. İkisinin arasındaki fark yaşla ilgili değil zaten yetenekle ilgilidir. Amatör müzisyenler aynı zamanda kaliteli dinleyicilerdir. İncelikli, zengin bir müziği tanımak için enstrümanlarla tanışmak gerek.

-Bu röportajı okuyanların önemli bir kısmı 4 ya
şının üzerinde insanlar. Bizden geçti mi yani?

-Müzi
ğin acımasız gerçekleri var maalesef.

-Kendimizden ümidi keselim mi?

-Bir kemanı gerçekten tutabilmek için bile 10 yıl gerekiyor.

-Biraz abartmadınız mı?

-Hayır. Piyanoda herhangi bir eser çalabilmek için 10 yıl gerekiyor. Diyelik Itzhak Perlman gibi ola
ğanüstü biri için bile beş yıl gerekiyor.

-E çok zor?

-Evet, çalmak çok zor fakat dinlemek kolay! Benim tanıdıklarım arasında, klasik müzi
ği en iyi anlayanlar bizzat müzisyenler değil.

1500 K
İŞİ BİZİ DİNLEDİ

-Aynı zamanda felsefecisiniz. Felsefeyle müzik arasında nasıl bir ili
şki var?

-Felsefeyle u
ğraşğım için orkestramla daha kolay empati kuruyorum. Mahler, hiç durmadan Schopenhauer okuyormuş. Müziğin Ruhundan Felsefenin Doğuşuna adlı bir eseri var Nietzsche’nin. Wagner’in karanlık yönüne Alman felsefesi kaynaklık etmiştir.

-Ve?

-Felsefe ile ilgilenmek bir zihin açıklı
ğına ulaşma çabasıdır. Klasik müzik de bizim maneviyatımızla, iç dünyamızla, yücelik arayışımızla ilgili. Fakat felsefe, müziğe kıyasla daha garantili bir uğraştır.

-29 Eylül günü Strasburg’da konser verdiniz...

-Evet, ilk kez bir Türk orkestrası Erasme Salonu’nda konser vermi
ş oldu. bin 500 dinleyici vardı. İçlerinde AB Parlamentosu üyeleri, AİHM yargıçları, öğretim üyeleri bulunuyordu.

-Tepkiler nasıldı?

-Harikaydı. Oranın en büyük müzik ele
ştirmeni, aynı akşam konser veren ünlü orkestra şefi Pierre Boulez’in orkestrasını değil beni dinlemeyi tercih etti. En itibarlı gazetelerde hakkımızda yazılar çıktı.

-Piyanomu Orhan Pamuk satın aldı

-
İlginç bir anınızı anlatır mısınız?

-1992 yılıydı. Pleyel marka eski bir piyanom vardı. Yeni piyano almaya param yetmiyordu. Eskisini satmak durumundaydım yani.

-Ne yaptınız peki?

-Gazeteye ilan verdim. Bir gün sonra piyanoyla ilgilenen Nazlı Eray telefon etti.

-Yazar Nazlı Eray mı?

-Evet. Ben kendisiyle tanı
şmıyordum fakat.

-Sonra?

-Orhan Pamuk benim arkada
şımdır. Sohbet ederdik. O, romanlarını anlatırdı, ben de müzikten bahsederdim. Piyanoyu satmam gerektiğini ona da söylemiştim. Yeni bir piyano alabilecek miyim acaba diye biraz endişeli olduğumu Orhan biliyordu. Anlattıklarımı gayet ilgiyle dinliyordu.

-Vay canına?

-Daha sonra, Nazlı Hanım, piyanoyu görmek üzere evime geldi. Nazlı Hanım’la kahve içtik, sonra piyanoyu incelemeye ba
şladı. Tam o esnada Orhan Pamuk geldi ve piyanoyu satın almak istediği söyleyerek, piyanonun üzerine, benim satmayı düşündüğüm fiyatın iki katı kadar para koydu!

-Çok acayipmi
ş...

-Evet! Bu, yeni piyano almama yetecek miktardı. Açıkçası, Nazlı Hanım bundan pek ho
şlanmadı sanırım. Müthiş bir şaşkınlık içindeydim.

-Orhan Pamuk piyanoyu alıp gitti mi?

-Hayır almadı.
İyi piyano çalan bir teyzesi olduğunu ve onun gelip piyanoyu alacağını söyledi. Ben Orhan’ın teyzesini aradım defalarca fakat bir türlü gelmedi.

-Sonra ne oldu peki?

-Ben de piyanoyu ikinci kez satmak zorunda kaldım (gülüyor).

-Taliban militanı ‘Bu kadın
şeytan!’ dedi

-Romantizmin ba
şkenti Paris’te yaşıyorsunuz. Paris’i seviyor musunuz?

-Bana romantik gelmiyor Paris.
İstanbul’un da tadı kalmadı pek. New York’u hiç sevmiyorum. Ben Kábil’i seviyorum, orada yaşamak isterdim.

-Kábil derken, Afganistan’ın ba
şkenti olan Kábil mi?

-Elbette! Kabil’i müthi
ş romantik, mistik buluyorum. Oradaki dağlar, 23 yıllık savaşla geçen hayatlar beni derinden sarsıyor. Klasik müziğin de bunlardan söz ettiği görüşündeyim.

-Peki hangi besteci bunlardan bahsediyor sizce?

-Mahler’in bütün eserlerinde bu deh
şetli mahrumiyet duygusu var. Şostakoviç’in 5. Senfonisi II. Dünya Savaşı’ndaki yıkımı anlatır.

-Nasıl gittiniz Afganistan’a?

-Ahmet
Şah Mesut hayranıydım. 6 Eylül 2001’de vuruldu Şah Mesut. Onun en yakın arkadaşı ve Dışişleri Bakanı olan Dr. Abdullah’a mektup yazdım. Oraya gitmek istediğimi söyledim ve 2006’da resmi davetli olarak gittim.

-
Şah Mesut’a neden hayrandınız?

-
Şah Mesut’un Ruslara karşı direnişi müthiş etkiliyordu beni. Benim müzikte de ilgilendiğim bir temadır bu.

-Sizi Kábil’e ba
ğlayan olaylardan kısaca bahsetseniz...

-Kabil’de bir çocu
ğa sordum: ‘Baban ne iş yapıyor?’ Çocuk bana çok kötü baktı. ‘Madam, burada çocuklara babaları hakkında soru sorulmaz’ dedi.

-Niye?

-Çünkü bütün çocuklar yetimdir. ‘Peki annen ne i
ş yapıyor?’ diye sordum. ‘Yan sokakta dilencilik yapıyor’ dedi. Gittim yanına, burkalı bir kadındı, halı satılan bir dükkanda çay içiyordu. Babaların hepsi ölmüş ve bütün anneler dileniyor...

-Afganistan’da ne yapacaktınız?

-Müzik okulu açmak istiyordum.

-Fakat?

-Yapamadık çünkü can güvenli
ği yoktu. Afgan çocuklarına klasik müzik dersleri verecektim. Küçük çocuklara piyano çaldım, Afgan askeri orkestrasını yönettim. Topladığım çocuklar müzik öğrenmeye çok hevesliydiler. Afgan Kültür Bakanı Mahdum Rahim’le konuştum, ‘Okula ilk ben kaydolacağım’ dedi, keman çalıyormuş. Orada Fransız, İngiliz ve Alman okulları var. Bir de medreselerde Taliban’ın yetiştirdiği çocuklar var. Onlarla da görüştüm.

-Sonra?

-Çıplak ayaklı çocuklar su istiyorlardı. Biz onlara su verip ve müzik okuluna davet ederken Taliban militanlarının bulundu
ğu bir minibüs geldi. Silahlı biri, çocuklara Peştunca sözler söyledi.

-Ne dedi?

-
Şoför bana tercüme etti: ‘Bu kadın şeytan. Hemen dağılın yoksa onu vururum!’ demiş. O anda makinalı tüfeğini bana doğrulttu. Arkadaşım, o anda fotoğraf çekti. Bir hengame yaşandı ve tozu dumana katarak kaçtık. Sanırım militanlar bizi vurmayı düşünmüyorlardı çünkü arabamız resmi plakalıydı.

-Ba
şka?

-Afgan hükümeti bize Kabil Güzel Sanatlar Fakültesi’nden bir salon verdi. Piyano da vardı. Fakat ate
ş açılmıştı, duvarlar delik deşikti.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019