Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 50 müzisyen gazete okuyor
 
 
Şahin Keskin
 
 
Yayımlanan Sayı :

Marianne Faithfull - 05.05.2006





gece sabaha yaklaşmış ilk ışıklar rüyanın bittiğini müjdeliyor başım klavyeye düşüyor... bir fısıltı kırık bir ingilizceyle...kardeşi morfini çağırıyor.... eskiden marianne faithfull dinlerken whiskey ve asit içilirdi...
son montreaux jazz festivalinde gördüm ki tam da şarap tadında olmuş... kırmızı şarap...

1964 te adrianne posta'nın lanse edildiği partide rolling stones 'la tanıştı dünyanın en güzel meleği ve şeytanı aynı zamanda.. ve 'as tears go by' hikayesi de öyle başladı....

ama o hiç sevmedi 'as tears go by' ı daha sofistice şeyler yapmayı seçerdi o zamanlarda... andy oldham onu gördüğü anda aşık oldu ve onu yıldız yapmaya karar verdi..iri memeli bir melek gördüm ve derhal bir kontrat imzalattım'... hikaye böyle başladı... bundan sonra gelecek olan şöhret, party ve tanrılarla tanışma yepyeni şarkılarla sürdü...

stones'un tamamını elden geçirdi marianne 'brian bebekti, mick yalancı ki her şarkıyı senin için yazdım derdi, keith en büyük aşıktı'....
as tears go by dan sonra blowin in the wind geldi... peygamberin şarkısını söylemek o kadar da kolay diildi...
oldham la yolları ayrıldı... tony calder le çalışmaya başladı... bu arada hamile kalıp 'come and stay with me' i yaptı ve varoluşsal kahramanı dylan'la bi otel odasında tanıştı...

dylan marianne'a tuvalet kağıdının üzerine uzunca bi şarkı yazdı, iki gün aralıksız yağmur yağdı... sonra hatun dylan'a vermeyince buruşturup attı çöp sepetine... ortamdaki herkes o yıllarda dylan'ı peygamber kabul ediyordu...
yükseliş düşüşü getirdi sıradan hayatlardaki gibi onun hayatındaki gibi... ağır adamlar mick jagger olsun keith olsun hayat giderek zorlaştı ve ikinci kez tedaviye başladı.....

işte burada
bu hastane yatağında yatıyorum
söylesene morfin abla ne zaman geleceksin yanıma
o kadar bekleyeceğimi sanmam
görüyorsun işte pek de güçlü sayılmam
şu kahrolası ambulansın çığlığı kulaklarımda
hey morfin abla ne kadar yatıyorum burada
ne arıyorum burada neden doktorun suratı yok
yerde sürünemeyeceğim
görmüyormusun morfin abla kafayı bulmaya çalışıyorum
herşeyin göründüğü gibi olmadığınıkanıtlamak için
lütfen morfin abla karabasanımı rüyalarımla değiştir
görmüyor musun hızla soluyorum
bu yüzden bu son vuruşum olacak
sevgili kuzenim kokain
serin ellerini başıma koy
hey morfin abla yatağımı toplasan iyi olur
ikimiz de biliyoruz ki sabaha çıkmayacağım
burada oturup seyredebilirsin
temiz beyaz çarşefların kırmızıya boyanışını.....

bu ikinci tedaviyi üçüncü izledi, sonra dördüncü... sıtkı sıyrıldı şu rock'n roll kahramanlarından sonra evlendi... çocuğu oldu... zaman zaman iyi şarkılar söyledi zaman zaman boktan...

şehrin bitap düşmüş bir bölgesinde
ayaküstü konuşmalardan saklanarak
yürümeyinin yürüğüne dönüştüğünü izle
düşleyince kolay sinemalara bakarak
bir çemberin içinde ayakta durmak
yanlış zamanda gülerek
eğer alkol beni alıp götürürse
dakikasında bir tek atar ve bir saate kadar orada olurum
times meydanında şöyle bir dolanıyorum
valizimde bir tabanca ve gözlerim televizyonda
arabadayım arka koltukta
pencereden dışarısını izliyorum
tehlike hekkında düşünerek
yanlış bir dünyada oynuyorum
savaşıyorum ama özgür değilim
telefonda konuşuyorum
ikimiz hakkında
eğer jesus beni alıp götürürse
dizüstü çökerdim ve hiç sorum olmazdı cevaplarına
duyularımı kazanmış olarak ölürsem eğer
bir otelde gözümü açarım
bakışlarımı tavana dikmiş....

sonra bir gün mutfakta karnıyarık yapıp içeri döndüğünde kocasını içerde bulamadı... 58 inci kattan atmıştı eleman kendini... sonrası yeni eroinler yeni tedaviler.... eski şu büyük göğüslü melek sokakta buldu kendini, bütün rock'n roll kahramanları kariyerlerine devam ederken... itilip kakıldı, sonra devam etti...

sonra bir gün montreaux jazz festivalinde gördüm kendisini sarı uzun saçlarını iki yanına salındırmış şu eski şarkıları söylüyordu... sonra konserin ortasında piyanistin hayran bakışları arasında gidip sahnenin ortasındaki masaya oturup kendine bir lucky strike yaktı ardından kristal kladehine bir bordeaux şarabı doldurdu kırmızıydı... ilk yudumun ardından söylemeye koyuldu...

kırık kalpler bulvarı...

hiç bir otel bizi beklemiyor...


SOĞUK İÇİNİZ





 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019