Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1747




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Celalettin Budak
 
 
Yayımlanan Sayı : 869

Bilincin ışığında çağdaş Türk Müziği - 20.10.2009





Kurduğu Türkiye Cumhuriyetine devredilen müzik kültürü mirası ile Çağdaş Medeniyetler arasında saygın bir kimlik kazanılamayacağını anlayan M. K. Atatürk Bilimin ışık tuttuğu Çağdaş bir Türk Müziği oluşturmak istemiştir. Bu amaç doğrultusunda da Ulusal halk kültürümüzü çok sesli batı tekniklerini kullanarak, taklitken uzak ama yeniliğe açık bir müzik devrimi gerçekleştirmiştir.

Yeni toplum, yeni müzik ilkesiyle; Çağdaş Türk Müziği.

“…Hayatta musiki gerekli midir? Hayatta musiki gerekli değildir. Çünkü hayat musikidir…
İzmir Kız Öğretmen Okulu, 15 Ekim 1925.” Sözleriyle M. K. ATATÜRK müziğin insan hayatında ne kadar büyük bir önem taşıdığını belirtmiştir. İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar müzik her alanda kullanılmıştır. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde haberleşme aracı olarak kullanılan müzik daha sonraları ibadet için ve düşünce reformlarının gelişim süreçlerine paralel olarak ta yasamın tüm alanlarında kullanılmaya başlanmıştır. O yüzdendir ki müzik günümüzde doğal ihtiyaçlarımızdan biri haline gelmiştir.

Müzik; Güzel sanatlar denildiğinde akla ilk gelen alt başlıklarından biridir. Varoşlundan bu yana da sürekli gelişim göstermiş ve uygarlıkların ulusal kültürlerinin temel taşlarından birisini oluşturmuştur. Yaşanılan çağda tutunabilmek için insanoğlunun ellerinde kendisini sanatsal öğeleri ve teknik kuralları ile yenileme , geliştirme ihtiyacı duymuştur. Kendisini yenileyemeyen hiçbir sanat dalı gelecek yy da baki kalamamıştır ki buda bir ulusun kültürünün yok olması demektir.

Yıkılan Osmanlı İmparatorluğu yerine filizlenen Türkiye Cumhuriyetinin kusucusu M. K. ATATÜRK’ te müziğin bir ulus için taşıdığı önemin bilincinde olup, yaptığı reformların içerisinde müziğe de büyük önem vermiştir. “En güç inkılap musiki inkılabıdır.” Peki Ulu Önder en güç inkılap diye nitelendirdiği müzik inkılabını nasıl gerçekleştirip, Türk musikisini nereye getirmek istemişti? Bu sorunun cevabını aramadan önce musiki hakkında fikrilerine değinelim biraz.

Öncelikle Atatürk herhangi bir müzik eğitimi almış birisi değildi ama Türk müziğini çok seven iyi bir dinleyici idi. Bir dahi oluşu kendisine müzik inkılabını gerçekleştirmek için bir yol belirlemişti. İlk olarak yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyetine yeni bir müzik gerektiği inancını taşıyordu. Yeni müzik üzerine yapılan tartışmalarda kimilerinin; “Osmanlı müziği alışkanlığı var. Yenisi yabancı gelir” demesi üzerine Atatürk “...Osmanlı musikisi Türkiye Cumhuriyetindeki büyük devrimleri anlatacak güçte değildir. Bize yeni bir musiki lazımdır. Bu musiki özünü halk musikisinden alan, çok sesli musiki olacaktır. Alışkanlık dediğiniz şeye gelince; sizin Osmanlı musikisini Anadolu köylüsü dinler mi, dinlemiş mi? Onda bu musikinin alışkanlığı yoktur.” bu yanıtı verir.

Atatürk’ ün oluşturulmasını istediği yeni müzik üzerine o dönemde her kesim kendi işine geldiği gibi yorumlamıştır. Aşırı dindar, muhafazakar kesimler Atatürk’ü Türk müziği düşmanı olmak ve batı taklitçiliğiyle suçlamışlardır. Ama Ulu Önderin Türk müziğini ne kadar çok severek dinlediği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Hele birde Atatürk’ ün Türk müziğini yasaklaması olayı vardır ki hala günümüzde bu konu üzerine farklı söylentiler dolaşmaktadır. 1928 yılının ağustos ayında davet edildiği bir müsamerede sahneye ilk olarak bir orkestra çıkıp Atatürk’ ün sevdiği Toksa operasından aryalar seslendirip sahneyi ülkemize davet edilen Arap şarkıcıya bırakır. Arap şarkıcıda söylediği eserleri bitirince yerine Atatürk için hazırlanan çoğu amatör çocuklardan oluşan kılık kıyafetleri birbirleri ile uyumsuz bir grup çıkar ve Sultaniyegah faslını çalarlar. Atatürk ü gören çocukların heyecandan eli ayağı birbirine dolaşır ve çoğu anlaşılamayan seslerle uyumsuz bir şekilde faslı bitirirler. Her fırsatta kendi Ulusu ve kendi kültürüyle övünen Atatürk bu durum karısında yenilgiye uğramış bir komutan edasında aniden ayağa kalkıp “Gidelim… bu musiki bizim heyecanımızı ifade etmekten uzaktır, demiş ve oradan ayrılmıştır.” Bu sözlerin üzerine Atatürk bu müziği dinlemek istemiyor diye radyolarda Türk Müziği yasaklanıyor. Bu olayın üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra Atatürk Çankaya da ki köşküne Türk Müziği dinlemek istediği için sanatçılar çağırılıyor. Bu duruma şaşıran sanatçılar bir utangaç birazda şaşkınlıkla eserlerini yorumluyorlar ve eser bitiminde kimseden sanki bir suç işlemiş gibi ses çıkmıyor bu durumu fark eden Atatürk ise bir süre sonra: “Ne yazık ki, benim sözlerimi yanlış anladılar, şu okunan ne güzel bir eser, ben zevkle dinledim, sizler de öyle. Ama bir Avrupalıya bu eseri, böyle okuyup ta bir zevk vermeğe imkan var mı? Ben demek istedim ki bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini, onlara da dinletmek çaresi bulunsun, onların tekniği, onların ilmi ile, onların sazları, onların orkestraları ile, çaresi her ne ise. Biz de Türk musikisini milletler arası bir sanat haline getirelim Türkün nağmalerini kaldırıp atalım, sadece garp milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize maledelim, yalnız onları dinleyelim demedim, yanlış anladılar sözümü, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum.” Demiştir. Buradan da Ata’ nın “Yeni toplum, yeni müzik.” Sözüyle neyi amaçladığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Varolan kültür mirasını hiçbir zaman için dejenerasyona uğratmayı düşünmeyen M. K. Atatürk. Geçmişten günümüze gelen kültür mirasını korumayı ama bunun yanında da yeni Türkiye Cumhuriyetinin yeni bir müziğinin oluşturulmasını istemiştir. Bu konu ile ilgili söylediği en güzel sözlerden biriside Tatyos efendinin “Saz Semaisinin” çok seslendirilmesinin üzerine yaptığı konuşmasıdır. “…Bu bir irticadır efendiler! Tatyos efendi’ yi yenileyin demedim ki, yeni bir müzik yaratın dedim ben…1934”

Kısacası var olan müzik kültürünü korumanın yanında Cumhuriyet Türkiye sinin uluslar arası medeniyetler arasında yerini alabilmesi için çağdaş, çok sesli bir müziğe de sahip olması gerektiğini haklı olarak savunan M. K. Atatürk ne aşırı muhafazakâr nede batı hayranı idi. Amacı sadece her alanda olduğu gibi müzik ve sanat alanında da Milletini çağdaş medeniyetlerin seviyesine ulaştırmaktı. Günümüzde hala Batı Müziğimi, Türk Müziğimi tartışmaları devam ederken, Ulu Önder gidilmesi gerekilen yolu yıllar öncesinde Türk gençliğine göstermiştir. Bize de sadece bu anlamsız savaşta saf tutmak yerine, akıl ve bilimi kullanarak kültürümüzü en üst çağdaş medeniyetler seviyesine taşımak düşer. Unutulmamalıdır ki kültürüne sahip çıkıp, çağın gerekli teknikleriyle geliştirip, yeni nesillere aktaramayan bir millet bir gün mutlaka başka kültürlerin himayesi kabul etmeye mahkûmdur.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019