Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1748




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 43 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ali Babür
 
 
Yayımlanan Sayı : 435

"Anneaaa Ben de Bu Kültür Bakanından İstiyom!" - 14.11.2007





Selülozu ve mürekkep kokusunu seven biriyseniz ve çalıştığınız kuruma günlük gazetelerin tekmili birden geliyorsa bu sizin için matbû dünyada bir-iki saatlik umûmiyetle haz veren bir 'sörf' demek. Evet, orada öylece okunmayı bekleyen koca bir yığın gazetenin sayfaları arasında dolaşmak çoğu zaman eğlenceli olabiliyor ama bazen de asabı bozulmuş vaziyette bu mevkûteleri kaldırıp kenara fırlatma hissi yaşamıyor da değilsiniz. Hele de o gün heyheyleriniz üzerinizdeyse. Bakın bugün tansiyonum nasıl yükseldi...

Gilberto Gil namlı Brezilya Kültür Bakanı (aynı zamanda bir caz müzisyeniymiş kendisi) Caz Festivali’nde bir konser vermek üzere ülkemizi teşrif etmişler. Gazetelerdeki birtakım yazarların yorumlarına bakılırsa konsere giden ‘talihli' dinleyiciler pek keyifli bir akşam geçirmişler. Hatta bazıları yaşadıkları memnuniyet hislerini kelimelere dökmekte kifâyetsiz kalmışlar. Öyle ya enteresanlığa bakar mısınız, koskaca bir ülkenin müzisyen bakanı ülkemize gelip icrâyı sanat eyliyor, bu manzara karşısında zevkten ve şaşkınlıktan diliniz lâl kesilip gözleriniz yaşarmaz da ne yaparsınız? Mesela bir ‘köşe kadısı' demiş ki: “Ne mutlu Brezilyalılara. Finale kalamadılar ama Gilberto Gil gibi kültür bakanına sahipler. Gel de kıskanma!”. Bir diğeri “Allah bize böyle bakanlar nasip etsin” başlığıyla yazısına girişmiş. Başka bir yazarsa lafı çevirmemiş doğrudan arz eylemiş meramını “Konserde bizim Atilla Koç'u düşündüm. Biri yerinde duramıyor, diğeri uyuyor. Biri bis için alkışlanıyor, diğeri protesto için!”

Dedim ya o gün heyheyleriniz üzerinizdeyse masum gibi görünen ‘konser izlenim yazıları’ bile şalterinizi attırmaya yetiyor ve ardından bir sürü cümle-soru karıncalar gibi beyninize üşüşüveriyor. Yahu, bir insanın kendi iradesi dışında üst makam tarafından sadece müzisyen kimliğiyle icra makamına atanması (eğer öyleyse tabi) bu kültür bakanlığı da olsa takdir edilesi bir şey midir? Hem, müzisyen Bay Gilberto Gil'in Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva'nın ‘takdirleriyle’ bakan yapılmış olması başarıyı beraberinde getireceğinin garantisi midir? Belki Bay Gil, yüksek bir siyaset kâbiliyetine hâizdi ve o vasfı nazara alınarak bakanlık mevkiine getirilmiştir, ama bunu bilmiyoruz ki? Peki neden çocuksu bir romantizmle “Ayy bizim niyçün müzisyen kültür bakanımız yok?” sızlanmaları. Soruyu tersten bir daha soralım, bir insanın sanatın herhangi bir dalında ‘yetkin bir kâbiliyet' olması başarılı bir kültür bakanı olmak için yeter şart mıdır?

İşin vahim tarafı bu da değil, asıl can sıkıcı olan yukarıda bir kısmını alıntıladığım yorumlarda ve o yorumların devamlarında yazılara sinmiş olan, bencileyin hassas bünyelerin midesini bozacak raddede ‘kaba' elitizm. Yazılar sûretâ, insanın hafta sonu şezlong altında bedenini yayarak okuyacağı kıvamda kaleme alınmış ‘konser izlenimleri’ gibi, fakat hafiften kabuğunu dürtseniz altından bir sosyal cemaatin ufûneti hücum ediyor burnunuza... Şimdi sormak lazım bu yazıları döktüren ablalara, abilere: Konsere gelen caz müzisyeni Brezilya Kültür Bakanı filanca değil de, halk ozanı-kopuz icrâcısı Moğolistan başbakanı falanca olsaydı aynı alâkayı gösterir miydiniz? Tar üstâdı bir Azerbaycan Respublikası Medeniyet ve Turizm Nazırı, veya ne bileyim santur virtüözü bir Pakistanî siyasetçi kendine o sütunlarda yer bulabilir miydi? İşin içine ‘sterilize' bir caz müziği anlayışı ve ‘Latin Amerika’ girince durum değişiyor tabi, hele bahis mevzû kişi rüzgarı efil efil ‘soldan' estiren bir siyasetçi ise. Tabi ‘büyük' medyamızın azîm bir kısmında köşe tutmuş gazetecilerimizin ‘Latin Amerika muhipliği’ yeni değil. Bilirsiniz 80 öncesinin eski dâvâlarına kadar uzanır; Che Gueveralarla, Fidellerle uzun yıllara dayanan dostluktur bu. Malum şimdilerde de Güney Amerika ülkelerinde sol siyaset yükselişte; Lula da Silvaların, Hugo Chavezlerin, Evo Moraleslerin iktidarları, bu ‘gönül akrabalığı’ ilişkisini daha da tazeliyor. Bütün bunların üzerine, Latin müziğinin tınılarını ve tangonun göz okşayıcı kıvraklığıyla oluşturulmuş muhayyel Güney Amerika kültürünü ekleyin. Bu manzarayı bir Brezilya kahvesi yudumlarken tahayyül etmek az keyif midir a dostlar?..

Beri yandan okkanın altına giden garibim Kültür Bakanı Atilla Koç oluyor. Adamın tek kabahati sosyo-ekonomik seviyesi pek yüksek olmayan Türk halkının mühim bir kısmının teveccühüne mazhar olmuş bir partiden kültür bakanı olması ve de sanatın herhangi bir dalında husûsî bir kabiliyete sahip bulunmaması (belki evinin bodrum katında gizli gizli kontrbas çalıyordur da biz bilmiyoruzdur, günahını almayalım). Şahsen Koç'a husûsî bir muhabbet beslemiyorum, vazife başı yaptıktan sonra kırdığı potlardan dolayı da “Böyle kültür bakanı mı olur kardeşim?” gibi bir rezervim de yok. Adamın varsa icraatlarına bakalım, yönetim kâbiliyetini sigadan geçirelim. Koç'un, Brezilya Kültür Bakanı gibi kot pantolon, salınmış gömlek gezen; esmer tenli, zayıf, uzun saçlarını arkadan top yapıp bağlamış biri değil de biraz ‘etine dolgun' olması, devlet mehabetini temsil ettiği için her daim göbeğinde fazlaca gelişmiş 'kaslardan' dolayı önü biraz zor iliklenen ceket-pantolon-kravat dolaşması, arada bir de uyuklaması (şimdilerde pek uyurken göremiyoruz ekranlarda, bıraktı galiba bu huyunu) onu niçin ‘makbul' olmayan bir bakan yapsın ki? Bir siyasetçi için ortalamanın üzerinde bir ‘yakışıklılığa' sahip olan önceki bakan Erkan Mumcu şu an bakanlık koltuğunda oturuyor olsaydı o yazılarda sinsi göndermeler yapılır mıydı acaba diye düşünmüyor da değilim bir yandan...

O zaman lafı uzatmayalım, şimdiden gelecek kültür bakanı kim olmalı diye fikrî temrinlere girişelim derim ben. Bir kere boyu, posu, endâmı yerinde olmalı; bunda mutabıkız... Mesela Zülfü Livaneli nasıl? Enikonu başarılı bir müzisyen, e siyasetçi kimliği de var bir taraftan, “leylim leeey!” diye gürlese hipodromlarda en güzel ‘kültürel faaliyet’ olur. Bir Fahir Aatakoğlu var mesela piyanist, yakışıklı da kerata, uzun saçlarını da arkadan bağlıyor ‘cool' havalar filan. Yurtdışında yaşıyor ama feda olsun, arada bir bakanlar kurulu toplantısına uğrasın, geldiğinde de Harbiye'de bir konser versin, o saadet bize yeter. Vurmalı çalgılar virtüözümüz Burhan Öçal nasıl? Müthiş bir kâbiliyet, uluslararası müzik dünyası da âşina Öçal'a. Gilberto Gil bir daha ülkemize uğrama lütufkârlığında bulunursa, şöyle Rumelihisarı'nda karşılıklı bir improvizasyona imza atsalar bundan âlâ ‘icraat' mı olur azizim!

***

Yok yok, şu hergün on-onbeş gazeteye bakma huyumdan bir an evvel vazgeçmem gerekiyor; kendimi buluttan nem kapan kuruntulu ihtiyar gibi hissediyorum yahu!...
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019