Kullanıcı Adı
Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 15
Sayı: 1776




 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Meriç
 
 
Yayımlanan Sayı :

Tülay German: Türk Popüler Müziğinin Fragmanı - 19.06.2007





Türkiye'nin en önemli seslerinden birisi, Tülay German, yıllar yıllar sonra elinizde tuttuğunuz bu derlemeyte yeniden ülkesinde. Geçtiğimiz yıl, yine Kalan Müzik tarafından yayınlanan Yunus'tan Nazım'a adlı albümde dinlediğimiz, doyamadığımız German, bu kez aralarında hiç yayınlanmamış kayıtların da bulunduğu özel bir derlemeyle karşımıza çıkıyor. Türkiye'de, popüler batı müziğinin ilk yıllarına tanıklık eden kayıtlar bunlar. Bu nedenle bu albüm, yıllardır özlediğimiz bir sesi bize taşımakla beraber, Tülay German'ın deyişiyle "Çoksesli Türk Popüler Müziği"nin ilk denemelerini içeriyor olması itibarıyla tarihi bir öneme sahip. Yıllardır hakkında bir çok spekülasyon üretilen, söz yazarlarının, bestecilerin ve düzenlemecilerin "sen-ben" kapışmasına neden olan bu tür, böylelikle gerçek kanıtlarıyla "ilk"lerine kavuşuyor.

Tülay German, Türkiye popüler müzik tarihinin en önemli fıgürlerinden. Geçmişe dönüp baktığımızda karşımıza çıkan her türün neredeyse "ilk" icracısı. Bu cesur tavrı ve atılımıyla bir anlamda Türk popüler müziğinin yaratıcısı. Hayat arkadaşı Erdem Buri ile yaptığı bu çalışmalardan en önemlileri bu albümde yer alıyor zaten. Bu kayıtlar üzerine edilecek laflara geçmeden Tülay German'ın inanılmaz başarılarla süslü hayat hikayesine bir göz atalım:

Ankara'da bir gece kulübünde şarkılar söyleyerek müzik hayatına atılan German, 1960'ta İstanbul'a döner ve Şişli'de bir gece kulübünde çalışmaya başlar. 1962'ye dek düzenli olarak program yapar, İngilizce ve İspanyolca söylediği şarkılarla adını duyurur. O yıl, Erdem Buri ile tanışır. `40'lı yıllarda kurduğu grubuyla caz icra eden, `50'lerde İstanbul Radyosu'nda yaptığı caz programlarıyla tanınan Buri, Türkiye'de aydın kesimin yakından tanıdığı bir isimdir. Tülay German'a yeni bir şey önerir: Kendi müziğini kendi dilinde söylemesini... Bu kadarla da kalmaz ve onu Ruhi Su ile tanıştırır. Tülay German, Ruhi Sudan ders almaya başlar. ilk olarak, Şanar Yurdatapan'ın düzenlemesini yaptığı bir türküyü alır repertuarına: Kara Tren. Hemen arkasından Ruhi Su'nun öğrettiği Madımak türküsünü yorumlamaya başlar. Sözlerini Melih Cevdet Anday'ın yazdığı, Yalçın Tura'nın bestelediği Sonbahar Şarkısı, Tülay German için yapılmıştır ve program sırasında en büyük alkışı alan şarkılardan biri olur. German, ( 1962 - 1963 yıllarında, programlarında ağırlığı Türkçe şarkılara verir.

1964'te Türkiye, Yugoslavya'da yapılan Balkan Melodileri Festivali'ne katılır. Erol Büyükburç ve Tülay German, bu yarışma için Yugoslavya'ya gönderilir. Yanlarında yıldızı yeni yeni parlamaya başlayan genç bir isim, Tanju Okan vardır. Sanatçılara önemli bir ekip eşlik eder bu yarışmada: Selim Özer (piyano), Vasfı Uçaroğlu (davul), Alper Feyman (bas), Yurdaer Doğulu (gitar) ve Erol Erginer (saksofon). Her biri dönemin en iyi icracılarıdır. Bu `milli' orkestra eşliğinde yarışmaya katılan ekip büyük başarıyla döner Türkiye'ye.

Bu başarı tesadüfen kazanılmış bir başarı değildir: Üzerinde konuşulup düşünülmüş, çalışılmış bir projedir bu. Erdem Buri'nin yanı sıra Muammer Yeşil, Doruk Onatkut ve Buri'nin yakın dostları İlhan Usmanbaş ile Yalçın Tura'nın da büyük katkısı vardır bu projeye.

Balkan Melodileri Festivali iki kısımdan oluşur: Her şarkıcı önce istediği dilde iki parçayı sonra da kendi dilinde kendi ülkesinden iki parçayı söylemek zorundadır. Tülay German, ilk kısımda Keşanlı Ali Destanı ve Burçak Tarlası'nı, ikinci kısımda ise Mecnunum Leylamı Gördüm ve Yarının Şarkısı'nı söyler. İki halk türküsünün yanında iki yerli besteyi seslendirmesi o günler için büyük bir olaydır. Henüz ortada Türkçe sözlü yerli besteler yoktur ve aslında Tülay German, programlarında yıllardır onun için yapılmış şarkıları yorumlamaktadır. (Burada küçük bir parantez açarak bir saptama yapmanın tam yeri: Plağa alınmış ilk Türkçe sözlü batı müziği şarkısı olarak bilinen Bak Bir Varmış Bir Yokmuş'un ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda yapılan ama yayınlanmayan bir Türkçe plağa da imza atar Tülay German. Yıllar sonra bu albümde dinleme olanağına eriştiğimiz Senin Şarkını Söylüyorum ve Mutlu Günler - Moskova Geceleri), plağa alınmış ama yayınlanmamış ilk Türkçe şarkılardır aslında.)

Balkan Melodileri Festivali'nde kazanılan bu başarının ardından Burçak Tarlası, Doruk Onatkut Orkestrası eşliğinde plak olarak yayınlanır. Bu plağın yayınlanma serüvenini önce Tülay German'dan aktaralım:

"Bir gece saat on sularında, Aykut Sporel geldi. Eğer Burçak Tarlası'nı Aykut için söylersem, bir plak şirketi kuracağını söyledi. Önce dostluk... İmzaladık mukaveleyi Aykut Sporel'le. Ezgi Plakları kuruldu ve ilk yaptığı plak da, Türk Popüler Müziği'nin ilk hiti kabul edilen Burçak Tarlası oldu."

Türkünün düzenlemesini yapan ve orkestrasıyla bu plakta Tülay German'a eşlik eden Doruk Onatkut da şöyle anlatıyor plağın serüvenini:

"Erdem Buri prodüktörlük yapıyordu ve türküleri halka popüler batı müziği kalıplarında sunmak gibi bir takım uçuk fikirleri vardı o yıllarda. Beni çağırdılar, tanıştık. O güne göre çok uzun sayılabilecek bir çalışma devresi geçti aradan. Ben bütün boş zamanlarımda onlara giderdim. Oturur konuşur, denemeler yapardık. Piyano başında plaklar dinler, piyanoya uygulardık. Erdem Buri, bu dönemde incelediğimiz bir sürü eser arasından Burçak Tarlası'nı seçti. Bu türkünün 45'lik plak olarak çıkmasını istiyorlardı. Uzun süren bir ön çalışma sonucunda ben notaları hazırladım ve stüdyoya girdik. Burçak Tarlası aşağı yukarı 18-20 saatlik bir çalışma sonucu kaydedildi. Hatırlıyorum: Sabah 10.00'da girdik, gece 02.00'de fılan çıktık stüdyodan. Öyle uzun bir çalışmaydı."

Bir de plağın arka kapağında yer alan, plağın "gerçek" yaratıcısı, fıkir babası Erdem Buri'nin sözlerini alıntılayalım:

"Bu plakta dinleyeceğiniz Tülay German I . Balkan Melodileri Festivali'nde 'En Beğenilen Şarkıcı' seçilirken Yugoslav müzik eleştirmenleri söz birliği etmişçesine `Anadolu'nun Tülay German'ı bize kendi ülkesinin gerçeklerini, kendi ülkesinin şürini ve sesini getirdi...' diyorlardı. Sonra da Türk şarkıcısının şarkı tekniğinden söz ediyorlar, bir takım güç melodi çizgilerini bir çırpıda söyleyivermesine şaşıp kaldıklarını anlatıyorlardı.

Gerçekten de Tülay German'ın popüler müzik şarkıcılarında kolay kolay rastlanmayan tekniği, yüzeyde kalmayan duygusu ve özellikle yorumlarındaki kesin mantık her eleştirmenin uzun uzun üzerinde durması gereken nitelikler.

Oysa bizler için asıl önemli olan, German'ın fıkir şarkıcılığına yönelmesi, bir de doğmakta olan Türk Popüler Müziğinin önderliğini etmesi.. Şarkıcının, hiç değilse bugünler için, gerçek değeri burda.

Türk Popüler Müziği'nin doğmasına çalışanlar işi iki yönden gerçekleştirmek istiyorlar: Biri halk türkülerini -türkünün melodi ve ritim yapısını hiç bozmadan- popüler müzik biçimleri içinde düzenlemek, öbürü de Türk gerçeklerini anlatmağa çalışan yeni parçalar yazmak."
 Burçak Tarlası, Türk popüler müziğinin gerçek anlamda ilk hit şarkısıdır. Çok satmasının ötesinde yeni açılımlara neden olması, plağın önemini daha da artırır. Tülay German adını tüm Türkiye duyar bu plakla. Ancak asıl önemlisi, bu plağın başarısından feyiz alan bir sürü yeni grubun ortaya çıkması ve bir anda yeni bir türün doğmasıdır. Adı yıllar sonra konulacak olan bu `yeni' tür, bir döneme damgasını vuran Anadolu-pop'tur.

1965 yılında Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen ve Erkin Koray'dan Cem Karaca'ya, Selçuk Alagöz'den Yıldırım Gürses'e birçok sanatçının adını duyurmasına yol açan Altın Mikrofon Armağanı Yarışması da bu başarı üzerine ortaya çıkmıştır. Tülay German'ın başarısı sadece yeni bir türün doğmasına katkıda bulunmaz, bir anda başka kollara ayrılır, yeni ürünlerin verilmesine neden olur. Türkiye'de insanlar kendi şarkılarını kendi dillerinde ve özgün düzenlemelerle dinleyebilmektedir artık. "Aranjman" diye tabir edilen, batı müziği şarkılarına Türkçe sözler yazılarak oluşturulmuş ve yıllardır hüküm süren `tür' tarihe karışmaktadır. Türk popüler müziği, bu plaktan sonra gerçek anlamda "doğar".

Burçak Tarlası'nın ilgi görmesinin ardından aynı tarzda yapılmış çok sayıda plak yayınlanır. Daha önce de Alpay, Erol Büyükburç, Şevket Uğurluer gibi şarkıcılar bu türde örnekler vermişlerdir. Hatta Celal Ince'nin yıllar önce imza attığı Adanalım, sanatçının iyi satan plakları arasındadır. Ancak bu plaklarda yayınlanan türkülerin düzenlemeleri, batı sound'una daha yakındır. Hatta türkülerin, çoğu zaman melodilerini bile kaybetmiş olduğu söylenebilir. Bu yüzden Burçak Tarlası, aynı zamanda, melodiye sadık kalınarak yapılmış düzenlemesiyle, başka bir "ilk"i de içinde barındırır.

Tülay German'ın ikinci plağı, bu başarı üzerine kısa süre sonra yayınlanır: Kızılcıklar Oldu mu? / Yarının Şarkısı. Bu plak da büyük ilgi görür. Hatta Erdem Buri'nin yazdığı Yarının Şarkısı, 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi tarafından kullanılır. O dönemde düzenlenen konserlere Ruhi Su, Âşık Ali İzzet Özkan, Nesimi Çimen, Âşık Ihsani gibi önemli isimlerle çıkar Tülay German ve Yarının Şarkısı ile başlar programlarına. Bu dönem, onun hayatında önemli bir dönemdir: Hem müziğini, hem dünya görüşünü sağlam temeller üzerine kurmasına neden olur. Yanında Erdem Buri'nin yanı sıra Türkiye'nin önde gelen aydınları vardır...

Aynı yıllarda, piyano, bas gitar ve davuldan oluşan kendi triosunu kuran German, Yıldırım Gürses ve Nuri Sesigüzel ile birlikte alaturka bir gazino olan Kazablanka'da da `assolist' olarak program yapmaya başlar. Bu da başka tür bir "ilk"tir Tülay German'ın hayatındaki...

Erdem Buri, bu yıllarda As Kulüp'ü açar: Şişli'de, Site Sineması'nın bulunduğu binada (o zamanki adıyla Site Sarayı'nda) ve dönemin en önemli kulübü olan Ilham Gencer'in işlettiği Çatı'nın altında açılan As Kulüp, Erdem Buri'nin kurduğu ve işlettiği, Behice Boran'dan Cahit Irgat'a, Leyla Sayar'dan Haldun Taner'e dönemin her kesimden önemli insanlarının toplandığı bir mekandır. Kimi geceler Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet Özkan gibi sanatçılar burada konserler verir. German, burada yaptığı programında Türkçe repertuarına söz ve müzikleri Erdem Buri'ye ait yeni şarkılar ekler: Doğrul Koçum Doğrul, Seni Alıp Kaçayım, Karakızın Türküsü ve Sen Benimle Bir Olsan. Ayrıca Ruhi Su ve Âşık Ali İzzet Özkan'dan öğrendiği türküler; bir de Yalçın Tura'nın Oktay Rıfat'ın aynı adlı şiirinden bestelediği İstanbul Türküsü German'ın vazgeçilmez repertuarıdır. As Kulüp, Erdem Buri'nin Tülay German şahsında tüm müzikseverlere armağan ettiği bir müzik ortamıdır aslında; bir dönüm noktasıdır. Bu arada Ankara ve İzmir'de kısa süreli çalışmalar yapar Tülay German.

Ayten Alpman'ın ağzından aktaracağımız ilginç bir anekdot, dönemin yapısını bize göstermesi açısından önemli... Tülay German'ı caz söylediği yıllarda tanıyan, onun bu değişimi yaşadığı yıllardaysa yurtdışında bulunan Ayten Alpman, döndüğünde karşılaştığı ortamı şöyle anlatır: "Türkiye'ye dönerken korkunç bir zevk içinde döndüm. Çünkü ayrıldığım vakit, dört sene evvel çok iyi şarkıcılar vardı. Mesela Tülay German caz söylerdi; Summertime'ı söylediğinde tüylerimiz diken diken olurdu. Dedim ki kendi kendime: `Türkiye'ye döndüğümde yıkacağım ortalığı'; o kadar cazla doluydum... İsmet Sıral karşıladı beni havaalanında; dedi ki: `Bu gece gezeceğiz İstanbul'da, gör bakalım neler olmuş'. Hiç unutmam, ilk, As Kulüp diye bir yere gittik. Ben Istanbul'a kavuşmanın sevinciyle doluyken müzik başladı. Birden şok oldum! Bir adam geldi sahneye: Bağlama çalıyor! Ruhi Su'ymuş o. Şimdiki kafamla anlıyorum ama o zaman gülebilecek kadar tuhaf gelen bir müzisyen gibi gelmişti bana... Arkadan Tülay German çıktı. Heyecanla söyleyeceği şarkıları beklerken bir baktım, hiç alakası olmayan şeyler söylüyor! `O Benin tartan, benim tarlam...' böyle garip şeyler! Arkasından başka bir türkü, bir türkü daha..

Döndüm İsmet'e, `neler oluyor' dedim, dedi ki: `İşte bunu görmen için getirdim seni İstanbul artık böyle! Herkes bunu söylüyor. Tülay çıkardı bunu, özgün bir müzik bu,Türkiye bununla çalkalanıyor!"'

Tülay German, 1966 başında ayrılır Türkiye'den. Erdem Buri, Selahattin Hilav'la birlikte Plehanov'un Marksist Düşüncenin Temel Meseleleri'ni Türkçe'ye çevirmiştir ve bu yüzden on beş yıl hapsi istenmektedir. Müzik ortamı giderek bir bozulma içerisine girmiştir, Tülay German'a sahnede tabanca çekildiği yıllardır bunlar! Erdem Buri, bu dönemde farklı bir öneriyle gelir karşısına: "Ben burda, Türkiye'de senin için yapacağımı yaptım. Bundan sonra, Benin dünyaya açılman lazım. Yalnız... Hayaller kurma. Hiçbir şey de olmayabilir. Aç ve sokakta da kalabiliriz. Razı mısın? Çok iyi düşün, seçimini yap ve bana kararını bildir." Gerisini, Tülay German'ın anılarından aktarayım:

"Bir kere değil, beş kere değil, her Allah'ın günü bu sözleri dinliyorum.
`Aç, sokakta kalabiliriz'
'Şarkıcı olarak dünyaya çıkmak..'
Yaşayamıyorum ki...

Hilton Oteli'nin köşe dairesinde, aç ve sokakta kalmayı yaşamak zor!.. Zaten İstanbul dışında bir yerde yaşamak bir an bile aklımdan, hayalimden geçmez. Cennet olsa istemem.

Salladım, salladım, salladım. Bir gün, iki gün, üç gün..
Sonunda.. Erdem Buri bu...
`Evet, cevabın?' dedi.,

Çok fena sıkıştım bu sefer. Erdem mi İstanbul mu?.. `Geliyorum,' dedim.

Dedim ve 29 Mart'ı 30 Mart'a bağlayan Salı gecesi, Yılmaz Güney'le sabahlayıp, 30 Mart 1966'da yola çıktık."

7 Nisan'da Paris'e ulaşırlar. Yeni, yepyeni bir hayata başlarlar orada... Dünyanın en önemli plak firmalarından biri olan Philips etiketiyle yayınlanan çalışmalar orada da ilgi görür. Tülay German'ın adı duyulmaya başlamıştır... Ancak bir farkla: Adı -Fransızların "Tule" değil de "Tulay" olarak okuyabilmeleri için- Toulâi olarak yazılmaktadır; orada yayınlanan ilk plağında da Schubert'in Ave Maria'sını söyler. Dört parçayı içeren bu plak, sadece radyolar ve televizyonlar için yapılmış "hors commerce" (satış dışı) bir plaktır. Tülay'ın Fransa'daki asıl hiti ise Türkiye'de de piyasaya çıkan Kumbaya olur. Bunun arkası gelir ve birbiri ardına dokuz 45'lik yayınlanır Fransa'da.

Fransa'nın önemli konser salonlarında, aralarında Charles Aznavour, Leo Ferre, Moody Blues gibi önemli isimlerin de olduğu sanatçılarla konserler verir. Bu konserlerinden küçük bir anekdot: Paul Mauriat, o dönemde Charles Aznavour'a eşlik eden orkestranın şefıdir. Pleyel konser salonunda aynı orkestra Tülay German's eşlik ettiğinde, orkestrayı Mauriat değil, Buri'nin arzusu üzerine Timur Selçuk yönetir. Bu, Timur Selçuk'un ilk orkestra yönetişidir.

1968'de uluslararası bir festivale, Enternasyonal Rio de Janeiro Şarkı Festivali'ne Türkiye adına katılır ve Paul Anka, Gilberto Gil, Antonio Carlos Jobim, Maurice Jarre gibi sanatçıların arasında büyük beğeni toplar. Bu festivalin ardından dünyanın dört yanında konserler vermeye başlar, televizyon ve radyo programlarına katılır. Ünü giderek yayılır.

`70'lerin ilk yarısında Philips'ten ayrılan Tülay German, plak yapmaya bir sure ara verir. Bu arada değişik konserlere katılır. Erdem Buri ile birlikte Türkiye'den gelen sanatçıların Fransa'da konserler vermesini, televizyon programlarına katılmasını sağlar. Bu sanatçılar arasında Hümeyra, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Ajda Pekkan gibi isimler vardır

1975'te ilginç bir çalışmaya imza atar sanatçı: Gugenheim bursu ile Paris'e gelen flhan Mimaroğlu'nun kendisi için yazdığı Tract isimli bir elektronik müzik eserinin albümünü yapar. Plak, özellikle Amerika'da çok beğenilir ve önemli müzik otoritelerinden olumlu eleştiriler alır. Bu plakta Tülay German'ı dinleyen caz dünyasının efsanevi sanatçılarından Charles Mingus, Duke Ellington'un ölümü üzerine yazdığı şarkıyı Tülay German'ın söylemesini ister. Duke Ellington's Sound of Love adını taşıyan şarkı önce Tülay German'ın geçirdiği bir trafık kazası, ardından Mingus'un ani ölümü üzerine yayınlanamaz.

Bu olayın ardından, Avrupa'nın önemli kontrbas virtüozları arasında anılan François Rabbath, Tülay German'la çalışmak ister. Bir araya gelirler, Avignon Festivali'ne katılırlar ve büyük başarı kazanırlar. Festival kapsamında verilen konserde Rabbath, kontrbasın yanı sıra bağlama da çalar. Konser banda alınır ve Erdem Buri'nin Türk şiiri ve müziği üzerine bir sunuşunun ardından France Culture radyosunda yayınlanır. Bunun ardından stüdyoya giren ikili, tümüyle türkülerden oluşan bir albüm doldurur.

1980'de Türkiye'de ve Avrupa'da aynı anda yayınlanan bir albüme konuk sanatçı olarak katılır Tülay German:Zülfü Livaneli'nin Günlerimiz albümünde, albümle aynı adı taşıyan şarkıyı ve Yiğidim Aslanım'ı Livaneli ile birlikte seslendirir. Yıllar sonra Türkiye'ye ikinci `merhaba'sıdır bu album. Albümde Livaneli'nin German'la söylediği iki parçada sanatçılara François Rabbath eşlik eder. Diğer şarkılardaysa Livaneli'ye Erol Erdinç, Cahit Berkay ve Engin Yörükoğlu eşlik etmektedir.

1981'de, Fransa'nın en büyük ödülü olarak kabul edilen "Academie Charles Cros Grand Prix du Disque" ödülüne layık görülür. 1971'de Moğollar'a, 1988'de de Ruhi Su'ya verilen bu ödül, Pink Floyd, Jimi Hendrix gibi isimlere verilmiştir.

1982'de, yine François Rabbath ile birlikte Hommage a Nazım Hikmet / Nazım Hikmet'e Saygı adında bir album yapar. Bu album üzerine Fransa televiryonu Antenne 2, kırk beş dakikalık bir program hazırlar.

Bu albümden ve aldığı ödülden sonra plak doldurmaz Tülay German. Sadece, 1985'te Erdem Buri'nin yönetmenliğini üstlendiği, Mehmet Koç'un La Turquie de Mehmet Koç albümüne piyanosuyla ve sesiyle katılır. Kudsi Ergüner'de albümde, German'ın yanında Mehmet Koç'a eşlik edenler arasındadır. 1993'te Erdem Buri'nin ölümünün ardından Fransa'ya yerleşir. Bir daha Türkiye'ye dönmez. 1996'da Erdemli Yıllar adlı kitabı Bilgi Yayınevi tarafından Türkiye'de yayınlanır. Yıllar sonra da Fransa'dan bir CD'si gelir: Yunus'tan Nazım'a... (Bu CD'nin de ilginç bir öyküsü var aslında ama onu Hıfzı Topuz CD kitapçığının içine alınan yazısında pek güzel anlatmış. Bana tekrarlamak düşmez...) Bir de Adam Sanat dergisinde yayınlanan yazıları... Tüfay German'ın hayat hikayesi, bu kadarcık bir CD kitapçığının/kaset kartonetinin içine elbette sığdırılamaz. Bu yüzden mümkün olduğunca kısa ve kaba hatlarıyla yazmaya çalıştım. Meraklısı, Çınar Yayınları tarafından bu albümle eşzamanlı yayınlanacak olan, German'ın anılarını topladığı "Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu" adlı kitabı edinip okuyacaktır nasıl olsa...

Biraz da elinizde tuttuğunuz CD/kaset ile ilgili birkaç söz edeyim: Bu album, Tülay German'ın ilk yıllarına, o muhteşem yıllarına tanıklık etmenizi sağlayacak önemli bir belge. Başta da söyledim: Sadece Tülay German'ın değil, Türkiye'de popüler batı müziğinin de ilk yıllarına tanıklık edeceksiniz burada dinlediğiniz kayıtlarla. Bunlar, yıllar sonra yayınlanıyor olmasının ötesinde ilk kez yayınlanıyor olmaları açısından da önemli. Bu nedenle söylenebilecek tek şey var aslında: Bir tarihe tanıklık edeceksiniz: Kulağınızı dört açın.

Kalan Müzik, aslında yıllar önce yayınlanması gereken bu çalışmayla bir cesur ve doğru adım daha atıyor. Gecikmeli de olsa Tülay German'ı o en meşhur kayıtlarıyla dinlemek çok güzel. Albümün sürprizleri de var: Daha önce adını andığım yayınlanmamış kayıtların ötesinde örneğin Timur Selçuk düzenlemesiyle Gelin Ayşe ve başka türküler, Nesimi Çimen'in curası ve sesi eşliğinde seslendirdiği, `özel' bir gecenin anısı olarak kalmış türküler ve Tülay German'ın özel arşivinden çıkıp gelmiş kimi kayıtlar... Elimizdeki kayıtların tümünü bir tek albüme sığdırmak mümkün değil. Kalanları başka bir albümde toplamak, toplayabilmek hepimizin dileği. Tülay German'ın eksiksiz bir külliyatının oluşturulması yolunda atılmış doğru ve önemli bir adım bu. Aynı zamanda yakınlarda oluşacak bir Türk popüler müziği kütüphanesinin ilk ayağı. Böylesi bir iş için de Tülay German'dan başkası düşünülemezdi zaten. Tülay German, bu album ile, yıllar sonra hak ettiği yeri buluyor. Timur Selçuk'un düzenlemesini yaptığı ve nedense o dönemlerde yayınlanmamış türküler ve diğer çalışmalar birbiri ardına çıkıyor ortaya. Sadece Tülay German değil, Türk popüler müziğinin isimsiz kahramanlarından birisi, onun yaratrcısı Erdem Buri de hak ettiği yere geliyor ve tarihte kendilerine ayrılmış yere oturuyorlar. Spekülasyonlar, senben kavgaları da böylelikle tarihe karışıyor. Az şey değil, bir Tülay German - Erdem Buri albümü bu elinizde tuttuğunuz: Onların yaşamı kadar aydınlık, onların yaşamı kadar dolu dolu... Gönül isterdi ki Erdem Buri de bu albümün yayımına şahit olsaydı... Onun anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Gelelim albümün asıl sürprizine: Âşık Ali İzzet Özkan'ın sesinden,
Tülay German'ın kendisine hediye ettiği şiir! (Meraklısı için şiirin kısacık öyküsünü alayım bu parantez içine: Tülay German, Erdem Buri'nin evinde Âşık Ali Izzet Özkan'dan öğrendiği 'Mühür Gözlüm' türküsünü repertuarına almış. O dönemlerde bu türküyü German'dan dinleyen Ali Izzet, `Tülay kızım pek güzel okuyor...Hele benim türküleri söylerken bir şeyler kopuyor içimde, ağlayasım geliyor... Bir şeyler var bu kızda, ama sırrına eremedim.' demiş ve Tülay German için bahsi geçen şüri yazmış.) Bu şiir, bu yazının da son sözü olsun:

Sallanı sallanı geldi sahneye
Avrupa'da birincilik alan kız
Güzel yanakları benzer lambaya
Karanlık dünyaya ışık salan kız.

Açıldı perdeler, bir güneş doğdu,
Sanarsın meydana yıldızlar yağdı
Alkış sedaları göğlere ağdı
Sağol, varol nazlı nazlı gülen kız.

Tan yıldızı gibi parladı çıktı
Gören âşıkların bağrını yaktı
Kehribar saçları sola bıraktı
Cümle güzellere başkan olan kız.

Tülay güzel, German güzel, boy güzel,
Ahlâk güzel, sesi güzel, huy güzel
ALİ İZZETİ sans hayran ey güzel
Keklik gibi süzülerek gelen kız.


Kaynak: Cumhuriyet  Gazetesi
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2020