ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1821
Şu an 7 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müzik ÜzerineSayı: - 29.12.2006



Evden fırladım... Fırlayıp çıkmam gerekiyordu; çünkü fakülteden ancak 17:30 gibi çıkabilmiştim. Bir şeyler yiyip üzerimi değiştirmeye yetecek enerjim de vardı...

1989-1990 Öğretim yılının ikinci sömestriydi... Cuma günleri altı saat dersin ardından bir de koro provam vardı. Haftanın bittiği, "sonu" nun başladığı saatteki trafik yarım saatlik yolu şehirlerarası düzeye uzatırken, geldiğim yöne geri dönecek olmam; o yöndeki trafiğin neredeyse "nüfus sayımı günü" durumu bir miktar rahatlatıcıydı.

Artık biraz seçici de olmuştum. Yarı birikime, yarı ukalalığa bağlı olarak "solist", "yaratı" hatta "yönetken" (şef demeyi o zaman da sevmiyordum) seçerek gidiyordum senfoni konserlerine. Neyse... Eve en yakın durağa koştum. AKM'nin bulunduğu semte gitmeyen ama baş duraktan geçen bir otobüs geldi. Atladım.

Millet ikinci yarıda tüymesin diye (ki bu çok sık olur) solistler ilk yarıda çıkmıyordu. Yani her koşulda solisti izleyebilecektim. Yine de geç kalmak istemiyordum.

Baş durakta batan bankaların şube önlerini anımsatan bir kalabalık vardı. Sıra olmuş "görüntüsü"ndeki insanlar ve uyanık "yancı"lar (bilenler bilmeyenlere açıklasın) gelecek olan iki otobüse de binemeyeceğimi gösteriyordu.

"Otostop durağı" dediğimiz, baş durağın biraz ötesindeki yere yöneldim ve bildik hareketi yapıp yüzümdeki umarsız ifadeyi arttırarak beklemeye koyuldum. Konsere 20 dakika kalmıştı. 3-5 araba sonra, 15-20 metre ilerimde duran uçuk mavi tosbağa kurtarıcım gibiydi.

"Nereye" demeden bindim. "Ben şuraya, sen nereye" demeden gazladı. Hatta anayola çıkıncaya dek hiçbir şey demedi. Diyemezdi; çünkü pilli makinesiyle traş oluyordu. Dilini üst dudağının iç kısmına ittirmiş burunaltını alıyordu.

30 yaşlarında vardı. Daha yaşlı olsa, arabasının konseptine de uygun bir dille "öğrenci miyim?", "nerede?, "kaçıncı sınıf?" "buralı mıyım, yurtta mı kalıyorum?" bombardımanı çoktan biter, önceki yanıtlarımı umursamadan, okuduğum fakülte yanıtını müteakip "ben talebeyken ..... çalıyordum" filan da derdi.

Traş olmakta olan, yakasının solundan papyonu sarkan fraklı "ağbi" ara-sıra "filips"i tutan eliyle "3", "4" işareti veriyor, bastığı debriyaja senkronize bir biçimde vitesi ben değiştiriyordum. Sonunda tıraş bitti. Arabanın sarsıntısıyla düzensiz ritimler vuran torpido gözünün kapağını açıp makineyi koydu. İçeriyi göremediği için bir-iki kurcaladığı torpidodan tıraş losyonunu buldu. Bu kez direksiyonu tutuyordum; o losyonunu sürerken...

Başını sola-sağa çevirirken eliyle yüzünü yoklayarak traşın durumuna baktı. Ve hafifçe sırıtarak sordu: "Ne tarafa?". "Senfoniye" dedim. "Çok şanslısın, ben de" dedi. Konserin başlamasına 10 dakikadan az kalmıştı; kilometre göstergesinin patlamasına da az birşey...

"Sorma" dedi, "ben bu günü Perşembe sanıyordum. Bir arkadaş arayıp uyandırmasa sakatlara gelecektim". "Her hafta gidiyor musun" diye sordum. "Tabi lan!" dedi, "Arka koltuğa baksan a"... Kot ceketin altındaki korno kutusunu gördüm. "Dün akşam arkadaşlar vardı, çok kaçırmışız.. Zor uyandım" dedi. "Eheh.." diye gülümseme sesi çıkardıktan sonra sordum: "Solist neler çalacak? Yıllık programım kayboldu da, bakamadım". "Valla bilmiyorum" dedi, "Ben 2. bölümde yokum. İlk bölümde de Debussy'nin bişeyiyle bişey daha çalıcaz".

AKM'nin önüne geldiğimizde kornosunu aldı, "N'olur park etsene. Benim koşmam lazım. Anahtarı arada alırım. Süleyman ağbi (otopark görevlisi) arabayı tanıyor, istersen ona bırak. Sağol be..."

"Müzik" deyince... Konuşacak milyon şey var tabii. Ama önce kentsel alanda, hatta kurumlar düzeyinde, ve hatta kişiler düzeyinde kimi saptamalar yapalım da her yazının ardından beni topa tutmayın...

Vallahi kötü bir niyetim yok; tarihsel ya da teknik inceleme ve araştırmalara çok fazla zaman ve enerji harcayıp bugünü kaçırmak daha mı iyi? "Bugün" de tarih olduğunda, ya da tarih olmuş bir "gün" için "Tarihsel" bir inceleme yazsam, accayip bilimsel bir dil, bir sürü cambo mambo ahkam kessem?.. Yemin ediyorum okumazsınız...



Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.