ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1821
Şu an 6 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*: ÖZSOY OPERASI (2.Bölüm)Sayı: 238 - 29.12.2006


LİBRETTO

Libretto ve hatıra, Saygun'un İstanbul Devlet Operası Kütüphanesi'ndeki el yazmalarından çıkartılmıştır. El yazmasında okunamayan kısımlar (…) işaretiyle belirtilmiştir.

Özsoy

(Uvertür biter) Resitatif / Ozan

Alnımda çizgilerle sürecek adım adım
Gönlümü büyük dür'le damla damla suladım

Ey beni dinleyenler, ey karşıdaki erler
Tanır mısınız beni? Bana öz ozan derler
Benim sesim haykırır, fakat sazım ağlamaz,
Gönlüm doğruyu duyar, boşa umut bağlamaz

Ben ne puta tutgunum, ne de yare vurgunum

Ne bir sevgi bilirim, ne didara vurgunum
Ne koşmaya inanır, ne de bir süs ararım

Ne bir sevgili tanır, ne bir yara sararım
Elimde dostlarımla yalnız hakka bakarım
Doğruyu anlatırım, gönüllere akarım
Gönlü açık olanlar beni elbet severler
Tanıdınız mı beni? Bana öz ozan derler

Ben ne Omiros gibi hayali yavuzları
Tanrılarla aşk yapan güzel kızcağızları
Anlatmaktan hoşlanır; ne de eski Finlerin
Kalevala'sı gibi, insanlarla cinlerin
Döğüşünü süslerim. Hayal enginlerinde
Ben Firdevsi değilim. Kendi dar havsalamdan
Güzel, renkli savaşlar yaratıp, içlerinde
Uyuyan arslanları kamçılamam, ben vatan
Yavuklusu ozanım, öz tarihi söylerim,
Olmuşu naklederim.
İşte böyle beylerim
Tarih diyor bize: "Medeniyet" ormağı
Brakisefal soyda buldu özlü kaynağı
Bu soy Asya'dan çıktı, dört bir yana yayıldı,
Bu tarih yükselişin başlangıcı sayıldı.
Avrupa, Anadolu, İran ve Orta garpta
Medeniyete girdi, bakır, bu büyük soyla.
Zaman durur mu? Sakın zamanı durur sanma
Duran düşer, ilerden gayrısına inanma.
Asırlar, geçti böyle, tarih önünde boy boy
Bakın size söyleyeyim nasıl doğdu büyük soy
Gözünüzü yumunuz, gönlüm sizi kavrasın,
Kırk bin yıl eskideyiz, gözlerinizi açın.

Koro B. Ulu Tanrı! Can verdin bize sen

Ey ulu Tanrı, ulu Tanrı
İman verdin bize sen, ulu Tanrı
Bir yavru ver bize ulu Tanrı

Ulu Tanrı bizi dinle

T. Ulu Tanrı! Can verdin bize
Ulu Tanrı, ulu Tanrı, ulu Tanrı
Can verdin bize
Ulu Tanrı (9 defa), Tanrı
Yalvarıyoruz sana.

A. Ulu Tanrı! Tanrı
B. Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı!
Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı!
Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı!
Bir yavru ver bize
Ulu Tanrı bizi dinle

S. Ulu Tanrı! İman verdin bize sen
Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı
Yalvarıyoruz sana
Hakana bir yavru ver ulu Tanrı!
Yalvarıyoruz sana
Hakana bir yavru ver
Ulu Tanrı bizi dinle.

Replikler / Baş Şaman: Ey dört yanın, doğunun, batının, gün ortasının ve kara yurdun beyleri! Bu mavi gecede Ulu Hakan Feridun'un çağrısına kulak verdiniz ve buraya toplandınız. Gelişiniz umutlu ve uğurlu olsun.

Birinci Bey: Tanrı Feridun'un dileğini hoş tuttu. Yurdun son kara bahtını da değiştirdi. Yıllardan beri bir yavru bekleyen hatun neredeyse doğuracak.

İkinci Bey: Hepimiz yedi yerden yedi türlü sungularla geldik. (…) Hakan'ın bir oğlu olsun dileğini yükselten bizler isteğimizin yerini bulmasından pek şeniz.

Baş Şaman: Artık insan soyunun şen olma çağı geldi. Az sıkıntı mı çektik… Beyler, o günleri bu en sevinçli beklemede bile anmak gerektir. Saadetin güzelliği kötü günler düşünüldükçe artar.

İkinci Bey: Dakkak'tan ne konuşacaksın? Bütün insanlığı boyunduruğu altında ezen o fenalık kaynağını ne anacaksın?

Birinci Bey: Omuz başlarında birer yılan kafası vurduğu her gün bir çift taze insan beyni yetiştirmek için kurban olan zamanlar çocuktun, unuttun mu?

Baş Şaman: Kâinat eyilikle kötülüğün, ışıkla karanlığın, adlarıyla söylersen Hürmüz ile Ehriman'ın ezeli harp meydanıdır.

İkinci Bey: Ne iyi ki artık yeryüzünde Hürmüz hükmediyor. Çekicini örsüne vuran demircinin çıkardığı kıvılcım bir ateş kaynağı oldu. Dakkak düne karıştı. Ehriman yerlere geçti. Seçtiğimiz beyimiz Feridun beylerin en ünlüsüdür.

(Uzaklardaki burçlardan boru sesleri akseder. Bunlar Hakan'ın gelişinin habercisidir.)

Baş Şaman: Bu gece mavi gecedir. Gönül diler ki Feridun'un bu gece dünyaya gelecek çocuğu babasının bir örneği olsun. Birinci Bey: Feridun da bir mavi gecede doğmuş değil mi?
Baş Şaman: Öyle (müzik başlar)
Bir Asker: Yol verin! Ulu Hakan geliyor.
Koro: Yaşa! Yaşa Feridun!
Sen başımızda var ol
Sana mutlu dilekler getirdi bu örük kol!
Arya / Feridun: Derin göklerden akan yüce yavuz kartallar
Sizi, seçtiğiniz bey, özyürekten selamlar
Atılınca karayı silecek gibi hırçın
Kanadınızda siz en varılmaz en yalçın
Kayaları aşarak nur saçan beylersiniz
Ününüz yüce olsun! Yurduma hoş geldiniz
Koro: Ulu Hakan Feridun
En güzel dileklerimiz seninle olsun
Bu gece mavi gece, kutlu gece
Gönlüm acıyı unutsun
Mutluluk ve neş'eyle dolsun
Ulu Hakan Feridun.
Arya / Feridun: Size şölen hazırdır, kurbanlar sizi bekler
Bu saadetli günde, nur getirdiniz beyler
Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler
Benimle bir olunuz, dua edelim bizler.
Koro: Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler
Sizinle bir olalım, dua edelim bizler
Ey ulu Tanrım, bu gece huzurla dolsun,
Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım
Ey ulu Tanrım, beklediğimiz müjdeyi bize bağışla
Huzur ver bize Tanrım, sen huzur ver bize
Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım
Soprano Solo: Ey ulu Tanrım! Ey ulu Tanrım!
Resitatif / Feridun: Tanrım bu güzel geceyi en güzel umutlarla doldur, nurunla doldur. Beklediğimiz müjdeyi bize bağışla… Kollarımızı sana kaldırdık.
Ulusumuzu. (…)
(Koroya eşlik eder)

Replikler / Birinci Bey: Ey yeryüzünün sevgili beyi, sen saadetin kaynağısın.

Feridun: Saadetin asıl kaynağı, kendinden çok, başkalarından az şey hakkedendir. Sizlerle biz nice kara günlerimizi paylaştık. Her paylaşılan kara düşüncede bir saadet yok mudur?

Baş Şaman: Şimdi sıra senin kalabalık saadetini paylaşmaya geldi.

Feridun: Baba olmak sanırım bir zevktir. Fakat en büyük "kut"u ben Ata olmak hayalinde bulurum. Düşünün beyler: Yıllar onbinlerce yıllar geçecek, oğullarımızın öz soyu yeryüzünü kaplayacak. Bir (…) Bir duygu bana tam içimden sesleniyor. "Feridun" diyor. Bu mavi gecede doğar yavrunun büyük bir (…) var.

Birinci Bey: Bak ta (…)

Baş Şaman: İki pembe yıldız tan yerinde kavuşuyor. Haber verilen saat geldi.
İkinci Bey: işte nefes koşan bir atlı da tepenin eteğine vardı.
Feridun: Hani?!
Baş Şaman: İşte şurada.
Feridun: Koş biraz! (Bir haberci nefes nefese girer.)
Baş Şaman: Müjdeni ver!
Haberci: Hakanım sana ne mutlu!
Feridun: Söyle haydi!
Haberci: Baba oldun!
Feridun: Erkek mi?
Haberci: Hem de ikizi!
Feridun: İkiz mi? İkisi de erkek mi?
Haberci: Evet.
Koro: Hay yaşa (melodili)
Baş Şaman: Bu günü kutlarım.
Resitatif/Feridun:
Sen ey ışık kaynağı!
Dileklerin yapıcısı! Umutlarını sana bağlayanların
Koruyucusu -Göklü Tanrı- ulu Tanrı Yüce Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen insanların gönlündesin
Ulusumuza daima aydın ufuklar göster. Tanrım
Replikler/Feridun: Bu mutluluk, görüyorum, hepinizin gözlerini yaşarttı. (Baş Şamanın yanına gider( Kutsal Şaman, senin de gözlerin dolu.

Baş Şaman: Bu gece öz soyun kaynağı doğdu.
(Uzaktan boru sesleri işitilir.)
Bir Asker: Hatun geliyor (sahnede heyecanlı bir hareket başlar.)
Feridun: Hatun geliyor!.. Haydi kızlar varın Hatunu karşılayın! Siz de bir ateş yakın, geceyi ışıklar silsin.
Koro: Selam! Selam! Selam!
Selam senindir Hatun, senindir
Senindir ayla güneş
Bu iki tosunla sen oldun göklere eş
Selam! Selam senindir, selam senindir
Sana selam Hatun
Hatuna selam
Arya / Hatun: Yurda armağan olsun
Hakanım bu çifte kurt
Şayet bir gün görürse kara gün bu güzel yurt
Biri arslan biri kurt olarak saldırsınlar!
Yeryüzünden fenalığı kaldırsınlar
Kadına annelik vatan severliktir bey
Arya/Feridun: Kadın anne olunca
Feleğin ömrü uzar
Yerler göğe yaklaşır
Nur olur yerleri sular
Bugün senin ününü haykırmak istiyorum
Bugün senin ününü haykırmak istiyorum
Haykırmak!
Koro: Ulu Hakan Feridun
En güzel dileklerimiz seninle olsun!
Aydın yüzlü Hatun
Gönlün neş'eyle dolsun
Feridun: Yedi Felek'ler gelir! Karşılayalım! Şölen hazırlansın.
Hoş geldiniz, ey yedi feleğin huzurunda duran erler.
Birinci Felek: Yavruna yürekten dilekler getirdik biz.
Feridun: Yavrum bir değil, işte iki.
Birinci Felek: İkisi de kutlu olsun hatuna. Kendi güzelliğini bu şekilde meydana getirdin ve şimdi bir âşık gözüyle seyrediyorum onları. Ne mutlu sana.
Feridun: Şölene hoş geldiniz.
İkinci Felek: Bizim isteklerimiz kıyamet gününe dek (…) içinde her yerde hüküm sürecek. Sungum şu: Bu yavrular öz soylu, dinç olsun, güçlü olsun. Kahramanlar çıkarsın. Dünyaya hükmeylesin. Harikalar başarsın.
Üçüncü Felek: Benim sungum şu: Bu yavrular ve onların özsoyu çoğalınca, boyları en eşsiz yurdu bulsun. Yeryüzünün en güzel yurduna sahip olsun.
Dördüncü Felek: Benim de bir sungum var. Bu yavrular ve onların özsoyu her ne vakit el ele verip tutuşsalar, yer yüzü ışık dolsun,sulh, bereket ondan doğsun.
Beşinci Felek: Benim sungum: bu yavruların çağlar boyu sürüp gidecek soyları hiçbir zaman unutmasınlar kardeş olduklarını ve her zaman, yüz yılların gerisinde kalacak olsa yine aynı hatırlasınlar.
Altıncı Felek: Benim sungum bu yavuz yavrulara gerektir: Yer durdukça soyları kötülük görmesin. Kendileri de soylarında yaşasınlar, hiç ölümü bilmesinler.
Hatun: Bu sungu en güzeli duyduğum hoş sözlerin. Yavrularım dünyayla beraber yaşayacak.
Baş Şaman: Ey felek, hiç ölmemek, sonsuza dek yaşamak, ne iyi. İhtiyarlık günleri olmasa!..
Yedinci Felek: onu da ben sunayım: Bu çocuklar yaşlanacaklar elbet. Ancak, ne zaman soyları, devir devir / derin derin üzerlerine çökecek. Karanlık bulutlardan sıyrılır ve yeniden can bulursa, ve onların öz yurdunda yeni bir (…) başlarsa bunlar kaybedecekler ak sakallarını, yeniden genç olacaklar. Böylece (…) soylarının yenilmez bulutunu bağlanacak.
Baş Şaman: Bu sungular ulusumuzun gelecek günleri için yüreklerimizi ferahlıkla doldurdu. Sen de susma Feridun.
Feridun: Bana bir şey kalmadı, size şükreder (…). Dileklerinizi mutlu, bak gözlerim dolu yaş… Ben bu iki yavrunun adını koyuyorum. Sen en nurtopu çocuk, senin adın Tur olsun, kutlu (…) olsun, eşin ay, yoldaşın kurt olsun. Sen ey sevgili çocuk, senin de adın iraç, nurun yeşilden çıksın, güneş seninle parlasın, yoldaşın arslan olsun. Ve ikiniz cesaretin, erliğin rengi al ile yiğitliğin, temizliğin, paklığın rengi olan beyaza birlikte sarılınız. (Bin an durur) Haydi şölen başlasın!

(Müzik)

Düet / Hatun-Ahriman
H: Ne oluyor? Kimse yok mu burada?
A: Hah hah hah ……………….!
H: (Nefret ve korku ile) Siz!
A: Evet, köleniz Ahriman, yer perisi
Yer altının bekçisi
Karanlıkların özü
Şeytanların başbuğu
H: Siz burada!
Fakat benden ne istiyorsunuz?
Bu geliş?
A: Şaşılacak bir şey yok!
İşittim ki şölen var.
Yeryüzünün genç ihtiyar bütün büyük başları / erleri
Buraya toplanmışlar. Hepsi de aranmışlar, çağrılmışlar.
Yalnız ben, … Öyle ya kör ve topal
Bir cehennem zebanisi yakışır mı bu süse?
H: Susunuz! Kimse yok mu burada
A: Nafile bağırmayın! Kimse sizi işitemez burda.
H: Benden ne istiyorsunuz?
Hasta bir anneye dokunmaz yılan bile
A: Hayır, size değil, ben yavrularınıza geldim
H: Vermem onları, vermem!
A: Ben alamam ki zaten:
Onlara kutlu yersuğlar, büyük tahtlar açtılar;
Bozamam (…) bu dilekleri…
Ahriman baba geri kalmaz elbet bu işte
Hah hal …………. Hay
Onlar ne demişlerdi?
Bunlar hiç ölmeyecekler! Öyle mi?
H: Öldürecek misin onları yoksa:
A: Bu da elimden gelmez
Yalnız bu iki genci soyları arasında
Daima meçhul kalmaya mahkûm ediyorum.
H: Sus
A: Torunlarından sonra onları kimse tanımayacak!
H: Sus mel'un, sus!
A: Bu iki bebek el ele verecek
Ve bu kaynaşmadan dünya ışık dolacak! Ha?!!
Bu benim mülküme tecavüzdür hatun!
H: Yalvarıyorum sana, bir anne kalbinin bütün acısıyla
Yalvarırım sus artık
A: Nifak perilerinin gelmesinden korktunuz
Fakat ben onları soylarının arasına sokacağım.
H: Sus artık! Dinlemez seni bir anne!
Tanrı yetiş.
Koro
Annelik gökten bir parçadır
Annelik en tatlı hülya
Hatun sana müjde müjde olsun
Gönlün huzur ve sükunla dolsun.

HATIRA

Özsoy ilk defa Atatürk ile o zamanki İran Şahı Rıza Şah Pehlevi ve diğer davetliler huzurunda 19 Haziran 1934 tarihinde Ankara halkevinde temsil olundu. İlk temsili daha iki temsil takip etti. Konu bizzat Atatürk tarafından telkin olunmuştur. Aslında üç perde olarak düşünülmüş: Birinci perde eski bir efsaneden mülhemdir: Feridun ile üç oğlu, Selim, Tur ve İraç efsanesi. Burada Selim ele alınmamış. Tur ve İraç da ikiz kardeşler olarak gösterilmiştir. İkinci ve üçüncü perdeler efsane havasından ayrılıp günümüzü, daha doğrusu Mütareke -İstiklal Savaşı ve sonrasını işletmekte idi. Ancak en sonra gene efsane sahnesine dönülüyor, fakat o da günün gereklerine uyacak bir surette ele alınıyordu. Bu iki perdenin yazılış şekli de iyi değildi.

Bu eserin yazılmasını İran Şahının Türkiye'yi ziyareti münasebetiyle doğrudan doğruya Atatürk istemişti. Bu birçok bakımdan dikkate ve üzerinde durulmaya değer. Anlaşıldığına göre Atatürk iran Şahı'nın ziyaretinden azami ölçüde faydalanmak ve Türkiye ile İran arasındaki siyasi münasebetleri müspet bir yolda geliştirmek esbabını hazırlamak istiyordu. Türkiye hakkında Şah'da müspet bir kanaat uyanmasına elbette ki Türk ordusu, yeni yeni yapılmakta olan fabrikalar, okullar yardımcı olurdu. Ancak bütün bunlar, az çok farklı da olsa İran'da da vardı. Bu itibarla Şah için yeni ve şaşırtıcı şeyler olamazdı. Ayrıca Şah bütün bunlar karşısında kıskançlık duymasa bile "neutre" kalabilirdi. Halbuki, Atatürk, anladığıma göre, İran Şahı'nın gönlünü elde etmek istiyor ve bunun için İranlılar da olan bir efsaneye dayanmak istiyordu. İşte bu maksatla "Feridun efsanesi" üzerinde durmuş ve efsanedeki Tur'dan -ki efsanede Türklerin şahıdır- Türklerin ve İraç'tan -ki İran'ın hâkimidir- Türklerin ve İranlıların türediği tefsirine dayanarak konunun işlenmesini istemişti. Eserin ikinci ve üçüncü perdeleri türlü vak'alarla günümüze kadar gelir. Ahriman'ın gazabına uğrayan, fakat tanrılarca ebedi hayata mazhar kılınmış bulunan Tur ve İraç, yani Türkler ve İranlılar yüzyıllar boyunca birbirlerinden uzak kalmışlardır. Fakat sonunda her iki millet başlarına geçen Tur ve İraç sayesinde birbirlerine kavuşurlar. Eserin tekrar efsane havasını getiren son sahnesinde Feridun ve ötekiler hep sahnede hazırdır ancak Tur ve İraç yoktur. Feridun sorar: "Tur ile İraç'ı göremiyorum, nerededirler?" Buna "ozan" Halkevi'ndeki locasından İran Şahı ile birlikte temsili seyreden Atatürk'ü işaret ederek şöyle der: "İşte Tur, (İran Şahını işaret ederek) işte İraç. Her Türk bir Tur, her İranlı bir İraç'tır." Türkçeyi Azeri şivesiyle çok iyi bilen Şahın bu sözler üzerine Atatürk'e sarılıp "Kardeşim" diye ağladığını, temsilden sonra bana heyecanla anlattıklarını çok iyi hatırlarım.

Atatürk, dostlukların ve yakınlıkların pekiştirilmesinde sanatın ne derece etkili olabileceğini ne kadar iyi biliyordu. Gene çok iyi hatırlarım ki, temsilden hemen sonra Atatürk'le, İran Şahı ile birlikte doğruca dışişleri bakanlığına gitmiş ve Türk-İran yakınlaşmasının temeli orada Şah ile beraber atmıştır. Bu sanatı siyasette müspet sonuçlar alacak bir araç olarak ne kadar maharetle kullandığını gösterir. Ancak Atatürk'ün gayesinin sadece bundan ibaret olmadığı da daha sonraki hareketlerinde çok iyi anlaşılıyor. Şahın Türkiye'den ayrılmasından kısa bir süre sonra beni Yalova'ya davet ederek musiki ve memleketin musiki geleceği konuları üzerinde dört buçuk saat konuşması (bu arada benim halk musikimiz hakkındaki yazımı da bana ağır ağır okutarak ve her cümle üzerinde durup düşüncelerini söyleyerek bu konuya ne kadar önem verdiğini gösterir. Ne yazık ki yakından ilgilenmeleri direktifi ile ve Milli Eğitim Bakanı yoluyla gönderdiği yazım üzerinde Türk Tarih Kurumu bugüne kadar durmamıştır) üzerinde dikkatle durulmaya değer. Yapılması gereken şeyler üzerinde kendilerinin daha önce uzun uzun durdukları söylerinden anlaşılıyordu. Ancak solist, koro, orkestra bakımından akla gelmeyecek güçlükler ile karşılaşmış olmama rağmen Özsoy'un yirmi beş - yirmi altı gün içinde yazılıp, çalışılıp ortaya çıkarılmış ve O'nu da tatmin eden, bir başarı sağlamış olması da kendilerini etkilemişti. Solistler, korolar, orkestralar yetiştirmek, bol bol yetiştirip memlekete yaymak ve musiki ve sahne yoluyla eğitime imkân sağlamak gerektiğini özellikle vurgulamıştı. Böylece Özsoy, Türk musiki ve musikili temsil alanlarında gelişmeler konusunda Atatürk'ün kesin olarak düşüncelerini açıklamasında etken olmuştur.

Özsoy'un ikinci bir mazhariyeti de, "musikili sahne eseri" olarak ilk ciddi deneme olmasıdır. Elimizdeki imkânlar, daha doğrusu imkânsızlıklar, zamanın son derece sınırlı olması, ilk yazının üslubuna hakim olmuştur: Birinci perdedeki solistler üç olmak gerekir iken ancak iki solistle yetinmek zarureti (Nimet Vahid Hanım ile merhum Nurullah Taşkıran, ki hem Hakan hem Ahriman rollerini oynamıştı). Koronun nota bilmeyen talebeden meydana gelmesi, ilk… ve de solistlerin "Çok kolay" ve "kendi itiyadlarına uygun" yazılar istemeleri gibi pek çok şey çalışmamda bana etken olmuştu. Eserin kopyası (partilerin çıkarılması) dahi büyük bir mesele idi. Gece herkes uyuduktan sonra Halkevi kütüphanesinde sabaha kadar koroları hazırlar, orkestra yazısını yazar ve etrafımdaki beş kopiste, ki Cumhurbaşkanlığı Armonisi'nden gelen subay dostlar idiler, sayfa sayfa verirdim. İran Şahının Halkevi'nde misafir edilmiş olması dahi, onun orada bulunduğu zamanlarda çalışmamıza imkân vermezdi. İşte bu yazı böyle meydana geldi ve yirmibeş gün sonunda başarı ile temsil olundu.

Temsillerden sonra bu yazım dolapta yıllar yılı, tam kırkaltı yıl kaldıktan sonra bu defa Atatürk'ün yüzüncü yıldönümü münasebetiyle Ankara Devlet Operasınca temsil edilmek istenince eski kâğıtlara baktığımda bir kısmının kaybolduğunu gördüm. Onları "hatırlayarak" yazdım.

A. Adnan Saygun, İstanbul, 30 Eylül 1980

Not: (İlk tablodaki) dua korosu koristlere güç geldiği için o zaman söylenememişti, yerine benim Op3 ağıtlarımdan bir tanesini orkestra için düzenleyerek onu çaldık.

ÖZSOY DESTANI 3 Perde 12 tablo

Yazan ve sahneye koyan: Münir Hayri Besteleyen ve Orkestra şefi: Ahmed Adnan


Orkestra: İstanbul Konservatuvarı Yaylı Sazlar Heyeti ve Riyaseti Cumhur Bando Heyeti

Dans ve Koreografi: Selma ve Azade Selim Sırrı

Sahne: Hami

Dekor ve kostümler: Mahmud-Galip

Koro idaresi: Muallim Halil Bedii, Mediha Adnan Koro: Ankara Kız Lisesi, Ankara Kız Orta Mektebi, ankara Beden Terbiyesi, Ankara Enstitüsü Talebesi Kondüit: Şevket Suflör: Enver Necip

ROL BÖLÜMÜ

Ozan Hamdi Selçuk
Baş Şaman Salih B.
Köse Ağa Salih B.
Birinci Bey Fethi B.
Züppe Fethi B.
İkinci Bey Fethi B.
Bir Zabit Fethi B.
Kaymakam Fethi B.
Felekler:

Felekler Nazar II
Felekler Muhsine II
Felekler Yıldız II
Felekler Nüzhet II
Felekler Nimet II
Feridun Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Şevket B.
Ses Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Şevket B.
Hatun (Ulu Anne)Konservatuvar muallimlerinden Nimet Vahit II
Ahriman Süleyman B.
Ayşım İstanbul Konservatuvarı talebelerinden Semiha II.
Mehmet Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Ö.C. Bey.
Bir köylü Bedri B.
Sarıklı Bedri B.
Politikacı Hayati
Tembel
Sefih
Bedbin Semiha
İraç
Danslar

Selma ve Azade hanımların idaresinde Kız Lisesi ve Orta Mektebi talebelerinden Perran-Leyla-Vesamet-Belkis-Nedret-Enise-Melahat hanımlar.

(*) Cevad Memduh Altar, Opera Tarihi, c.4. İst., 1989, s.310-311


Kaynak: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/12/11/270421.asp


Kaynak: Toplumsal Tarih Dergisi Sayı: 24 Cilt: 4
  Aralık 1995 1300-7025 Bu metin dergi makalesinin gözden geçirilmiş versiyonudur.

Bu makale yazarının yazılı izniyle sitemizde yayımlanmıştır. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanması yasaktır. Bu sayfaya link verilmesi serbesttir.




bitti




Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.