ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1820
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Bir Gül Rüzgarı GeçtiSayı: - 29.08.2006


Aradan günler geçti, hâlâ dilimde, şarkıları. Her fırsatta bağıra çağıra söylüyorum. Kardeşim "Yeter artık!" diyor ama beni susturup kendi söylüyor. Bir rüzgârdı ki, hâlâ esintisi sürüyor. Bir gece yetmedi, kırk gün kırk gece sürmeliydi. Axl aynı Axl mı, Guns eski Guns mı? Sorular, hep sorular! Hangi gül gonca kalmış ki? Şimdi başka güzel olmuş, rüzgârı o güçlü rüzgâr, ışığı o büyülü ışık. Başı önüne eğik. Dışarıya gülümserken biraz kendine dönük. Sevildiğini bilmenin gizli, utangaç, anlaşılır mutluluğu. Yine uzaklara baktığında, gördüklerine duyduğumuz özlem; sanki unuttuğumuz geçmişlerimizden mutlu anılar varmış gibi, gözlerinin önünde. Tanıdık... "Geçmiş ama geç değil," diyen... Bu şarkılar bunun için değil mi zaten? Diyebilmek için değil mi? On üç yıl önce, 26 Mayıs'taki ilk konser, doğum günümden bir gün önceydi. Gecelerle yeni günlere eklendikelerine göre, yirmi ikinci yaşıma, güzel bir doğum günü hediyesini kucaklayarak girecektim. Giremedim. 12 Temmuz 2006 Konseri, seni on üç yıl bekledim.

Konser günü, Bursa'dan sabah serinliğinde yola çıktık. Herşey rast gitti. Yalova arabası biner binmez kalktı. Deniz otobüsüne bindiğimizde neredeyse hareket ediyordu. Yenikapı'dan taksiye bindik. Çırağan'ın önünden geçerken kapıda birikmiş polisler dikkatimi çekti. Bugün önemli bir olay mı var, diye sordum şoföre. Gelmiştir yabancı biri, dedi şoför. "Bizimkiler olmasın?" dedim, güldüm içimden. Belki yakınlarda bir yerdesiniz ve biz yakınınızdan geçiyoruz... O gün çok güzel, pırıl pırıl güneşli bir hava vardı. Güneş daha coşkulu parlıyordu, bulutlar ışıldıyordu. Boğazı görmeyeli çok olmuştu ama başka geldi gözüme. Dalgası daha çok, mavisi daha koyu.

Bir sevinç vardı sanki her yerde. Ağaçlar çiçekli, uzaklar yakın, dünya küçük, herkes mutlu. Ortaköy'den Kuruçeşme'ye heyecanla yürüdük. Ayaklarımızda yürüyüşümüzü hafifleten kanatlar. Kapıya vardığımızda beklediğim manzarayı kısmen de olsa gördüm. Gençler kaldırımlarda konuşlanmışlardı. Girişi gençlerden ayıran parmaklıklı bir barikat vardı. Biz biletlerimizi telefonla almıştık, bu yüzden görevli gençlere biletlerimizi söylenen saatte alıp alamayacağımızı sordum. Bilgileri yoktu. Biz de yakınlarda bir yerde karnımızı doyurup tekrar döndük. Kalabalık artmıştı. Kenarda otururken sahneden gelen prova seslerini duyduk. İlk kez canlı olarak... Belki de o an dönebilirdim. Yeterdi belki de. (Yetmezdi, biliyordum. Yeterdi, ama yetmezdi.) Baktık gunnerlar, roserlar sıraya girmeye başladı, biz de hemen ayaklandık. Saat 15:30 gibiydi. Kapılar saat 18:30'a doğru açılana kadar, o şekilde ayakta bekledik. Ortamda, bileti önceden ellerine almış olanlarla bizim gibi telefonla ya da internetten almış olanlar bakımından bir adaletsizlik vardı. Biz birinci bölümdeydik, ama E1- E2 diye numaralandırma yoktu ki; içeri girer girmez var gücümüzle sahne önüne kadar koşacaktık ve kapılar herkese aynı anda açılırsa biletlerimizi alırken geç kalacaktık. Barikattaki görevlilere sürekli bunu hatırlattım. Yardımcı oldular ve neyse ki sonunda kara gurubu öncü akıncıları olarak ilk biz girmeyi başardık. Sahneye çıktıklarında saat 23.00'e geliyordu. Bu yaşa bunca saattir ayaktayız! Kalabalıktan doğru dürüst kıpırdayamadan, sürekli susayarak, akşam için bir şey yemediğimizi, açlığımızı unutarak, duymayarak. Ağrıyan ayaklarımız, güneşten yanmış yüzlerimizle. Bereket, girişi beklerken başlayan komşuluk ilişkilerimizle aramızda su vb.yardımlaşmalar... Bu kez benim için "Numaram bu, yerim de burası." şeklinde bir konser değil, herkes birbiriyle kısa sürede tanıdık...

Konserin sonunda saat 01:10 gibi gurup yüzünde o mutlu tebessümle eğilerek selam verdiğinde aynı mutlu tebessüm ve giderildikçe artan o özlem bizim de yüzümüzde ve içimizdeydi. Büyü bitmiş ama sürerken, nihayet saatler sonra yere oturma fırsatı bulduk; acıyan ayaklarımı uzattım, sırtımı bizi onlardan ayıran kısma dayadım, gözlerimi kapadım, tüm konseri ben vermişim gibi yorgun, o mutlu havadan soluk aldım, aldım... Sarı bilekliğim, cebimde buruşmuş üç renk konfeti, gece yolculuk ederek sabah 05:30 gibi Bursa'ya döndük. Bizimkiler tüm gece yatmamış, beni beklemişler. "Nasıldı?" dediler, kapıdan girer girmez. Onlara İstanbul'u anlattım. "Eee konser?" dediler.

Onu... onu anlatamam ki...

 


Yazıyı Tavsiye Et

Tavsiye Et



Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.