ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1835
Şu an 3 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


İnsanın Duyma Özelliği ve Maruz Kaldığı Çevresel EtkilerSayı: 1750 - 10.12.2019


İnsan kulağı doğuştan mutlak bir duyum için donatılmış olup, çevresel faktörlerle birlikte gelişip büyüdükçe artık ihtiyacı olduğunu düşündüğü sesler dışındaki hiç bir uyarana tepki vermez.

Dil ö
ğrenme yeteneği ise bunun en güzel örneğidir. Dünyanın neresinde doğarsa doğsun, insan yavrusu, çevrede konuşulan dili öğrenir ve o dili hiç bir gramer eğitimi almaksızın konuşur, konuştuğu dilin eğitimini alır ve yazar. Zaman içerisinde bu yeteneğini yine çevresinde maruz kaldığı seslerle bezeyip biçimlendirerek, dinlediği müziklere ve hatta kulağının gelişimine bile etki eder hale getirir.

Müzik, bilindi
ği üzere, kaydedilebilen bir sanat dalıdır. Kaydedilen her müzik, belirli bir oranda veri kaybı mutlaka yaşar. Bu veri kaybını ve yarattığı etkiyi genel hatlarıyla değerlendirip bir yargıya varmadan önce, kayıt teknolojisi ve evrimi hakkında kısa bir değerlendirme yapalım.

Analog ses veya analog kayıt adını verdi
ğimiz olgular; Hiç bir filtre uygulanmadan duyduğumuz, gerçek veya gerçeğe en yakın ses kaynağıdır. Diyalog halinde, bire bir duyduğumuz sesler, (annelerimizin ninnileri, masalları vb...) her ses kaynağı analog olarak değerlendirilebilir.

90’lı yılların ba
şına kadar (denemeleri çok daha önce yapılsa da, 90’lı yıllardan itibaren neredeyse sadece dijital kayıt alındığından) ses kaydı alınacak her türlü kaynak, makara sistemi adı verilen bir teknolojiyle kaydedilmekteydi. ( Eski tip video kasetler, müzik kasetleri ve hatta sinema filmleri)

Bu yöntemle yapılan kayıtlar, insan kula
ğına saniyede 96kHZ veri göndermekte olup, kaynağın kaydedilmeden önceki en saf haline çok yakındır.( gramofon kayıtları, taş plaklar bu kayıt türünün en doğru ve en güzel örnekleri arasında gösterilebilir. Peki nedir bu 96, nedir bu HZ?

Hertz, Bir cismin saniyedeki titre
şim sayısı anlamına gelir ve bilim adamı HeinrichRudolfHertz’in soyadının kısaltmasıdır. Ses kaynağının oluşabilmesi için en gerekli unsur olan titreşimin, fiziksel biçimde açıklanmasını sağlamıştır. kHZ ise kilohertz anlamına gelip 1000 Hertz’e karşılık gelir.Peki bu Hertz olmasa biz ses kaydedemez miydik? Tabii ki edebilirdik ancak bu durumu fiziksel anlamda açıklamakta zorlanır ve hatta akort sisteminde bile (enstrümanların bir düzen içerinde çalmalarını sağlayan referans noktası) problemler yaşardık. Örneğin Pisagor’un değişik uzunluklardaki metal çubukların kombinasyonuyla günümüz gam sistemini geliştirmesinin de temeli aslında Hertz sistemiyle açıklanabiliyor. Dünyanın her yerinde 440-442 HZ (genellikle)titreşimi olan her nesne, Piyanoda bulunan soldan dördüncü LA notasını ( 4. Oktav LA) duyurur ve orkestralar bu frekans noktası üzerinden akort yaparlar. Peki o zaman, bu bilgiler ışığında, 96 kHZ formatıyla yapılan bir kayıtta, 1 saniye içerisinde kulağımıza gelen veri sayısı 96000 olarak karşımıza çıkıyor ve biz bu kayıt tekniğine Analog Kayıt adını veriyoruz.

Dijital kayıt ise, özellikle cd-vcd-dvd ve sonrasında blueray, ve hatta günümüzde mp3, mp4, wav, aiff, mpeggibi bir çok görüntü ve ses  formatının kar
şımıza çıkmasını sağlayan bir teknoloji olup, Atari oyunlarında kullanılan 8 bit ile başlayarak (bkz. byte) 48 kHZ’e kadar değişik formatlar için kullanılabiliyor. Bu kayıt tipi, kaydedilen alanda (bilgisayar, dijital kayıt birimleri vs) az yer tutması ve analog kaydın sunulma evrelerine nazaran çok daha hızlı çalışılabilmesi adına (edit-mixing-mastering) tercih sebebi bir uygulamadır. Ancak sayısal verilerden de anlayacağımız gibi, ulaşabildiği en üst sınırda bile, analog kaydın yarısı kadar veriyi saniye bazında bize ve dolayısıyla kulağa ve yine dolayısıyla işitme merkezimize iletir.

Dijital kayıt ile analog kaydın i
şitme üzerindeki en temel etkisini, iki hayali insan yavrusunu ele alarak değerlendirelim. Aynı yıl, aynı ay, aynı gün doğan iki hayali çocuğumuz var. Bu çocuklardan birine her gün yatmadan önce ve her gün değişik müzik türünde plak veya gramofon dinletiliyor. Gündüz ise Tv, ipad, cep telefonu gibi tamamen dijital her türlü etkiden uzak tutuluyor. Ailelerin org adını verdiği ama asıl ismi klavye olan ses çıkartabilen tuşlu oyuncaklardan da uzak tutuluyor. Bu durumda bu arkadaşın kulağı zaten gelişmeye ve veya durmaya meyilli olduğundan, sadece 96000 veri yani en gerçek ses kaynaklarıyla yoğruluyor. Sonuç; En kötü ihtimalle iyi bir dinleyici ve seçici bir kulak sahibi olup, hayatının istediği bir döneminde, istediği bir enstrümanı kolayca öğrenebilmesi için verimli tarlaları sürmüş ve ekmiş oluyoruz.

İkinci arkadaşımız ise, yukarıda saydığım her türlü etkiye maruz kalıp, sadece sussun diye ipad-Tvvs dayadığımız, ve yaklaşık 6 yaşında piyanoya başlatılıp, 8’inde kemana, 11’i gibi de gitarla devam eden muhteşem müzik kariyerini, 15’inde davul kursuna gönderilerek zirvede bırakan bir komple müzisyen oluyor değil mi? Değil... Çünkü o yavrucak zamanından önce maruz kalması gereken teknolojik hıza, bunu değerlendiremeyen ebeveyn tarafından (suçlamıyorum) çağın gerisinde kalmasın diye yönlendirilerek aslında bir duyum cinayeti işleniyor. Çocuk, bu kadar çok enstrümanı kısa sürede öğrenemediğini düşünerek (her şeye çok hızlı erişebildiği için)  vaz geçip, hop ötekine atlıyor. Sonuç; Tabii ki hüsran oluyor. Ve evde “ya bizimki de yeteneksiz mi acaba? Hiç birini beğenmedi” kelamlarını geçtim” hocasını sevmedi, hocası öğretemedi” gibi çok yanlış sularda bile yüzülebiliyor. (Bazen öyle de olur ancak o durum bir kan uyuşmazlığı olarak açıklanabilir)

Bunun sonucu yeti
şen nesilde ise, neredeyse harika bir ritmik kulak (atalardan kalma) hali hazırda dururken, iki melodik cümleyi tekrar edecek kadar bile müzikal hafıza kalmıyor. Neden? Çünkü saniyede 48000 veri ile saniyede 96000 veri arasında çok fark var.

Örnek verilen iki birey ı
şığında, kendi dönemlerinde çıkan müzisyenlere bakıldığında ki; onlar da o nesillerde yetişiyorlar, ortaya çıkan müzik türlerini ve melodik türlerin neredeyse kaymak tabakalar tarafından dinlenildiğini ve ortalıkta sadece tiz seslerden oluşan bir ritmik enstrüman denizini(trap müzik tarzı vurmalı altyapılar) açıkça gözlemleyebilmekte ve duyabilmekteyiz. Çünkü o çocukların bazılarının da içinde müzik yapmak ve müzisyen olmak ateşi var. Ancak ciddi bir tedavi  (kulak rehabilitasyonu ve özel çalışmalar) sürecini geçirmeden sadece ve sadece maruz kaldıkları, daha da üzücü olanı,  ellerinde kalanla müzik yapmaya çalışıyorlar, ve müzik dinleyebiliyorlar. Üzücüdür ki yetişme şartları dolayısıyla, disiplinli bir çalışma ve tedavi temposunu da kaldırabilecekleri meçhul.

Ömrünün 30 senesini müzi
ğin içinde geçirmiş, iki örnekteki çocuğun bir karması olarak büyümüş, analog kayıt kültürünün de eğitimi almış, ancak şartlar gereği dijital kayıt teknolojisiyle fakat mümkün mertebe melodik çalışmalar yapan biri olarak ben, tabii ki dijital karşıtı değilim.

Hatta dijitalin faydalı oldu
ğuna da inanıyorum ama her şey zamanında maruz kalınınca güzel oluyor. Çocuklarınıza analog besinler veriniz, ve büyüdükçe yumuşak geçişlerle dijitali de hayatına katınız.

Kerem Memi
şoğlu / Müzik Yazıları / 2019-İzmir-Urla


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.