ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1835
Şu an 1 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Mirkelam: “Ulan yaşamak da iyiymiş! ” dedirten şeydir müzikSayı: 1565 - 16.12.2013


90’larda koşmaya başladı Mirkelam, pop müziğin üzerindeki karabulutları bir nebze aralayarak. Kuşağın yeniden pop müzikle barışmasına bir kanal açtı ilk albümüyle. Her şarkıyla kısa bir hikâye anlattı. ‘Her Gece’ şarkısına çektiği kliple hafızalarda unutulmaz tat bıraktı. Mirkelam yeni hikâyeler anlatmak için birkaç ay önce ‘Denizin Arka Yüzü’yle yeniden dinleyenleriyle bir araya geldi. O, bu kez zamanın hızına yetişmek istercesine koşmak yerine albüm fotoğrafları için bir bisiklet çekmişti altına. Benim için yeni ancak müzik piyasası için hayli uzun süredir raflarda yerini alan albümü sakin sakin, tadını çıkara çıkara dinledikten sonra Mirkelam’ın kapısını çalıp biraz müzik konuşalım dedik.

 

-90’lı yılların yaşamınızda önemli yeri olmalı. Klibiniz ve müziğinizle dikkatleri üzerinize çektiniz. Sizi farklı kılan neydi?

Ben müzik yapıyorum, şarkı yapmıyorum. Eskiden müzik ve şarkı diye iki farklı şey vardı. Şarkı evde bulaşık yıkarken, karanlık bir yolda korkmamanız için söylediğiniz şeydir ya da sokak lambasının altından geçerken çaldığınız ıslıktır.

Ama müzik başka bir şey. Hayattaki varlığınızı anlamlandıran; hayatın sadece yemek, uyumak, öpüşmek gibi şeylerden ibaret olmadığını farkına vardıran bir buluştur müzik. Her şeye rağmen “Ulan yaşamak iyi bir şeydir” dedirten şeydir müzik.

Biliyoruz ki savaşları risk alanlar, kendilerini feda edenler kazanır. Kendimi feda ettiğimi düşünmüyorum ama benim yaptığım alternatif müzik. Ama o alternatif dediğimiz şey öyle çok karıştı ki; alternatif denince akla sadece rock müzik yapılır gibi bir algı var. Türkiye, rock müziğin içinde yer almaya çalışştır ancak müzisyenler onu da kendine has karakteriyle birleştirememiştir. Şu an çalan rock müziği İsveç rock müziği gibi bir şey. Çaresiz seyirci ondan zevk almaya çalışıyor. Oysa alternatif müziğin birçok çeşidi var.

 

-Albümlerinizin en önemli özelliği birer hikayesinin olması. Hepsi birer kısa film gibi. ‘Denizin Arka Yüzü’nün hikayesi ne?

Ne kadar derine dalarsanız dalın kafanızı şöyle bir kaldırdığınızda aslında boşuna dalmış oluyorsunuz. Çünkü ‘Denizin Arka Yüzü’  gökyüzüdür.

Denizin dibine dalan bir hikâyeyle dalıyor, uykuya dalarken bir hikayeyle dalıyorsunuz. Denize daldığınız o iki saniyede bile büyük hikâyeler yaşarsınız ve onun sonucunda da bazı deneyimler kazanırsınız. Mesela 1974 yılında ‘Ayın Karanlık Yüzü’nü duyduğumda ürkmüştüm. Hakikaten “Ayın karanlık yüzü var” demiştim. Bu albümün de ‘Ayın Karanlık Yüzü’nden farkı yok.

 

-Albümlerinize bir melankoli hâkim. Katılır mısınız?

Müziği fildişi şatonuzda yapmıyorsunuz ki... Yaşadığınız deneyimleri paylaşmak istersiniz ve müzik yaparak bunları paylaşırsınız. Bin yıllardır kabul görmez müzik, çünkü insanları ya melankoliye sürükler ya da insanlara enerji verir, sükût-u hayale uğratır, problemleri hatırlatır. O yüzden de hor görülen bir şeydir müzik. Bu da erkler için bir sıkıntıdır ve sanat başlı başına öyledir.

Aslında dünyanın mutsuz olduğu zamanlarda sanat hep ivme kazanmıştır. Hep derler ya ‘İnsanlığı savaşlar hem yok eder hem kurtarır” biraz onun çevresinde dönüyor her şey.

 

-Şarkılarınız “Durun, bir sakin olun, hayatı yavaş yavaş, sindire sindire yaşayın” diyor...

Albümde biraz hileli bir şekilde dans müziği kullandım. Kaybettiğimiz şeyleri bu yüzden kaybediyoruz dercesine kullandım.

Bir müzisyenin her albümünün, bir yazarın her romanının, bir ressamın her resminin çok iyi olması beklenir. Bu pek mümkün değildir. En iyi şarkınız bir tanedir. Hakikaten hayatınızda bir şarkı bulursunuz ilk aşk gibidir ve ondan sonrakiler ona hizmet ederler.


-Bu albümü yaparken ne hayal ettiniz?

Müzik eski bir icat. Eski bir icat olduğu için de bunu yenilemek ancak kliple mümkün. 80’li yıllarda MTV’nin çıkmasıyla daha çok gün yüzüne çıktı ama sadece 15 yıl sürdü. Artık klipler de birbirini takip eden yaratıcı öğenin olmadığı sinemadan çok yararlanılmayan bir döneme girdi. Aslında bakarsanız dünyada da iyi müzik yok. İyi edebiyatın olmadığı gibi. En iyileri 1900’lere kadar yapıldı. Sonrasında ise 1980’e kadar başka türlü şeyler yapıldı.

 

-Sıkıntılı bir sektör olduğunu düşünüyorsunuz peki müzik yapmaktaki inadınız niye?

Halk anlamıyor demek en büyük kaçıştır. Mesela bir albüm niye iyi değildir? Demek ki onu iyi sihirleyememişsindir. Çünkü biraz sihirbazlıktır bu. Burada bir sorun varsa kendinize kızmanız gerekir. Akıllı politikacı, akıllı gazeteci, akıllı müzisyen, akıllı edebiyatçı o halkı anlar. Zaten politikacılar da bu yüzden şarkıcıları pek sevmezler. Bir şarkıyla üç kat daha fazla kitleyi toplayabilirsiniz. Bu bir anlatım tarzı ve biraz da politik bir şey.  Müziğin politikası. Halk ozanları vardır, size hayatla ilgili bir şeyler anlatır, işte ben de bunun biraz daha popüler versiyonunu yapıyorum ve müzikle ilgilenip bir şeyler anlatmak istiyorum.

 

 

-Türkiye’de müzik türlerini ayırmak için bir kriter var mı? Önceden bunu ayıran neydi?

Şu an müzikten bahsetmemiz bile birçok kişiyi sıkabilir ya da insanlara lüzumsuz gelebilir. İşte asıl mesele bu. Bir şey konuşulmuyorsa çoğalmaz da. Tıpkı yaşadığınız aşk gibi. Müzik de işte öyle konuştukça, içini deştikçe derinleşir. Şu an insanlar öylece çaresiz sunulanla yetiniyor ve onu dinliyor çünkü öyle müzik üzerine derin formasyonlar yok. Tarihinize şöyle bir baktığınızda nerede ve nasıl olduğunuzu daha iyi okuyabilirsiniz. Artık insanlar hiçbir şeyden konuşmak istemiyor, hiçbir şeyin alt metnini bilmek istemiyor. Üstünü, yüzeyini ve hızlısını istiyor.

 

***

 

-Şehirleri seviyor musunuz?

Şehirleri uzaktan seviyorum. Şehir yaşama değil yararlanma yeridir. İnsanlar çaresiz oldukları için şehirlere gelirler ve çaresiz oldukları için birbirlerinden yararlanırlar. Etimolojik olarak çok doğru bir şey değil belki ama kelimelerle biraz oynarsak şehir ‘şer’ bir şeydir. Veba, ormanlardan değil, şehirlerden yayılmıştır. Ben o yüzden sadece gereklilik üzerinden şehre gelirim, paramı ve paylaşımımı, gücümü kazanırım sonra kaçarım. Aslında eskiden de bu böyleydi. Kentsel dönüşüm derseniz o da dönüşüm olduğu için güzeldir. Kentsel olduğu için değil.

 

 

***

 

Koşmak evrensel bir eylemdir

 

-Çıkış şarkınız ‘Her Gece’ ile koşmaya başladınız. Bunun politik bir anlamı var mı? Gezi direnişinde performans sanatçısının ‘Duran Adam’ eylemi gibi...

Her ikisi de evrensel bir tavır. Biri müzik hali, biri politik hali. Bence ‘duran adam’ eylemi evrensel olduğu için güzeldir.

Koşma eylemi de evrensel bir eylemdir. Enerjiyi, kaçışı, saldırışı ve her şeyi anlatabilir ve içgüdüsel bir eylemdir. Bununla ilgili bir bağlantı kurulabilir diye düşünüyorum.

Bir ülkede müziğiniz, edebiyatınız, sinemanız varsa gurur duymalısınız. Tıpkı adaletli, barışçıl, buluşcul bir devletiniz olduğunda duyduğunuz gurur gibi.

Birgün

 


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.