ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Müzik yazarlığı şart mıdır?Sayı: 1523 - 21.01.2013


Duayen müzik yazarlarından Ira Robbins “Müzik yazarı mı? Artık kimin ihtiyacı var ki?” diye sordu. Yanıtını geçen hafta gittiğim bir yemekte buldum

 

Her ne kadar Milliyet Pazar’ın kısa sürede gelenekselleşen şaşaalı yemekleri kadar olmasa ve masada “selebriti” bulunmasa da, ben de ara sıra birileriyle yemeğe çıkıyorum, hatta bu yemeklerde bazen ilginç konular konuşulabiliyor.


Bunlardan biri geçen hafta Deezer  ile ilgiliydi. Deezer nedir? Çok ama çok özetle anlatayım. Ayda 5 liralık ya da 10 liralık iki paket var.
İnternetteki bu müzik platformuna bir kez kaydolup bu paketlerden birini seçtiğinizde müzik dinleme ve indirme sorununuzu hallediyorsunuz.  “Oraya gir onu dinle, buraya gir şu albümü yükle”, “flash bellek var mı?”, “ama bu dosya çalışmadı” falan kalmıyor. Ayda 5-10 liraya her tür müzik elinizin altında, bilgisayar, tablet ya da telefonunuzda.

Korsancıysanız bile sabit diske para veriyorsunuz. Bunda ona da gerek yok. Evde gigabaytlarla, terabaytlarla müzik depolamak yerine her şey internette ve dilediğiniz an ulaşabileceğiniz uzaklıkta. (Arşivciyseniz de plak alın ayrıca, dijital müzik saklamak da ne demek.)

Ayrıntı bol ama dünyada 160 ülkede faaliyet gösteren Fransa çıkışlı bu müzik platformunun  sunduğu hizmet bu. Şimdi Türkiye’ye de dükkan açıyorlar. Siz bu yazıyı okurken sistem açık olacak.

 

Şarkıları etiketleme enstitüsü”


Dijital satı
şı anlamayıp “Neden CD satamıyoruz?” diye daha yakın zamana kadar korsan CD kırma eylemleri yaparak derdine çare arayan yapımcılar ve muhtelif sanatçılara rağmen gelişen bir dijital pazarımız var ya... Hani internet servis sağlayıcıları, telefoncular ve bizzat dinleyicinin kendisi sayesinde gelişen pazar. 


Önce iTunes,
şimdi Deezer, pek yakında da Spotify ve diğerlerinin memlekete gelmesine neden olan büyüyen pazar. İşte bu pazara nasıl dinleyici, pazarlamacılar ve yapımcılar uyum sağlama durumundaysa şarkılar da öyle.


Şarkıların bu sisteme dahil olmak için etiketlenmesi lazım. İngilizce “Tag’leme”.

Dijital müzik platformları karmaşık yazılım ve algoritmalar kullanarak müzik zevkinizi anlamaya ve uygun yeni şeyler önererek size albüm satmaya ya da dinletmeye çalışır. Bilgisayarınıza girer, arşivinizi kontrol eder ve “madem bunları seviyorsun, o halde bunları da seversin” der. Veya internette sevdiğiniz sanatçıyı dinlerken yazılım size bu sanatçının benzerlerinden bir playlist oluşturur.


Peki yazılım
şarkıları nasıl tanıyor? Dinleyip onlardan keyif alarak, sözleriyle içlenip ritimleriyle coşarak mı? Hayır. Etiketlerine bakarak. Peki bu etiketleri kim yapıştırıyor şarkılara? Dünyada bu iş plak firmaları ve onlara bu konuda danışmanlık yapan aracı firmalar tarafından yapılıyor. Yani oradaki “uzmanlar” (ve bunlar kesinlikle müzik yazarı değil kategorici) bir şarkının shoegaze, pop, indie folk, dream pop, 70’s revival, artrock, indietronica, shibuya-kei, breakbeat, chillwave, lounge, etnik, caz, alternative rock, rock, trip hop, industrial, rave, punk, post-punk, post-rock, house, minimal house, metal, hardcore, thrash, glam olup olmadığına karar veriyor. Daha yazamadım ama 10 bin vuruş daha müzik tarzı yazılabilir.


Bizim memleketteki gibi müziklerin yerli ya da yabancı diye ikiye ayrıldı
ğı, “Ne dinliyorsun?” sorusuna “yavaş şeyler” gibi yanıtlar alınan bir ülkeye göre fazla karmaşık görünüyor her şey.

 

Bunlar güzel, bunları indir sen


Ba
şlıktaki soruyu soran Ira Robbins diyor ki özetle “Biz zamanında albümler hakkında uzun yazılar yazar, onlar hakkında düşünürdük. Şimdi müzik yazarlığı kısa, net ve satış hedefine yönelik: ‘Bu şarkılar güzel, bunları download et’e döndü iş


Deezer yöneticileriyle yedi
ğimiz yemeği ve Ira Robbins’in yazdıklarını birleştirince şu sonuca vardım: “Nasılsa yazılımlar var, onlar önceden etiketlenmiş şarkıları bize öneriyor, biz de dinliyoruz, müzik yazarını niye okuyalım ki?” diyen biri kesinlikle haklı. Yazılımın önerdiği müzikle yolunu bulmak bir tercihtir. Müzik yazarına gerek yok cidden. Neticede bir gün dünyada müzik yazarı kalmazsa, insanlar “Ne olur gelin iki albüm yazın, perişan olduk” diye sokaklara dökülmez.


Benim “Bunlar güzel, bunları indir”türü yazarlı
ğa itirazım da yok ayrıca. Gel gör ki eski kafalıyım. Bu cümleyi hâlâ nefes alan, bir şarkıyı etiketinden değil sözünden, melodisindeki kıvrımlardan, ritimlerindeki ses detayından anlayan, seven ve bana bu şekilde önerecek “Bak bunu seversin sen” dediğinde gözümün içine bakan birinden duymayı seviyorum.


Yazılım, bilgisayarıma girip
şarkıları etiketlerinden yoklasın, bana bir şeyler önersin, itirazım yok ama ben hâlâ sevdiğim birinin evime gelip, plaklarımı karşıtırıp iki muhabbet etmesini tercih edenlerdenim. Ve müzik yazarlığının akibeti cidden umrumda değil, gazetecilik ölmediği sürece...

Not: Türkçe şarkı etiketleme işini başka bir yazıya bırakıyorum. Bunu birlikte yapalım, çok eğleniriz. Şarkıları ve etiket önerilerinizi yollayın.

 

Köpekbalığı yüzgeci çorbası

 

Bakalım kürke karşı duranlar bu konuda ne yapacak? Onur Baştürk yazmış, yakında açılacak Shangri-La Bosphorus otelinin içinde bir de Çin restoranı olacakmış. Buranın spesyaliteleri arasında da köpekbalığı yüzgeci çorbası.


Köpekbalıkları yakalanıyor, güverteye alınıyor, canlı canlı yüzgeçleri kesildikten sonra denize geri atlıyor. Yüzgeci olmayan köpekbalı
ğı tıpkı kolları bacakları kesilip denize atılan bir insan gibi yüzemeyeceğinden boğuluyor. Bu her yıl yüzbinlerce köpekbalığını bekleyen “olağan” son. Hayvan sadece sevimli kedi, köpek, fok ve yunus değil. Hayvanseverler ne der bilemem. Ama söylenecek bir şeyler olmalı...

 

90’lara dair 10  güzel şey

 

l Drum’n bass: Yeniden moda olsa ya 90’ların drum’n bass’ı...

l Armand Van Helden: Tamam biliyorum artık demode ama bugün var mı Armand Van Helden gibi dans şarkısı yapan?

“Old Skool Junkies” gibi klasik avangart albümlere imza atan?

l Daft Punk: 90’larda ilk Daft Punk dinlediğimdeki hisleri yaşatacak bir grup bulsam, şu anda atlarım üzerine.

l Godet: Beyoğlu’nda açılan kendi türünde ilk mini kulüp olabilir.

O yokluktan gelen samimiyet havası bugün butik kulüplerde, mekanlarda yaratılmak isteniyor ama tam olmuyor galiba.

l Switch: “Clubber’lar ne yer, ne içer?” haberlerinin yapıldığı dönemlerdi. Eğlenmek için Switch’e gidilir, kapıdaki kuyruklar yarılmaya çalışılırdı. Yaran mesut olurdu.

l J&B Techno Partileri: Muhtemelen Türk insanının gördüğü ilk rave tadında parti/festivaller bunlardı. Parkorman’da ne eğlenirdik...

l Magma: İçeri girip yeteri kadar beklediğinizde ihtiyacınız olan herkesi görebilirdiniz Magma’da. İlk kulüplerden sanırım.

l Massive Attack: Trip hop 90’ların alameti farikası değilse nedir? Massive Attack da bu müziğin alameti farikası.

l Bug Powder Dust ve remiksleri: Bu 80’lere ait Bomb the Bass şarkısının ne kadar fazla remiksi yapıldı 90’larda. Kerametini çözememekle birlikte hepsi de daha güzeldir orijinalinden.

l Cuma geceleri Roxy: Roxy’nin iyi zamanlarıydı. Kapıda kuyruklar oluşur, bütün İstanbul entelijansiyası, yazarı, çizeri, cadde kızı, gazetecisi, müzisyeni, yönetmeni, oyuncusu

orada olurdu. Kapıdan rahat girmek büyük prestij sayılırdı.

90’lar denince hep Ferda Anıl Yarkın, Çelik falan geliyor ya akla şimdilerde. Alternatif bir liste de kayıtlara geçsin diye düşündüm.

 

Çaktırmadan unfollow!

 

Efendim sosyal medyada son trend adayım Echofon isimli programda yer alan bir “düğme”. Mute. Mute’a almak deniyor. Echofon; Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya hesaplarını

bir arada yürütmeye yarayan bir uygulama. Farkı, takip ettiğiniz ama bir süre sonra pişman olduğunuz birini ona çaktırmadan hayatınızdan çıkarabilmesi. Bazen şöyle oluyor ya: “Unfollow etsek ayıp, etmesek eziyet, acaba ne yapsak?” Yani “çok sıkıcı ya da hiç ilgimi çekmeyen şeyler yazıyor ya da basbayağı canımı sıkıyor ama takibi de bırakamam, ayıp olur” dediğinizde o zatı mute’a alıyorsunuz. O sizin onu takip ettiğinizi sanıyor, siz bu zattan kurtulmanın ferahlığını yaşıyorsunuz.


Bu ça
ğın icatı. Neden mi? Çünkü insanlar çok alıngan, kendilerini çok ciddiye alıyorlar. Durmadan kim beni takip etmiş, kim bırakmış diye kontrol eden, takibi bırakana “Neden bıraktın?” diye mesaj atana ne yapılabilir ki mute’a almak dışında?


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.