ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1837
Şu an 5 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


Yosunlu Sınır TaşlarıSayı: - 05.06.2006


Ah şu ölüm! Bir an irkilip, onu düşüncelerimizden sıyırıp atmayı başarsak da bilinçaltımızdaki canlılığını daima koruyor.

Yaşam kadar gerçek olduğu için koruyor…

Ölüme de hazırlıklı olmalısın” diyorlar ya bazen… Bir parça mantıklı bulsam da böylesi sözleri, her defasında içimden ince bir itiraz yükseliyor.

Sevip bağlandığım birini bir daha görememek, sesini duyamamak, onunla kucaklaşamamak! Yo, düşünmek istemem bunu!.. O zoru, şiddetli acıyı önceden, önceden yaşayamam…

Yaşının zirvesindeki insanlar ölüme daha yakın gözüküyor…

Bu koyu düşünce sarar mı sizi? İçten içe etkisi altına alır mı? Sabahları ninenizden, dedenizden, annenizden daha erken kalktığınızda, o çocuksu korkuya kapılır mısınız?

Yattığı yerden, yorganının altından bir kıpırtı, bir nefeslik ses çıkmayacak diye ödünüzün koptuğu olur mu?

Kaybetme korkusudur o…Sevdiğimiz insanı, günün birinde sonsuz bir hasrete katma korkusu… Canın bir başka candan ayrılacağı korkusu…

Yaşlı insanlar ve ölüm, dedim… Bunda da bir parça gerçeklik payı var… Artık hastalıklara karşı koyamayacak denli yorgun ve bitkin bir bedene sahip olduklarını düşünürüz. Bu yüzden de onları daha yakın görürüz ölüme.

Oysa belli mi olur? Gencecik bir fidan da devrilebilir bazen. Yemyeşil bir dal da kırılabilir en orta yerinden. Hem de hiç ummadığımız yumuşacık, iddiasız bir rüzgarda!..

En cılız dalından bile tutunası şu yaşamda hepsi, her şey mümkün…

Şimdi bana, nereden çıktı bu ölüm konusu, diye sorulabilir. Üstelik de her şeyin dirildiği, yeşile durduğu bir deli mevsimde!

Bilinçaltımın baskın gelişi, olmaz bir hüneri değil bu kesinlikle. Bu konunun heveslisi de olmadım hiç bir zaman. Ölümün, ballandırıla, ballandırıla satırlara vurulacak bir tarafı olmadığı için.  

Yolun sonu” denen o kritik nokta ürkütse de insanı, benim gözlerim bambaşka bir yerde; yolun ta kendisindedir…

Yaşam denen o ince yolculuk ilgilendiriyor beni. Ömrü, nasıl ve nelerle dolduracağımız ilgilendiriyor. Onurlu bir yaşam için verilen mücadele vs… Sonrası, yani yolun sonu bir anlıktır, bir olup bitti meselesi…

Ölümün uzun boylu anlatılacak tarafının olmayışı, ondan bahsetmeye kalkıştığımda bile, kalemime yine yaşamın dolanıyor olması, işte bu yüzden…

Her an, her dakika “yolun sonu” dediğimiz o yere bakıp kahırlanmamamız gerektiğini düşünüyorum. Aldığımız her nefesin hakkının verilmesini, mümkün olduğunca her şeyin tadının çıkarılmasını…

Babaannem hasta bugünlerde... Misafir olarak gittiği halamların İstanbul’daki evinden, sağlığına dair üzücü haberler alıyoruz. Doğal olarak da o kritik sona yaklaştığı düşüncesi yoğunlaşıyor bende. Onun ardından öksüz kalacakları düşünerek, içten içe hüzünleniyorum…

Toprak kokulu kadınlarımızdan biridir o…

Şüphesiz, onun öksüz bırakacakları, sadece çocukları ve biz torunları olmayacağız... Bir asırlık ömründe, o kınalı ellerinin değdiği ne varsa, bir, bir öksüz kalacaklar...

Bazen bir tavuktan bile sakındığı, kimselere yol eylemek istemediği, taşlardan, yabani otlardan arındırıp gözü gibi koruduğu tarlası, bağı-bahçesi… Tırmığı, kazması, sepeti, rengârenk püsküllü heybesi, peştamalı, kuşağı…

Ömrümün zirvesine doğru, inadına yalnız yaşamak istediği o kutu gibi evi öksüz kalacak…

Kaybedilen bir evladın ardından günlere, aylara, yıllara iç dökercesine sıraladığı hüzün yüklü ağıtları yankılanacak köşe bucağında… Bağına, bahçesine ait yosunlu sınır taşları onu çağrıştıracak.

Hep öyle olmuyor mu? Kaybedilen önemli bir insandan geriye kalan ne varsa, onu çağrıştırıp, yaşatmıyor mu?

Babaannemin yaşam yolundaki o tutkulu yürüyüşünü, ölümüne bağlandığı, koruduğu, yaşattığı ne varsa, hepsini hayranlıkla hatırlayacağım…

Dolayısıyla da onu…

E-Posta: fatmababuscu@hotmail.com



Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.