ISSN: 1301 - 3971
Yıl: 17     Sayı: 1836
Şu an 4 müzisyen gazete okuyor

Günün Mesajları


♪ Tüm Mavi Nota dostlarının ve ülkemizin Şeker Bayramını en içten dileklerle kutlar esenlikler dileriz!
editör - 02.05.2022


♪ 8 Mart"ı kadın goygoyculuğuna çevirmeden, mana ve ehemmiyetinin taşıdığı öz yapıdan koparmadan kutlanması dileğiyle, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun
Mavi Nota - 08.03.2022


♪ Okurlarımızın ilgisine çok teşekkür ederiz!
Mavi Nota - 03.03.2022


♪ Mobildeyiz! Cep telefonu, tablet ve diğer mobil araçlarda bir tık uzağınızdayız!
editör - 17.01.2022


♪ 17. yaşımız kutlu olsun!
editör - 24.11.2021


♪ 20. yüzyılın en önemli birkaç sopranosundan birisi olarak görülen TC Devlet Sanatçısı Diva Leyla Gencer'in 93. doğum yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.
Mavi Nota - 10.10.2021


♪ Gazetemizin öğretmeni, eski danışma kurulu üyemiz, besteci ve akademisyen, hocaların hocası Sefai Acay'ı vefatının 5. yılında saygı ve özlemle anıyoruz!
Mavi Nota - 20.09.2021


♪ Mavi Nota şahane...
Can Çeliker - 18.08.2021


♪ Değerli dostumuz Keman sanatçısı Tuğrul Göğüş’ün beklenmedik anda vefatı bizleri derin bir üzüntüye sevketmiştir. Değerli arkadaşımıza Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Mavi Nota - 09.08.2021


♪ Harika bir kaynak, düşünüp, oluşturup, yaşatanlara minnet ve saygılar
oya kerimoğlu - 03.08.2021


Tüm Mesajlar

Anket


Klasik Batı Müziği dinler misiniz?

Sonuçları Gör

Geçmişteki Anketler

Tavsiye Et




Tavsiye etmek için sisteme girmeniz gerekmektedir.

Destekleyenlerimiz






 

Yazılar


'Etnik senfonik rock'ın peşindeyim'Sayı: 1461 - 06.06.2012


Soner Olgun deyince ilk akla gelen sakal oluyor. Kaç yıldır sakallısınız?
Sakalım çıktı
ğı günden beri diyebilirim aslında. Araya bir askerlik girdi, bir de genç bir muhabirken, başımda patronlarım varken sakallarım yoktu. Medyada yönetici olduğum zamandan itibaren, yani karışanım kalmadığından bu yana sakallıyım. 20 küsur yıldır...

Basın tecrübenizi BOOM dergisinden biliyoruz az çok. Nasıl bula
şştınız bu işlere?
Ankara’da ö
ğrenciydim, para kazanmam gerekiyordu, biraz da elim kalem tutuyordu. Nuri Çolakoğlu abimizin elimden tutmasıyla kültür sanat muhabiri oldum Ankara’da bir ajansta. Daha sonra Ankara’da Hukuk Fakültesi’ni bırakıp İzmir 9 Eylül Tiyatro’ya gidince Milliyet’in İzmir bürosunda çalışmaya başladım. Sonra İstanbul’da Karacan Yayınları’nda ciddi bir süre çalıştım. Orada yöneticilik yaptım. Dergi tecrübesi filan hep bu süreçte oldu. 1990’da da mesleği tamamen bıraktım; erken emeklilik.

Hukuku neden bıraktınız?
Benden avukat olmayaca
ğı o kadar açıktı ki! Petrocelli dizisi vardı o zamanlar, avukattı Petrocelli, jürinin karşısına çıkıyordu, tüm meseleleri çözüyordu filan, ben de öyle zannettim ama öyle olmadığını gördüm okurken. Dört yıl okudum ama bitirmedim. Diplomayı alsam askere gitmek zorunda kalacaktım, İzmir’e gidip tiyatro okuyamazdım o zaman.

Tiyatroyu askerli
ği ertelemek için mi gündeminize aldınız?
Yok, gerçekten ilgi duyuyordum. Okuldaki üstadım Turgut Özakman’dı. Onun etkisiyle gittim
İzmir’e. Turgut hocanın dizinin dibinde olmak bana çok şey kazandırdı.

Ama daha sonra tiyatroyla da aranız bozuluyor sanıyorum.
Drama sanatlarıyla ilgili aslında
İstanbul’daki ilk yıllarımda, Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın TV skeçlerinin yazar ekibindeydim. Tiyatroya dair ise, yıllar sonra ‘Letafet’ isimli bir oyun yazdım sadece. Hüseyin Avni Danyal’ın isteği üzerine. O oyun için şarkılar da yazdım, hatta bir tanesi de bu albümde yer alan ‘Sevdikçe Sevesin Gelir’.

Okullu biri olarak, DT’nin özelle
ştirilme meselesine ne diyorsunuz?
Türkiye bir dönü
şüm geçiriyor. Kapitalist bir toplum olmaya çalışıyor ve bu süreçte kendi burjuvasını yetiştiriyor ama bizim burjuva bu kadar! Bizim burjuvazinin tiyatroya bakış açısının sonucu bütün olup biten aslında. Bir ülkenin kültürü o ülkenin en büyük zenginliğidir, onun için devlet tiyatroları beslemeli. Halkın her kesimi izlemiyor olabilir.Türkiye’de Türk Sanat Müziği şu an en az dinlenen müzik. Ne yapalım, kapatalım mı konservatuvarları? Bu iş halkın gösterdiği ilgiyle ölçümlenmez.

Hukuk, tiyatro, müzik vs. ne çok
şey yapmışsınız...
Müzik benim 32. mesle
ğim. Çocukluğumda Fethiye’de inşaat sulamaktan pansiyon işletmeye bir sürü iş yaptım. 11 yaşında çıktım Fethiye’den. Bornova Anadolu Lisesi’nde yatılı okudum. Oraya bıraktı beni babam, sonra da yazdan yaza ancak dönebildim Fethiye’ye. O zamandan beri gurbet çocuğuyum.

Nasıldı ilk gurbet günleri?
Rezalet! Yatılı okulun ilk günleri herkes için kâbustur zaten. Kasabadan gelmi
şsindir, kendini böcek gibi hissedersin. Ama sen böceksen, yanındaki de böcek. 11 yaşında çocuksun, ana kuzusu, kendi çorabını yıkıyorsun. Ha olmaz mı? Oldu!

Ba
ğlamayla tanışmanıza vesile olan sıla özlemi mi?
Yok, Fethiye’de babam ve abilerim de ba
ğlama çalardı zaten. Ustam ortanca abimdir. Hepsinden bir şey öğrenmişimdir ama en çok onunla haşir neşir olduğum için ustam odur derim. Yatılı okulda gitara yönelimim oldu ama sonra bağlamaya ayıp oluyor diye geri döndüm. O gün bugündür, hâlâ öğreniyorum, yaşadığım sürece de öğreneceğim.

Türkü söyleyi
ş biçiminiz için rock tandanslı desek doğru olur mu?
Ben türkülerin hep rock oldu
ğuna inandım. Anglosakson kültüründe rock neyi anlatıyorsa bizde de türküler aynı şeyi anlatıyor. Söyleyiş biçimim de hiçbir zaman otantik olmadı. Kendimce geliştirdiğim tarzda, en yumuşak söylediğim şarkıda bile bir rock kokusu alırsınız, doğrudur.

Albüme gelelim. Önemli ama bir yandan da tarzınızla çok da uyu
şmayan isimlerle çalışşsınız: Can Şengün, Alp Ersönmez, Volkan Öktem…
Can
Şengün çok yetenekli, çok önemli bir gitarist. Uzlaşması çok zor bir flört dönemi geçirdik onunla. O benim için kim bu adam diyor, ben onun için kim bu adam diyorum... Türkiyeli bir adam değil çünkü Can, Amerika’da büyümüş, okumuş. Ama ben dünya müziklerine açık bir insanım, hatta her zaman söylerim rock benim için çok önemlidir. Baktık ki ortak bir kanalımız var aslında. Pink Floyd’dan, Queen’den, Deep Purple’dan beslenmişiz ikimiz de. Sonra aradığımız tadı bulduk. Zaten çok kalabalığımız yok enstrüman olarak, davulları Volkan Öktem, basları Alp Ersönmez, perküsyonları Mehmet Akatay çaldı. Bunların hepsi dünya çapında adamlar, içlerindeki en kariyersiz müzisyen benim, öyle söyleyeyim.

Bir tarz çatı
şması yaşandı mı?
O daha popüler insanlarla çalı
şıyor tabii, Tarkan’ın orkestra şefi, Sezen Aksu’yla, Kenan Doğulu’yla filan çalışıyor. O yüzden başlangıçta, albümdeki türküleri yaparken bir anlayış sorunu olacak zannetti Can, ama sonradan aştık.

De
ğişik türlerden örnekler var albümde; Türk Sanat Müziği, rock ballad, Latin formatlı bir şarkı…
Aslında hepsi aynı enstrümanlarla çalındı. Sözgelimi türkü kaydı için haydi etnik enstrümanlar ekleyip renk katalım demedik. Aynı takım çaldı bütün parçaları. Zamanında müzik yayıncılı
ğı da yapmış biri olarak şunu söyleyebilirim. Hepsi makamsal şarkılardır. İş tam olarak bu topraktan çıkma bir iş oldu ama tadı evrensel. Kayıt için Amerika’ya gönderdik parçaları, oradan da ‘pure/saf’ ve ‘unique/eşsiz’ yorumuyla döndü.

Peki kategorize etmek istesek?
Çok zor. Albümde bir Türk Sanat Müzi
ği şarkısı var, Rock FM de çalıyor, Alaturka FM de çalıyor. İstediğim şey de bu zaten benim. Etnik senfonik rock’ın peşindeyim aslında. Ha oraya vardık mı? Nasıl varalım, benim senfoni orkestrasıyla çalacak gücüm yok, bu işler güç meselesi.

 


Yazıyı Tavsiye Et

Yorumlar


Bu yazıya henüz yorum yapılmadı.

Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.